Tag Archives: sırt çantasıyla balkanlar

Bosna-Hersek’teyiz: Mostar ve Saraybosna

Standard

10 – 12.05.2013

Geçmişin izlerini sadece insanların değil şehirlerin yüzlerinde de görmek mümkünmüş, Mostar ve Saraybosna öğretti bunu bana…

Dubrovnik’ten 3,5 saatlik, rahat bir otobüs yolculuğu ile Mostar’a vardık. Bu şehirde 3-4 saat geçirip Saraybosna’ya devam etmeyi düşündüğümüz için öncelikle akşama doğru Saraybosna’ya hareket edecek bir otobüs için bilet aldık hemen. Sırtçantalarımızı da otobüs garındaki emanete bıraktıktan sonra meşhur Mostar Köprüsü’ne doğru yola koyulduk. Mostar savaşın izlerini hala derinde taşıyan bir şehir. Eski şehre doğru ilerlerken geçtiğimiz yollardaki yıkık binaların cephelerinde gördüğümüz kurşun izleri, şehrin orta yerindeki koca mezarlıktaki 20’li 30’lu yaşlarında ölmüş onlarca insanın mezartaşları, bir zamanlar bu şehrin üzerine çökmüş olan savaş vahşetinin sessiz tanıkları… Bosna-Hersek gezimize başlamadan önce iki film izlemiştik 90’lı yıllardaki savaşı konu alan: “No Man’s Land (Tarafsız Bölge)” ve “In the Land of Blood and Honey (Kan ve Aşk)”. Özellikle bol ödüllü “No Man’s Land” çok etkilemişti bizi. Ama hiç bir film, çıplak gerçeğin kendisi kadar etkileyemiyor insanı. Mostar bu gün cıvıl cıvıl, hayat dolu, güzel mi güzel bir şehir ama tüm o turist kalabalıklarının, yenilenmekte olan binaların, caddelerin gizleyemediği bir acı ve hüzün sinmiş yine de şehrin üstüne sanki…

Savaşta yıkılmış binalar...

Savaşta yıkılmış binalar…

Bina cephelerindeki mermi izleri

Bina cephelerindeki mermi izleri

Şehir merkezine gitmeden önce yol üstündeki şehir müzesini ziyaret ettik. Bu küçücük müzenin yine küçücük film salonunda Mostar Köprüsü’nün tarihi boyunca çekilmiş fotoğraf ve film karelerinden derlenmiş kısa bir film seyrettik. Müzeden ayrılmadan önce müze görevlisi orta yaş üzeri bayanla biraz sohbet ettik. Görünürde yıllardır süren barış ortamında Boşnak ve Sırplar bir arada bir yaşam sürdürüyorlar şehirde. Ama savaşı bizzat yaşamış bir Boşnak olan bu müze görevlisi bayanla sohbetimizde aslında savaş günlerindeki düşmanlığın üzeri kapalı olarak devam eden bir ayrılığa dönüşmüş olduğunu hissettik.

Mostar

Mostar

Bosna’daki savaşın sembollerinden biri haline gelen meşhur Mostar Köprüsü bu gün şehrin en önemli turist atraksiyonu durumunda. Etrafı ve üzeri  fotoğraf çeken turistlerce kuşatılmış; Mostar’lı bir kaç genç, turistlerden aldıkları bahşişler karşılığında köprünün üstünden nehre balıklama atlıyorlar; civardaki restoran ve kafelerden kahveleri yudumlayarak köprü ve arka planda Mostar manzarasının tadını çıkarmak mümkün; yine civardaki hediyelik eşya dükkanlarından Mostar Köprü’lü buzdolabı magnetleri satın alabiliyorsunuz. Biz de köprü manzaralı bir restorana oturup cevapcicilerimizi yerken bir yandan da Mostar Küprüsü’nün onlarca fotoğrafını çektik, güzel ve güneşli havanın, manzaranın tadını çıkardık. Oysa bundan çok da uzun olmayan bir zaman önce, şimdi bir turist keyfi ve merakıyla izlediğimiz bu köprünün üzerinden geçmeye çalışan sivil insanlar, çocuklar vurulup öldürülüyorlardı. Gezgin olmayı çok seviyorum elbette ama böyle zamanlarda hep bir vicdan azabı duyuyorum ve hep aynı şeyi düşünüyorum: Biz sıcak savaştan uzak bir zamanda, sıcak savaş yaşanmayan  bir ülkede dünyaya gelmiş ve yaşamış olmanın ne büyük bir şans ve lüks olduğunun farkında bile değiliz çoğu zaman… Mostar Köprüsü 1566 tarihinde Mimar Sinan’in öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından inşa edilmiş. Bosna-Hersek iç savaşı sırasında Sırp ve Hırvat saldırıları sonucu yıkıldığında yaklaşık 500 yaşındaymış bu köprü. Savaş sonrası UNESCO ve Dünya Bankası’nın desteğiyle eski haline uygun olarak yeniden inşa edilmeye başlanmış ve 2004’te kullanıma açılmış.

