Tag Archives: sırt çantasıyla güney asya

Tek Başına Sırtçantalı Olmak: Koh Phangan’a Bir Bilet

Standard

27.05 – 06.06.2012

Çılgın dolunay partileri ile ünlü bir eğlence adası olan Koh Phangan’daki hayatı huzur dolu olarak nitelemem alışılmadık gelebilir kulağa ama tam da böyle, huzur dolu bir hafta geçirdim bu güzel adada. Koh Phangan’a geliş sebebim bir haftalık bir yoga kampı olduğu için ve yaklaşık 2 aydır yollarda olmanın getirdiği yorgunluk da ağır basınca sadece huzuru ve sakinliği tercih ettim burada. Dolunay partisine bile katılmadım, bu yazı serisinden beklentilerinizi baştan ona göre ayarlayın yani 🙂 Koh Phangan seyahatimi iki bölüm halinde anlatacağım. Okumakta olduğunuz bu ilk bölüm daha çok tek başına seyahat üzerine izlenimlerimi içeriyor. İkinci bölümde ise bu adaya asıl geliş sebebim olan Agama Yoga’yı yazacağım.

Koh Phangan sahilleri

Koh Phangan sahilleri

Til’le birlikte Bangkok’a döndükten sonra o, Bangkok’tan Almanya’ya uçuyor, ben ise tek başıma düşüyorum yine yollara. Bangok’ta Khao San Road’da bulunan turist acentalarının hepsi Bangkok – Koh Phangan arasında gece otobüsü ve bot ulaşımını içeren kombine biletler satıyorlar, fiyatlar da birbirinin benzeri. Çok pratik bu kombine biletler, herkese tavsiye ederim.

Gece otobüsünde yanımda sırtçantam, elimde tek kişilik biletim, beni uğurlayan Til’e camdan el sallarken, kendimi okula yeni başlayan çocuk gibi hissediyorum resmen. Bu benim ilk solo sırtçantalı seyahatim. Daha önce defalarca tek başıma seyahat ettim ama hepsinde gideceğim otellerde rezervasyonum belliydi, indiğim yabancı ülkelerde hava alanında beni karşılamaya gelen bir lokal insan bulunurdu, gitmem gereken yerlere ulaşmak için bir taksiye atlayıp adresi veriverirdim. Sonra sırtçantalı seyahatlere başladım. Konfor alanımı genişlettim, tur acentaları, otel rezervasyonları olmadan gezmeyi, köşe bucakta kalmış, turistlerce bilinmeyen yerler keşfetmeyi, gerektiğinde tren istasyonlarının bekleme salonlarında yere bir örtü serip uyumayı, uçak ve taksi yerine tren ve otobüs kullanmayı öğrendim, sevdim. Ama genelde yılların sırtçantalısı olan Til’e sırtımı dayamayı da ihmal etmedim. Güvenli olması açısından seyahatler sırasında paramız bile Til’in beline taktığı gizli fermuarlı kemerde saklı durur, ben gayet rahat dolaşırım sokaklarda, paraya ve pasaporta sahıp çıkma kaygısı olmaksızın.

Artık sırtçantam ve ben başbaşayız bir süreliğine

Artık sırtçantam ve ben başbaşayız bir süreliğine

Ama şimdi tek başıma, hangi otelde kalacağıma bile karar vermemiş olarak yoldayım. Daha ilk geceden, otobüs molalarında tuvalete gitmem gerektiğinde yolda tek başına olmanın zorluklarını farkediyorum: Eşyaları yanıma almam lazım, gözkulak olacak kimse yok. Tek başına seyahatin zorluklarıyla ilgili diğer gözlemlerim ise şöyle:

