Author Archives: Şilan

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About Şilan

Ankara doğumluyum, Berlin'de yaşıyorum, boş zamanlarımda dünyayı gezmeyi ve seyahat günlükleri tutmayı, bir de yoga yapmayı seviyorum... Facebook: http://www.facebook.com/SeyahatGunlukleri

Viyana’da iki Gün

Standard

26 – 28.04.2013

Balkanlar turumuza başlamadan önce Berlin ve Zagreb arasında mutlaka görülmesi gereken bir durak olduğunu düşündüğümüz Viyana’da iki gece konaklamaya karar verdik. Berlin’den kalkan yataklı gece trenimiz ertesi sabah erkenden Viyana ana tren istasyonuna bıraktı bizi.

Viyana’da ekonomik seyahat eden, sırtçantalı turistler için hostel ve pansiyonlar en uygun konaklama seçenekleri. Biz hem uygun fiyatı hem de merkezi konumu sebebiyle Jugendherberge Myrthengasse isimli hosteli tercih ettik. Hostel tercih ederek Avrupa’da seyahat edenler bilir, Jugendherberge zincirine dahil hosteller özellikle sırtçantalı genç gezginlerin, geziye çıkmış okulların ilk tercihidir. Ama benim son yıllarda gözlemlediğim kadarıyla, özellikle Orta Avrupa’da bulunan Jugendherberge hostelleri temizlik, kalite ve konum avantajlarıyla sırtçantalı genç çiftlerin ve ailelerin de tercih ettiği konaklama mekanları olmuş. Bundan dolayı pek çok Jugendherberge’de çiftlere ve ailelere yönelik özel odalar bulmak ve çok uygun fiyatlara kiralamak mümkün. Biz Jugendherberge Myrthengasse’den oldukça memnun kalıyoruz. İki kişilik, banyosu olan bir odaya, kahvaltı dahil gecelik fiyat olarak 45 Euro ödüyoruz ki Viyana’nın merkezinde bu kalitedeki bir konaklama mekanı için çok uygun bir fiyat gerçekten bu. Ve de ilk sabah hostel yemek salonundaki kahvaltı büfesini gördüğümde en lüks otellerde bile olmadığım kadar beni mutlu eden bir manzarayla karşılaşıyorum: Taze Nutella çeşmesi! Evet, otellerdeki alışılagelmiş küçücük plastik  kutular içindeki, katılaşmış Nutella yerine, bu kendi halindeki hostel, kahvaltı salonuna çesmesinden taze Nutella akıtan bir kap koymuş. Kahvaltımız boyunca sürekli çeşmenin başında olduğumu söylememe gerek yok sanırım 🙂

Hostelimiz "Jugendherberge Myrthenstrasse"

Hostelimiz “Jugendherberge Myrthenstrasse”

Viyana’ya vardığımız ilk sabah, henüz saat çok erken olduğu için hostel odamıza check-in yapamıyoruz, biz de sırtçantalarımızı hostele bırakıp kruvasanlı kahveli bir Viyana kahvaltısı ve ufak bir şehir turu için yola düşüyoruz. Saat sabahın 8’i olduğu için şehir henüz boş, pek çok kafe açılmamış bile. Sonunda Opera Binası yakınlarında açık bir kafe bulup (Cafe Mozart) kahvaltımızı ediyoruz. Kahve ve kruvasan cidden lezzetli, e zaten iki kruvasanlı iki kahveli kahvaltı 20 Euro olunca, kalite de  ona göre olmalı. Viyana’da yeme içme fiyatları yüksek. Hele de en son sırtçantalı seyahatini Güney Asya’ya yapmış olan bizlere fiyatlar daha da bir yüksek göründü. Kahvaltı sonrası Müzeler Meydanı (Museumsquartier), St.Stephen’s Katedrali, Hofburg Sarayı gibi birkaç turistik noktayı ziyaret ediyoruz.

Viyana beni şaşırtıyor. Büyük, gösterişli, kalabalık ve telaşlı bir metropol beklentisiydeydim. Büyük, gösterişli ama telaşsız, rahat, neşeli ve sevimli bir şehirle karşılaştım. Güzelim tarihi mimarisi ve geniş, modern caddeleri uyum içinde. Turist kalabalıkları var ama Londra’nın Paris’in o telaşlı, trafikli, iş stresli şehir kalabalığına raslamıyoruz hiç. Yorulduğumuz her yerde oturup dinlenilebilecek, bir yandan da etraftaki güzelim yapıları izleyebilecek yeşil bir park var. Sanki her ara sokaktan klasik müzik sesi geliyor, her köşeye birazcık sanat ve tarih sinmiş gibi.