Mostar’ın eski şehir merkezinin küçük, cıvıl cıvıl sokaklarını da hızlıca gezip bir restoranda cevapcici molası verdikten sonra bizi Saraybosna’ya götürecek otobüse bindik ve 3 saatlik bir yolculuktan sonra Saraybosna’ya ulaştık.

Mostar Köprüsü

Mostar Köprüsü

Mostar şehir merkezi

Mostar şehir merkezi

Saraybosna’da aile dostlarımız olan Jose ve Pilar’ın konukları olduk üç gün boyunca. Burada otel araştırmak ve ayarlamak isteyenler buraya bakabilir. İsviçreli bu çift, Jose buraya İsviçre’den sosyal projeler geliştirip yönetmek için gönderildiğinden dolayı, bir kaç yıldır burada yaşıyor. Bu projeler de Boşnak, Sırp ve Hırvat gençler arasındaki iletişimi güçlendirmek üzerine yoğunlaşmış daha çok. Jose bize şehir turlarında rehberlik yaparken bir yandan da uzun uzun anlattı, hala bu üç gruba ait gençler arasında süregelen çatışma ve uçurumu.

Saraybosna kuşbakışı manzarası

Kuşbakışı Saraybosna

Bosna-Hersek’in başkenti olan Saraybosna dini ve kültürel çeşitliliğiyle de meşhur: Boşnak, Hırvat ve Sırpların birarada yaşadığı bu şehirde Müslüman, Yahudi, Katolik ve Ortodokslar özgürce ve uyum içinde ibadetlerini yerine getiriyorlar. Tüm bu dinlere ait ve hatta ateist mezartaşlarının bir arada bulunduğu Lion’s Cemetery (Lion’s Mezarlığı) bu şehirdeki dini çeşitliliğin bir sembolü gibi…

Lion's Mezarlığı

Lion’s Mezarlığı

Üç gün boyunca Saraybosna’da gezip gördüklerimiz, yiyip içtiklerimiz ise şöyle:

  • İlk iş olarak tabii ki eski şehrin sokaklarında kaybolduk. Hediyelik eşya alışverişi yapmak, lezzetli yerel yiyeceklerin tadına bakmak için ideal burası. Özellikle Balkan turumuzda yediğimiz en iyi cevapcicilerin mekanı olan Galatasaray‘ı öneririm. (Adres: Gazi Husrev Begova 44). Buranın sahibi bir zamanlar Galatasaray futbol takımında yer almış meşhur futbolcu Tarık Hodzic’miş ve genelde kendisi de sık sık mekanda bulunurmuş.
  • İki müze ziyaretinde bulunduk; Tünel Müzesi ve Srebrenica Katliamı Müzesi (Srebrenica Genocide Museum).  Tünel Müzesi şehrin merkezine biraz uzak ama toplu taşıma araçlarıyla kolay ulaşılabiliyor. Daha da kolay ulaşmak isteyenler de şehir merkezindeki tur acentalarından Tünel Müzesi’ne rehberli ulaşım paketi alabilirler. Tünel Müzesi, savaş sırasında Sırp kuşatması altında olan Saraybosna’yı Birleşmiş Milletler’in kontrolü altında olan bölgeye bağlamak ve böylece erzak, ilaç ve insan transferi yapabilmek için açılan tünelin olduğu yerde. Müze girişinde önce bu tünel ile ilgili tarihi bilgileri okuyup sonra da tünelin hala açık olan küçük bir bölümünü ziyaret edebilirsiniz.

Eski şehir merkezinde bulunan Srebrenica Katliamı Müzesi ise bizi çok etkiledi. Mutlaka görülmesi lazım.

Tünel Müzesi - tünelin girişi

Tünel Müzesi – tünelin girişi

  • 1984 Kış Olimpiyatları sebebeiyle bir zamanlar şehrin biraz dışına kurulmuş olan Bobsled ve kızak bu gün ormanın içinde terkedilmiş ve bir grafiti duvarı haline gelmiş. Vaktiniz varsa ilginç bir ziyaret olabilir.
  • Ve tabii ki lezzetli yerel yemeklerin tadına bakmayı unutmadık. Favorilerimiz Inat kuća ve Dveri restoranları oldu. Inat kuća’da pite (boşnak böreği) ve klepe (mantıya benzer bir yemek) mutlaka denenmeli. Dveri’nin ise özel ekmekleri çok lezzetliydi.