  • Tüm eşyalara, sırtçantana, parana, pasaportuna tek başına sahip çıkmak ne önemli ve ne zor bir işmiş. Yol arkadaşıyla seyahatin en büyük avantajlarından biri de bu olsa gerek, gerektiğinde eşyalara gözkulak olacak birisi.
  • Tek kişilik hostel, pansiyon ve bungalov fiyatları iki kişilik odalarla karşılaştırınca (kişi başı) fiyat daha pahalıya geliyor. Bu yüzden tek başına seyahat ederken bile, güvendiğiniz başka solo gezginlerle karşılaşınca iki kişilik bir oda paylaşmak ya da çok kişilik hostel yurtları daha hesaplı.
  • Hiç tanımadığın bir şehre ilk kez vardığında, keyfin yokken, yorgunken, hastayken yanında güvendiğin bir yol arkadaşının olması  büyük bir rahatlık olabiliyor.
  • Motosiklet ya da vespa kullanmayı bilmiyorsanız, bunları kullanabilen bir yol arkadaşınızın olması Güney Asya ülkelerinde büyük avantajmış meğer.
  • Odanızdaki hamamböceği, kertenkele ve bilimum haşereyle savaş konusunda iş başa düşüyor. Ne yalan söyleyeyim, en zorlandığım kısım bu oldu. Korkuyorum, evet.

Zorlukları sıraladım hemencecik. Hala, hayatımı yol arkadaşımla seyahat ederek geçirmeyi istiyorum. Ama, Til’in bu yazdıklarımı anlamayacak olması ihtimaline de güvenerek paylaşmam gereken bir sırrım var şimdi: Tek başına seyahat etmenin büyüsüne kapıldım bu ilk solo seyahatimde. Bir iki günlük bir alışma ve zorlanma devresinden sonra bir anda kendimi bambaşka bir tecrübenin ve maceranın içinde buldum. İşte bunlar da tek başına seyahat etmenin güzelliğine dair gözlemlerim:

  • İddia ediyorum, iyi bir arkadaşla seyahat, hele de bu arkadaş sevgili ya da eşse,  insanı birazcık asosyal yapıyor. Til’le gezilerimizde sosyal bir çift olduğumuzu sanırdım üstelik. Diğer gezginlerle yapılan sohbetler, arada birlikte çıkılan turlar, bir iki akşam başka gezginlerle beraber yemeğe eğlenceye çıkmalar filan. Ama sonuçta insanı gerçekten kabuğundan çıkmaya, sosyal olmaya iten hatta zorlayan şey tek başına olmakmış. (“Tuvalete gideceğim, sırtçantama bakar mısın? “, “Tek başına bir bayan olarak burada kalmak güvenli mi?”den başlayıp gidiyor konuşma konuları 🙂 ) Diğer gezginlerle gerçekten arkadaşlık kurduğum tek seyahatim Koh Phangan oldu diyebilirim. Ha bir de, Koh Phangan’da motosiklet kullanmayı bilmeyen yalnız bir turist olmak da başlıbaşına sosyalleşme kaynağı. Koh Phangan’a gelen turistler (en azından benim kaldığım Sri Thanu ve Haad Rin civarındakiler) genelde batılı sırtçantalı gençler ya da yoga tutkunları. Çok rahat ve arkadaşça bir atmosfer esiyordu heryerde, sadece yerli halk değil turistler arasında da. Adanın ana caddelerinde ne zaman yalnız yürümeye çıksam ya da yoga okulu yollarındayken  beni gideceğim yere ya da yakınına kadar bırakmayı teklif etmek için yanımda duraklayan bir motosikletli turist oluyordu mutlaka.
  • Tek başına seyahat insanı daha pratik, daha zeki ve daha çevik yapıyor. Güvenli bir seyahat için sürekli gözler ve kulaklar, algılar açık durumda olmalı. Tüm kararları kendi başına verme ve herşeyi tek başına organize etme gerekliliği insana hem çok değerli bir tecrübe oluyor, hem de kendi güç ve potansiyelinizin şaşırarak farkına varıyorsunuz.
  • Bazen uzak yol seyahatlerine herşeyden uzaklaşmak, yepyeni bir dünya keşfetmek için çıkar ya insan, işte özellikle böyle gezilerde tek başına olmak önemli belki de. Yanınızda size sürekli normal sizi, günlük hayattaki sizi hatırlatan birisi olmadığında, hiç tanımadığıniz bir sizle tanışmak mümkün olabiliyor.
  • Tek başına yolculuk etmek insanı hem alabildiğine cömert ve paylaşımcı yapıyor, hem de bir o kadar bencil olmasına izin veriyor. Yemeğinizi, suyunuzu, zamanınızı, düşüncelerinizi, korkularınızı hiç tanımadığınız insanlarla seve seve paylaşıyorsunuz. Kimsenin planına, isteğine uymak durumunda kalmadan sadece kendi istek ve beklentilerinize göre seyahatinizi planlayabiliyorsunuz da.