Viyana sokakları

Viyana sokakları

Hostelimizde küçük bir öğle molası ve siestasından sonra şehri keşif turlarımıza devam ediyoruz. Bu kez durağımız Hundertwasser Haus (http://www.hundertwasser-haus.info/en/). Meşhur Avusturyalı sanatçı Hundertwasser’nın konsepti ile geliştirilen, gerçek üstü görünümlü, çılgın ve eğlenceli bu bina, Viyana’daki favori keşiflerimden oldu. Binayı dışarıdan görebiliyorsunuz, içini gezmek mümkün değil çünkü binada kiracılarıyla, apartman daireleriyle sürüp giden bir günlük hayat var. Ama binayı dışarıdan gördükten sonra, yakınlarda bulunan Kunst Haus Wien‘e gidin ve buradaki Hundertwasser Museum tuvaletlerine bir uğrayın derim 🙂 Böylece bina içinin de dışı kadar çılgın tasarlandığını göreceksiniz. Müze bitişiğinde bulunan avlu içindeki Cafe Dunkelbunt‘un (http://www.kunsthauswien.com/en/caferestaurant) tatlıları lezzetli, dekorasyonu Hundertwasser konseptli. Bir kahve ve tart molası için ideal. Yeme içmeden bahsetmişken, Viyana’ya kadar gelip de meşhur Viyana şnitzelini (Wiener Schnitzel) tatmamak olmaz tabi ki. Rehberimizde önerilen Figlmüller sadece şnitzel üzerine yoğunlaşan, dev porsiyonlarda Viyana şnitzeli servis eden ve kapı önünden turist kuyruklarının eksik olmadığı bir restoran (http://www.figlmueller.at/en/welcome.html). Saat 16 civarında, yani akşam yemeği için erken, öğle yemeği için geç tuhaf bir saatte orada olmamıza rağmen en az yarım saat kuyrukta bekliyoruz biz de, restoranda bir masa kapabilmek için. İki dev porsiyon şnitzel, bir porsiyon patates salatası ve bir şişe su için 40 Euro ödüyoruz. Şnitzeller çok lezzetli neyse ki 🙂

Hundertwasserhaus

Hundertwasserhaus

Hundertwasser tuvaletleri :)

Hundertwasser tuvaletleri 🙂

Ve Viyana’da yapılmadan dönülmemesi gereken diğer bir aktivite: Devlet Opera Sahnesi’nde (Staatsoper) bir opera izlemek! Gündüz ilk işimiz bilet gişesine gidip o akşamki opera için bilet sormak oluyor. Tabi ki son dakikada bulunabilen biletler sadece en pahalı yerlerden kalmış, 100 Euro ya da üzeri fiyatlar. Ama öğreniyoruz ki ekonomik bir seçenek de mevcut: Ayakta opsiyonu. Operanın başlamasına 1,5 saat filan kala, ayakta biletlerinin satıldığı gişe önünde (Stehplatz Kasse) kuyruğa giriliyor, 3-4 Euro’ya en güzel operalar için, hem de Viyana sahnesinden bilet bulunuyor! Tabi saatlerce ayakta izlemeyi göze alın, topukluları giyip gelmeyin. Ama şort altı sandaletle de gelmeyin çünkü biz kuyruktayken önümüzde bekleyen bir turist kızcağızı üzerinde çok kısa ve spor bir kot şort, altında parmak arası terlik var diye geri çevirdiler. Zaten opera izlemeye gelmiş spor ayakkabılı turist izleyicilerle balo kostümlü ve smokinli Viyana sakinleri arasındaki tezat oldukça belirgin. Neyse ki sırtçantanızda Viyana operası için balo kostümü taşımak gerekmiyor. Biz kot pantolon altına spor ayakkabılarımızla sorun yaşamadan girdik içeri. “Werther’ operası sahneleniyor o gece, pek opera meraklısı olmayan ben bile etkileniyorum atmosferden, sahnede sergilenen performanstan.