Saraybosna’daki üçüncü ve son günün gecesinde otobüs garındayız yine, tekrar yollara düşmek için. Sıradaki durak Belgrad. Bir sonraki yazıya! 🙂

Jose ile eski şehir sokaklarında

Jose ile eski şehir sokaklarında

Bobsled ve kızak

Bobsled ve kızak

Galatasaray'da cevapcici ziyafeti

Galatasaray’da cevapcici ziyafeti

Inat kuća'da ziyafet

Inat kuća’da ziyafet

Dveri'nin nefis ekmeği

Dveri’nin nefis ekmeği

Reklamlar

Zagreb’den Bende Kalan: Bitmiş İlişkiler Müzesi…

Standard

29.04 – 01.05.2013

Sırtçantasıyla Balkanlar turumuzun ilk durağındayız nihayet: Hırvatistan’ın başkenti Zagreb…

Zagreb eski şehir sokakları

Zagreb eski şehir sokakları

Viyana’dan 5 saatlik, son derece rahat bir otobüs yolculuğu ile öğleden sonra Zagreb’e varıyoruz. Daha önce Zagreb’e gitmiş bir yakınımızın tavsiyesi üzerine kuzeyde, eski şehre yakın bir bölgede bulunan Krovovi Grada isimli aile pansiyonunda bir oda kiraladık buraya gelmeden önce.  İki kişilik, banyolu ve tuvaletli bir odaya gecelik 40 Euro ödüyoruz. Bu fiyat, Hırvatistan gezimizin geri kalanında kaldığımız yerlerle kıyaslanınca oldukça yüksek ama anlaşılan başkent Zagreb’de böyle merkezi bir yerde daha uygun fiyatlı bir oda bulmak pek mümkün değil. Krovovi Grada eski şehirde, bol kafeli, restoranlı, turistli bir ara sokak üzerinde ve meşhur Dolac Fruits & Vegetables Market’a (Dolac Pazarı) yürüme mesafesinde konumlanmış. En güzeli de sokak kapısından girdiğiniz anda içeride küçük, serin, sessiz bir avlu ile karşılaşmak. Odamız bu avluya açılıyor. 35 derecelik, turistli, kalabalık, gürültülü Zagreb sokağından bir anda bu sessiz, serin avluya girivermek insanı nasıl da dinlendirip, rahatlatıyor uzun bir günün sonunda. Yani ödediğimiz fiyat, oda kalitesi için biraz fazla kaçsa da sırf bu serin bahçe avlusu ve eski şehrin göbeğindeki konumu nedeniyle Krovovi Grada’dan memnun kalıyoruz.