Ben yine de genel olarak yol arkadaşımla seyahati seçen bir gezgin olacağım sanırım ve umarım bundan sonraki sırtçantalı hayatımda da. Ama arada bir firsatını bulup tek başına seyahatlere çıkmak da yeni hedeflerim arasında 🙂

Gelecek yazıda Koh Phangan’da huzurlu ada hayatı ve Agama Yoga maceralarım sizi bekliyor!

IMG_10660

Kategori: Sırt Çantasıyla Güney Asya

Reklamlar

Doymadım, Doyamadım Gezmelere Seni Ben: Siem Reap ve Angkor Tapınakları

Standard

10 – 14.05.2012

Güneydoğu Asya seyahatimin en heyecanla beklediğim durağıydı Kamboçya’nın Siem Reap şehri. Çünkü hep resimlerde görüp bir gün ziyaret etmeyi hayal ettiğim Angkor Tapınakları bu şehirde yer alıyordu. Angkor Tapınakları tam da beklediğim gibi seyahatimin en etkileyici anılarını bıraktı bende. Beklemediğim ve şaşırarak farkettiğim ise Siem Reap şehrinin sessiz, çekingen güzelliği oldu…

Ankor Wat'ı uzaktan seyretmek

Ankor Wat’ı uzaktan seyretmek

Öncelikle Kamboçya’ya gitmeyi planlayanlar için bir kaç pratik bilgi vereyim. Gezgin Türk vatandaşlarının aklına gelecek ilk soru tabii ki vize durumu. Güzel haber: Kamboçya şimdilik Türk vatandaşlarına direk sınırda vize alma şansı veriyor. Biz Laos’tan (4 Bin Adalar’dan yola cikan bir otobus ile) karayolu ile Kamboçya’ya geçtik ve sınırda hiç problemsiz, 15 dakikada vizeler alındı. Bizim 4 Bin Adalar’daki bir tur acentasından ayarladığımız bilete sınırda vize alınması da dahildi. Yani otobüsten bile inmedik, acenta görevlileri sınırda vize işlemlerimizi bizim yerimize halletti. Bizi Siem Reap’e götürecek bu otobüse kişi başı 35 Euro ödedik. Biraz pahalı ama değdi. Çok konforlu bir turist otobüsüydü ve videoda meşhur film “Killing Fields”i (Ölüm Tarlaları) izleme şansımız oldu. Yine de seyahate çıkmadan önce vizede son durumu kontrol etmenizi tavsiye ederim çünkü Güneydoğu Asya ülkelerinde Vietnam ile başlayıp Laos ile devam eden bir „Türk vatandaşlarına vizede zorluk çıkarma“ modası gündemde. Kamboçya’ya direk uçmuyor ve diğer Güneydoğu Asya ülkelerini kapsayan bir tura dahil etmek istiyorsanız, Laos, Vietnam ve Tayland’dan bu ülkeye karayolu ile sınır geçişleri mümkün. Havası ve insanları sıcak, yemekleri lezzetli, otelleri kaliteli ve ucuz bir ülke. Yakın geçmişteki acı dolu hikayesine (bkz. Kızıl Kmer dönemi) rağmen hep gülümseyen insanları özellikle derinden etkiledi beni.

Siem Reap, Angkor Tapınakları sayesinde özellikle son yıllarda Kamboçya’nın turizm gözbebeği haline gelmiş bir şehir. İrili ufaklı, en lüksünden en ucuzuna her bütçeye uygun otel ve pansiyonlar, kafe ve restoranlar bulmak mümkün. Biz Golden Temple Villa Otel’de kaldık ve tüm Güney Asya seyahatimizin en favori oteli bizim için bu oldu. Biraz pazarlıkla (ölü sezon olmasının da etkisiyle) iki kişilik lüks ve klimalı bir odaya gecelik sadece 16 Dolar ödedik. Ve bu fiyata otelin internet odasındaki bilgisayarlarda sınırsız internet kullanımı, bir seferlik Khmer masajı ve otelin kiralık bisikletleri de dahildi. Merkezi olması ve yemyeşil bir bahçenin içinde yer alması da cabası. Otelin bitişiğindeki restoranda ise mutlaka Kamboçya’nın meşhur yemeği olan Amok’u denemelisiniz.