Viyana’da canlı opera seyretmek isteyen ama 3-4 Euro bilet fiyatını da çok bulanlar için bir seçenek daha var: Opera binasının arka tarafındaki trafiğe kapalı caddede, opera binası üstüne sabitlenmiş dev bir projektörden içeride yayınlanan opera canlı olarak sokaktaki izleyicilere yansıtılıyor. Hele hava da güzelse, pek çok insan piknik sepetini, yiyeceğini, içeceğini, mini portatif sandalye ya da yere serilecek örtülerini alıp binanın önüne yerleşiyor ve açık havada, bedava opera keyfi yaşıyorlar. Biz Viayana’daki ikinci gecemizde de bunu denedik, çok keyifliydi.

Açık havada canlı opera!

Açık havada canlı opera!

Viyana’daki ikinci günümüzü müze gezmeye ayırıyoruz. Museumsquartier’deki Kunsthistorisches Museum (Sanat tarihi müzesi) ve Neu Burg Museum‘u gezmek neredeyse günün tamamını alıyor. Neu Burg’daki Efes Galerisi Türk ziyaretçiler için ilginç olabilir. Müzelerden arta kalan zamanlarda ise sokak kafelerinde oturup, sokak müzisyenlerini dinleyip, caddelerde ve parklarda dolaşarak Viyana’da güneşli bir yaz gününün tadını çıkarıyoruz. Ertesi gün erkenden Zagreb’e otobüsümüz kalkacak. İki gün yeterli oldu mu peki Viyana için? Bir hafta da kalsak sıkılmazdık hissi var içimde gerçi ama, en azından iki tam gün ve gece ayırmak bu şehri keşfedebilmek için iyi bir başlangıçtı diyebilirim.

Bir sonraki yazıda Balkan turumuzun ilk durağı olan Zagreb’deyiz!

Dev porsiyonlarda Viyana şnitzeli...

Dev porsiyonlarda Viyana şnitzeli…

Kunsthistorisches Museum

Kunsthistorisches Museum

IMG_1512

Kategori: Avrupa

Sırtçantasıyla Balkanlar Turu: Başlangıç ve Bazı Pratik Bilgiler

Standard

Henüz geçen haftalarda bitirip döndüğümüz Balkanlar seyahatimizin günlüklerini ayağımın tozuyla hemen paylaşmaya başlayacağım. Geleneği bozmayarak serinin ilk yazısını bu rota için genel bilgi ve önerilere ayırıyorum.

Bu seyahati planlarken hedefimiz Berlin üzerinden sadece karayolunu kullanarak İstanbul’a ulaşmaktı. Yol üzerindeki Viyana’yı da iki gün için rotamıza dahil ettik. Ve ortaya şöyle bir güzergah çıktı: Viyana, Zagreb, Plitvice Gölleri Ulusal Parkı, Zadar, Split, Hvar ve Korčula Adaları, Dubrovnik, Karadağ’ın Kotor ve Perast şehirleri, Mostar, Saraybosna, Belgrad, Sofya, İstanbul.

Zagreb - Mirogoj Mezarlığı

Zagreb – Mirogoj Mezarlığı

Seyahatimiz toplam 3 hafta sürdü, zamanlama olarak Mayıs ayını seçtik. Özellikle Hırvatistan’ın turistik ada ve şehirlerinin yüksek sezon olan Haziran-Eylül arasında çok kalabalık ve pahalı olduğunu duymuştuk, henüz ölü sezon sayılan Mayıs’ı seçmemizde bunun da etkisi oldu.  Mayıs ayında bu turu yapmanın artı ve eksi yönlerine hemen değineyim. Önce artılar: en popüler şehir ve Hırvat adalarında bile turist kalabalıkları fazla değil. Önceden yer ayırtma, rezervasyon derdi olmadan gittiğiniz yerlerde biraz dolaşıp en beğendiğiniz otel ve pansiyon odalarını kiralayabiliyorsunuz. Üstelik de fiyatlar yüksek sezonun yarısı kadar bile değil. Mayıs her ne kadar ölü sezon sayılsa da aynı zamanda yaz başlangıcı. Eğer şansınıza yağmur ve soğuk hava dalgası denk gelmezse rahatlıkla denize girip güneşlenilebilir. Üstelik henüz 30 derece üzeri yaz sıcaklıkları da pek olmadığından şehir ve doğa turları başa güneş geçme ve sıcaktan fenalaşma tehlikleleri olmadan, rahat rahat yapılabilir. Biz hava açısından genel olarak şanslıydık, gezimizin özellikle de plajlı denizli Hırvatistan kısmı hep güzel, güneşli havalara denk geldi. Denize de girdik, plaj tatili de yaptık, ölü sezon fiyatlarıyla yüksek sezon keyfi yaşadık 🙂