Pansiyonumuzun küçük avlusu

Pansiyonumuzun küçük avlusu

Dolac Pazarı'ndan bir kare

Dolac Pazarı’ndan bir kare

Dolac Pazarı meydanı

Dolac Pazarı meydanı

Odamıza yerleştikten sonra ilk iş karnımızı doyurmak tabi ki, Lonely Planet’da önerilen ve Dolac Pazarı’nın hemen yanında bulunan Kerempuh Restoran‘a gidiyoruz. Fiyatlar pahalı, yemekler sıradan. Yemekten sonra şehri keşif turlarımız başlıyor. Önce Dolac Pazarı’nın içinde biraz dolaşıyoruz. Büyük bir meydanda kurulmuş bu pazar, kırmızı gölgeliklerin altında renk renk meyve sebzelerin dizildiği tezgahlarıyla hoş bir resim karesi gibi. Taze, lezzetli, ucuz meyve sebzeler de cabası. Yolda atıştırmak için biraz meyve aldıktan sonra eski şehrin sokaklarına dalıyoruz. Binaların orta çağdan kalma, hiç bozulmamış mimarisi, arnavut kaldırımı sokaklar nasıl güzel… Havada hala yoğun bir öğleden sonra sıcağı var ve belli ki turist kalabalıkları dışarı çıkmak için havanın serinlemesini bekliyor, sokaklar sakin sessiz. Kendimizi modern Avrupa’nın kalabalık başkentlerinden birinde değil de orta çağın küçük bir kasabasında gezinir gibi hissediyoruz… Eski şehrin ortasında bulunan Lotrščak Kulesi‘ne tırmanıp Zagreb’in panaromik manzarasını izliyoruz bir süre. Kuleden aşağılara doğru bakınırken, kulenin tam karşısında bulunan eski, güzel bir binanın üzerindeki yazı dikkatimi çekiyor: Museum of Broken Relationships (Bitmiş İlişkiler Müzesi). Daha nedir tam olarak bilmiyorum bile ama bu isim bende hemen o an, oraya gitmek isteği uyandırıyor. Hüzünlü bir aşk hikayesi, gidenlerin yasını tutan terkedilmiş aşıklar canlanıyor hayalimde. Til’e gösteriyorum, onun hayalinde canlanan ise şu: “Galiba bu 90’lardaki Balkan savaşları ve birbirleriyle savaşan eski Yugoslav ülkeleri üzerine tarihi bir müze, hadi gidelim”. Bu aralar psikoloji derslerinde kadın ve erkekler arasında düşünme sistemi farklılıklarını okuyorum bol bol, belki bu örneği ileride tez konum olarak kullanırım, kimbilir. Neyse, sonuçta ikimiz de bir an önce bu gizemli müzeyi ziyaret etme motivasonu ile kule merdivenlerinden aşağı koşturuyoruz. Müzeye girince benim hislerimde haklı olduğum anlaşılıyor, hüzünlü, bitmiş aşk hikayeleriyle dolu bu müze. Til motivasyonunu kaybetmiş şekilde, hafiften sıkılarak arkamdan gelirken ben sonraki bir kaç saat kendimi kaybediyorum bu küçük müzenin odalarında…

Bitmiş İlişkiler Müzesi

Bitmiş İlişkiler Müzesi

Eski eşyalarıyla duygusal bağlar kurup, her birine bir ana ait özel bir duygu yükleyip, sonra o anı atmaya kıyamadığı için o eşyayı da saklayan, bu sebeple senelerdir birikip duran bir tuhaf eşyalar koleksiyonu olan ben, kaybettiğim eski bir dostumu yeniden bulmuş gibi oluyorum müzeyi gezerken. Müzenin teması, bitmiş aşk ilişkilerinden geriye kalan ve ilişkiye ait bir hikaye anlatan eşyalar: irili ufaklı, çeşitli renklerde, biçimlerde, geçmişten, farklı insanların hayatlarından kafasını uzatan yüzlerce hayalet … Dünyanın pek çok ülkesinden pek çok insan bu müzeye, bitmiş bir ilişkilerinden ellerinde kalan ve o ilişkiye dair bir anıyı, hikayeyi taşıyan eşyaları bağışlamış ve ortaya bu sergi çıkmış. Her bir eşyanın yanında köşesinde küçük bir bilgi ve açıklama yazısı var: kim, dünyanın hangi ülkesinden, ne zaman bu eşyayı bağışladı. Ve de eşyanın eski sahibinin kendi kaleminden yazılmış, bu eşya ile bağlantılı, bitmiş ilişkisine dair anısı, yani eşyanın hikayesi. Komik ve eğlenceli hikayelerin yanısıra tüylerimi diken diken yapan, gözlerimi dolduran hikayeler var. Zaten en komik ya da çılgın eşya ve hikayesi bile bir parça hüzünlü benim için, sonuçta bitmiş bir aşkın parçası değil mi hepsi? Onlarca tren, uçak, sinema, müze bileti, mektuplar, şehir haritaları var birbirlerine aşık olan gezginlerin, uzak mesafe aşıklarının bitmiş aşklarına dair. Bir kadın gelinliğini bağışlamış müzeye, iç acıtan bir hikaye ile birlikte, biten evliliğine dair. Bir başkası ise düğün albümlerini… Siyah beyaz fotoğraflarda mutlu mutlu gülümseyen yeni evli çift, bu gün müze ziyaretçilerinin merakla okuduğu bir ayrılık hikayesinin başkahramanları olmuş. Yeni nesle ait teknolojik izler de yok değil, mesela ülkeler arası aşk yaşayan bir çifte ait skype görüşmelerinin çıktısı. Birisi eski pasaportunu bağışlamış sergiye, bu ilişkiden bende geriye kalan yeni bir ülkenin vatandaşlığı oldu diyerek… Bir de Türkiye’den parçalar var müzede; bir adet bir milyon liralık kullanımdan kalkmış banknot, bir adet Zagor çizgi roman, bir adet Galatasaray tişörtü. Hikayelerini de Zagreb’de bu müzeyi gezdiğinizde okursunuz artik 🙂

Gelelim bu müzeyle ilgili genel bilgilere: Şu an merkezi Zagreb’de bulunmakla birlikte, anladığım kadarıyla zaman zaman dünyanın çesitli ülkelerine gezici ve geçici turlar düzenliyor müze organizatörleri ve bu ülkelerden eşya toplamayı da ihmal etmiyorlar. Bir kaç yıl önce İstanbul’a da gelmiş mesela, ben kaçırmışım, duymamışım bile nasıl olduysa. Müzenin websitesi burada: http://brokenships.com/en. 2011 yılında Avrupa’nın en yaratıcı müzesi ödülünü almış ayrıca.