Geleneksel yemek: Amok

Geleneksel yemek: Amok

Siem Reap’te yapılması gereken başlıca turistik aktivite tabii ki Angkor Tapınakları’nı ziyaret etmek. 10. ve 12. yüzyıllar arasında inşa edilmiş olan Angkor Tapınakları Kmer İmparatorluğu’nun ve mimarisinin en önemli sembolü. 400 kilometrekarelik bir alana yayılmış olan Arkeolojik Park içindeki bu tapınak kompleksini hakkını vererek ziyaret etmek için en az üç gün, mümkünse bir hafta gerekli. Angkor Tapınakları’nı ziyaret için bir günlük (kişi başı 20 Dolar), üç günlük (kişi başı 40 Dolar) ve bir haftalık (kişi başı 60 Dolar) olmak üzere üç  ayrı bilet seçeneği var. Biz kısıtlı zamanımız olduğu için üç günlük bilet aldık ve bu üç günün neredeyse tümünü Angkor Tapınakları’na ayırmamıza rağmen yine de doyamadan, gözümüz arkada ayrıldık buradan.

Angkor'un asırlık dev ağaçları

Angkor’un asırlık dev ağaçları

Peki üç günlük bir biletle Angkor Tapınakları en verimli şekilde nasıl gezilir? Öncelikle tapınak kompleksini gezmek için tuk-tuk (Asya ülkelerinde yaygın olan bir çeşit yerel moto-taksi) kiralayabilir ya da kendiniz bisikletle gezebilirsiniz. Tüm gün sıcağın altında pedal çevirip yorulmak istemeyenler ve sadece bir günlük bileti olanlara tuk-tuk kiralamalarını öneririm. Biz 3 günün iki gününü otelimizden ödünç aldığımız bisikletlerle gezerek geçirdik. Tapınak kompleksinin merkezinde ve yakınlarında bulunan tapınaklar arasında bisiketle dolaşmak büyüleyici. Yollar asfalt ve gayet iyi, iki yanınızdan ağaçlar, göller ve yüzyıllık görkemli tapınaklar geçiyor. İnsan sıcağı, yorgunluğu ve hatta zaman kavramını bile unutuyor bu bisiklet seyahati sırasında. Üçüncü gün ise kiraladığımız bir tuk-tukla kompleksin en uzak köşesinde bulunan Banteay Srei tapınağını ve Kamboçya Mayın Müzesi’ni ziyaret ettik . Bir de sabah erkenden yola düşmek hem ziyaretçi kalabalıklarından bir nebze kurtulmanızı sağlıyor hem de –yeterince erken uyanmışsanız- gün doğumunda Angkor manzarası görmenizi.

Angkor Arkeolojik Parkı içinde sayısı bini aşkın tapınak yer almakta. Hepsini rahat rahat gezip görebilmeniz için en az bir hafta lazım. Biz üç günlük biletimizle biraz seçici davrandık mecburen. Mutlaka görülmesi gereken en meşhur tapınaklar arasında ilk sırada tabi ki Angkor kompleksinin incisi olan Angkor Wat var. Angkor Wat‘ın dünyanın en büyük Hindu tapınakları grubu olduğu söyleniyor. Kamboçya’nın bayrağında bile yer alan milli bir sembol haline gelmiş olan Angkor Wat diğer Angkor tapınakları arasında günümüze dek en iyi muhafaza edilmiş olanı ve Kmer mimarisinin en güzel örneği.

Mutlaka ziyaret edilmesi gereken diğer tapınaklar ise Angkor Thom bölgesinde yer alan ve Kamboçya’nın efsanevi kralı VII. Jayavarman’a ait tam 216 adet yüz figürünün bulunduğu Bayon ve dünyanın belki de en ince ve zarif taş oymacılığı örneklerini görebileceğiniz güzelim Banteay Srei. Angkor Tapınakları’nın tipik resmi olan tapınak harabeleri arasından yükselen dev ağaç kökleri ve dallarını ise Ta Prohm Tapınağı’nda görmek mümkün.