Hvar Adası

Hvar Adası

Eksilere gelince: Mayıs ayında Balkan ülkelerinde hava çok değişken. Güneyde ve deniz kenarı yerlerde hava ılıman, güneşli iken biraz kuzeyde kalan yerler ve kara ikliminin görüldüğü şehirler yağmurlu ve soğuk olabiliyor. Biz Saraybosna ve Belgrad’da şu Balkanlar’dan gelen soğuk hava dalgasıyla bizzat tanışma şansına eriştik ve donduk. Yanımızda kalın giysiler de olmadığından tüm tişörtlerimizi üstüste giymeyi denedik ama yine de faydası olmadı. Eğer henüz havaların dengesiz olduğu bahar aylarında gidiyorsanız o taraflara, yanınıza yazlık şeylerin yanısıra kalın bir iki kazak, mont almayı unutmayın. Bir de Mayıs ölü sezon sayıldığından Hırvat adalarında adalar arası tekne turlarının çoğu henüz başlamamıştı, ulaşım imkanları çok kısıtlı ve pahalıydı. Pakleni ve Brac Adaları’na günübirlik geçmeyi başaramadık çünkü haftanın sadece bir iki günü, günde bir kez ve uygun olmayan bir saatte ulaşım imkanı vardı. Fiyatı da cabası. Duyduğumuza göre yüksek sezonda her gün, günde bir kaç kez tekne ve botlar hareket edermiş Hvar etrafındaki diğer popüler adalara.

Ve gelelim Türk gezgininin en büyük sorusu ve sorunu olan vize durumlarına. Viyana ve Sofya için Schengen vizesi gerekli. Hırvatistan ne yazık ki çok yakın bir geçmişte, Avrupa Birliği’ne giriş hazırlıkları kapsamında Türk vatandaşlarından vize istemeye başladı. Başka bir ülkeden Schengen vizeniz varsa da Hırvatistan’a girebiliyorsunuz. Bosna Hersek (60 güne kadar), Karadağ (90 güne kadar) ve Sırbistan (90 güne kadar) Türk vatandaşlarından vize istemiyor.

Mostar Köprüsü ~ Bosna Hersek

Mostar Köprüsü ~ Bosna Hersek

Son olarak kısaca bu rota üzerindeki güvenlik, hijyen ve ulaşım şartlarına değineyim. Öncelikle ziyaret ettiğimiz ülke ve şehirlerin hiçbirinde en ufak bir güvenlik problemi, hırsız kapkaç korkusu yaşamadık. Hatta fazlasıyla rahatlayıp İstanbul’a döndüğümüzde de bir süre çantalar açık, cüzdanlar ortada dolaşmaya devam ettik de neyse bir kaybımız olmadan kendimize geldik. En turistik ve kalabalık, büyük şehirler olan Zagreb, Dubrovnik, Belgrad ve Sofya bile bana İstanbul’dan daha güvenli geldi nedense. Hijyen koşulları da aynı şekilde, minimum İstanbul seviyesinde ya da çok daha iyisiydi. Özellikle Hırvatistan, artık AB’ye girmek üzere olmasının da etkisiyle midir bilmem, sokak ve caddelerin, restoran ve otellerin temizliği konusunda standart üzeriydi diyebilirim. Hırvatistan ve Bosna-Hersek’te musluktan akan su da içilebiliyordu.

Ulaşım aracı olarak Berlin-Viyana arası ve Sofya-İstanbul arası tren, geri kalan kısımlarda otobüs, gemi ve kiralık araba kullandık. Ülkeler arası ulaşım imkan ve alternatifleri çok iyi, ulaşım genel olarak kolay ve konforluydu.

Bundan sonraki ilk yazıda Viyana geliyor, sonra da gelsin Balkanlar! 🙂

Plitvice Gölleri ~ Hırvatistan

Plitvice Gölleri ~ Hırvatistan

Kotor ~ Karadağ

Kotor ~ Karadağ