Günün geri kalanında da aklımdan çıkmıyor bir türlü müzede gördüklerim okuduklarım. Aslında sadece o gün değil, sonrasında uzun bir süre aklımdan çıkmıyorlar. Zagreb’den bende kalan en büyük izin bir aşk müzesi olacağı aklıma bile gelmezdi…

Eski şehirden görüntüler

Eski şehirden görüntüler

Zagreb’deki ikinci günümüzde sabah erkenden bir adet 24 saatlik Zagreb Card alıyoruz. Bir de 72 saatlik olan versiyonu var. Bu kart ile toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanabiliyor, pek çok müze giriş ücreti için indirim alabiliyorsunuz. Eğer Zagreb ziyaretiniz sırasında toplu taşıma araçlarından sık faydalanmayı düşünüyorsanız kesinlikle tavsiye ederim bu kartı. 24 saatlik olanı 60 Kuna (yaklaşık 8 Euro). Şehir merkezindeki satış ofisinden ya da websitelerinden online satın almak mümkün: http://zagrebcard.fivestars.hr/page_en.htm. Zagreb kartımızı hemen kullanmaya başlıyoruz, ilk hedef şehrin biraz dışında kurulu olan Maksimir Park. Tramvay ile yaklaşık bir saatte varıyoruz buraya. Kocaman, yemyeşil, içinde büyük bir göl ve şirin küçük kafeler olan bir park burası. Özellikle sıcak yaz günlerinde Zagreb’i ziyaret edenler için ideal bir serinleme, dinlenme, piknik noktası olabilir. Biz de sıcak öğle saatlerini burada geçirip, öğleden sonra yine eski şehir merkezine dönüyor ve meşhur Hırvat heykeltraş Ivon Mestrovic’in müzesini ziyaret ediyoruz (http://www.mdc.hr/mestrovic/atelijer/opci-en.htm). Günün son durağı ise Avrupa’nın en güzel mezarlıklarından biri sayılan Mirogoj Mezarlığı. Çeşitli Avrupa şehirlerindeki mezarlıkların, turist rehberlerine girmiş önemli turist ziyaret mekanları olması bana hep ilginç gelmiştir. Türkiye’den alışık olmadığımız bir şey, ondan olsa gerek. Ama Mirogoj Mezarlığı’na gidince anlıyor ve hak veriyoruz tur rehberlerinin önerilerine. Aşağıdaki fotoğraflar size de biraz fikir verebilir belki.

Mirogoj Mezarlığı'ndan kareler

Mirogoj Mezarlığı’ndan kareler

Mirogoj Mezarlığı'ndan kareler

Mirogoj Mezarlığı’ndan kareler

Mirogoj Mezarlığı'ndan kareler

Mirogoj Mezarlığı’ndan kareler

Mirogoj Mezarlığı girişi

Mirogoj Mezarlığı girişi

Günün lezzet önerileri ise şehir merkezine yakın bir dondurmacı ve pastane olan Vincek‘in dondurma ve pastaları (http://www.vincek.com.hr/en/home/), bir de Nokturno isimli restoranda yediğim vejeteryan risotto (http://www.restoran.nokturno.hr/?lang=en).

Zagreb’deki son gecemizde eski şehrin meydanında küçük bir festival var, sokak gösterileri yapılıyor. Biraz burada zaman geçirip, vakitlice pansiyonumuza dönüyoruz. Ertesi sabah erkenden Hırvatistan’ın muhteşem doğal parkı olan Plitvice Gölleri Parkı’na gitmek üzere yollara düşeceğiz yine…

Maksimir Park

Maksimir Park

Maksimir Parkı'ndaki gölün sakinleri

Maksimir Parkı’ndaki gölün sakinleri

Şehir meydanında sokak gösterileri

Şehir meydanında sokak gösterileri

Kategori: Avrupa

Sırtçantasıyla Balkanlar Turu hakkında diğer yazılar için tıklayın