Angkor Wat ve önünde ibadet eden budist keşişler

Angkor Wat ve önünde ibadet eden budist keşişler

Bayon Tapınağı

Bayon Tapınağı

Bayon Tapınağı'nın yüzleri

Bayon Tapınağı’nın yüzleri

Banteay Srei

Banteay Srei

Banteay Srei'nin güzelim taş oymaları

Banteay Srei’nin güzelim taş oymaları

Ta Prohm Tapınağı

Ta Prohm Tapınağı

Her ne kadar çoğu turist için Siem Reap’e geliş sebebi Angkor Tapınakları’ni görmek olsa da, hazır gelmişken bu güzel şehrin kendisinin de tadını çıkarmayı unutmayın derim. Siem Reap hızla gelişip popüler bir turist merkezi haline dönüşmekte olmasına rağmen sevimliliğini, sıcaklığını yitirmemiş bir Asya kenti. Sokaklarında, pazarlarında dolaşmayı, insanlarıyla konuşmayı ihmal etmeyin.

Siem Reap’te Angkor Tapınakları’ndan arta kalan zamanlarda mutlaka yapılması gerekenler:

  • Kızıl Kmer ordusunda çocuk askerlik yapmış ve daha sonra da Vietnam ordusu için savaşmış olan bir Kamboçyalı tarafından kurulmuş olan Kamboçya Mayın Müzesi‘ni (Cambodia Landmine Museum) ziyaret edin. Kamboçya’nın savaşla dolu yakın geçmişi ve günümüzde bile mayınlardan temizlenememiş topraklarının hikayesi yalın ve açık bir şekilde anlatılıyor.
  • Siem Reap’in gece pazarlarını dolaşın. Özellikle Arts-Night Market (Sanat pazarı) tam bir hediyelik eşya cenneti.
  • Tüm gün tapınaklar arasında yürüyüp pedal çevirdikten sonra kara sular inmiş ayaklarınıza bir Kmer Masajı hediye edin. Şehir merkezinde ve gece pazarlarının içinde çok sayıda masaj salonu var
  • Kamboçya’nın geleneksel yemeği olan Amok’un tadına bakın. Amok muz yaprakları arasında servis edilen balık, tavuk ya da dana eti körisi ve çok lezzetli.
  • Bir geleneksel Kmer dansı gösterisi izleyin. Barlar sokağındaki çeşitli bar ve restoranlarda akşamları yemeğinizi yerken ya da birşeyler içerken ekstra ücret ödemeden dans gösterisini de seyretmeniz mümkün.
  • Veeee en unutulmaması gereken: Kamboçya bir Durian cenneti! Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim bu meyve ile aşkım tam da bu şehirde, yani Siem Reap’te başladı. Anlatmaya çalışsam, anlatamam bu meyvenin tadını. Bu yüzden dedikodulara, beğenmeyenlerin eleştirilerine aldırmayıp mutlaka denemeli ve kendi kararınızı vermelisiniz. Ya sevecek ya nefret edeceksiniz. Kamboçya’da bu meyve “Meyvelerin kralı” olarak biliniyor. Kamboçya standartlarında oldukça pahalı olmasına rağmen (yerli halk için ve  turistler için aynı fiyat geçerli: kilosu 2-3 Dolar civarı), yerli aileler sofralarını bu meyveden mahrum etmiyorlar. Sokaklarda Durian satıcıları görmek mümkün. Tayland’dakilerin aksine burada parçalanmış, yarım, çeyrek durianlar satılmıyor. Tüm bir durian almak durumundasınız ki bu da en az 1 kiloluk bir meyve. Temizleyip, kesip size yenmeye hazır biçimde veriyor satıcılar. Her gün bir kiloyu tek başıma yedim. Otellere, otobüslere yanımda taşıdım, bazen yasaklara aldırmadan. Herşeyi göze aldım günlük durian dozum için. Şimdi nasıl zor geliyor ayrı kalmak… Durian ticaretine mi başlasam, niye yoklar Avrupa’da?
Durian satıcısı bizim için bir tanesini kesip temizlerken..

Durian satıcısı bizim için bir tanesini kesip temizlerken..

Klasik yol manzaraları: Lüks arabaların yanısıra tuk-tuk ve bisikletler. Ve tabi ki maymunlar :)

Klasik yol manzaraları: Lüks arabaların yanısıra tuk-tuk ve bisikletler. Ve tabi ki maymunlar  🙂

Tapınağı saran dev ağaç kökü

Tapınağı saran dev ağaç kökü