Tag Archives: Sırtçantasıyla Kamboçya

Kamboçya’da Son Duraklar: Meşhur Sihanoukville Sahilleri ve Sınır Şehri Krong Koh Kong

Standard

Kamboçya’daki son duraklarımız, ülkenin en turistik plaj şehri Sihanoukville ve mangrov ormanlarıyla meşhur, aynı zamanda Tayland’la sınır şehri olan Krong Koh Kong.

Sihanoukville’ e gitmek için Tavşan Adası’ndan Kep’e geri dönüyoruz, amacımız Kep’ten bir otobüs yakalamak. Ama Kep’e varınca Sihanoukville’e ilk otobüsün öğleden sonra olduğunu öğreniyoruz, bu en az 3-4 saat beklemek demek. Tavşan Adası’ndan arkadaşlarımız Marco ve Adi oturup beklemeye karar veriyorlar ama bizim yolculuk felsefemiz: Bekleme, bulduğun ilk vasıtayla devam et. Yoldan geçen ilk otobüse atlayıp Kampot’a geri dönüyoruz, Kampot’tan Sihanoukville’e bir otobüs bulabilme umuduyla. Kampot’ta bir anda bastıran muson yağmuru altında bir süre dolaşıp sırılsıklam olduktan sonra, Sihanoukville’e o anda bulabileceğimiz tek toplu taşıma aracının eski bir taksi olduğu kesinleşiyor. Bu küçük arabada şöförle birlikte tam 8 kişiyiz. Til’le ön koltuğa sıkışmış vaziyette 2 saatlik bir yolculuktan sonra Sihanoukville’e varıyoruz.

Bir taksiye kaç kişi sığar? Arkadaki  teyzelere sonradan bir adam ve çocuğu da eklendi :)

Bir taksiye kaç kişi sığar? Arkadaki teyzelere sonradan bir adam ve çocuğu da eklendi 🙂

Sihanoukville oldukça popüler bir sahil şehri. Tavşan Adası’nın huzur verici sakinliğinden sonra, burası biraz fazla turistik, biraz fazla kalabalık geliyor bana. En meşhur plajı, şehir merkezine çok yakın olan Serendipity Beach. Bu plaja inen sokak üzerinde pek çok otel ve pansiyon var ama fiyatları şehrin diğer bölgelerine göre daha pahalı tabii ki. Biz, biraz daha iç kısımlarda ama yine de plaja 10 dakikalık yürüme mesafesinde olan G.B.T Guesthouse’a yerleşiyoruz (Bu bungalov zincirinden şehirde üç tane var, bizim seçtiğimiz 23 Tola Street adresinde olan). Klimalı, geniş, rahat bir odaya 12 Dolar öduyoruz ki Sihanoukville standartlarında oldukça iyi bir fiyat bu. Otele yerleştikten sonra ilk iş etrafi keşfe çıkmak oluyor. Serendipity Plajı civarındaki sokaklarda biraz geziniyoruz. Anlaşılan Sihanoukville’de tüm günü plajda geçirmek dışında yapılabilecek pek bir şey yok, bir de acentalardan ayarlayabileceğiniz çeşitli günü birlik turlarla civar adalara geziler, dalış ve şnorkel turları yapabilirsiniz. Til, acentaların birinden ertesi gün için Koh Rong Adası’na günübirlik şnorkelle dalış turu ayarlıyor.

Serendipity Plajı

Serendipity Plajı

Akşam üzeri Serendipity Plajı kenarında yer alan ve masalarıyla neredeyse kumsalı işgal etmiş olan onlarca restorandan birini seçiyoruz akşam yemeği için. Kumsalı işgal etmişler, evet, ama bu küçük bambu koltuklarda oturup, denize sıfır, çıplak ayaklarımız beyaz kumların üzerinde, güneşin batışını seyrederken bir yandan da denizden taze çıkmış akşam yemeklerini yemenin keyfi bir başka. Tam yemeklerimiz gelmişken, Adi ve Marco’yu görüyoruz, bize katılıyorlar akşam yemeği için. Kep’te, otobüs arıza yapıp geç geldiği için neredeyse tüm gün otobüs beklemek zorunda kalmışlar. Bir kez daha ispatlanıyor tezimizin doğruluğu: Bekleme, bulduğun ilk vasıtayla devam et 🙂

Serendipity Plajı'nda Akşam Yemeği

Serendipity Plajı’nda Akşam Yemeği

İkinci günümüzde Til sabah erkenden Koh Rong Adası’na doğru yola çıkıyor tur grubu ile birlikte. Ben ise Sihanoukville’de kalıp, tüm günü plajda yatarak geçiriyorum. Yolculuğun sonlarına geldikçe, yol yorgunluğu kendini göstermeye başladı. Akşam yemeği için Til’le yeniden bir araya geldiğimizde Koh Rong raporunu alıyorum kendisinden. Tekne yolculuğu çok uzun sürmüş, öğle molası da araya girince dalış için çok da fazla vakit kalmamış. Ama dalış esnasında ilginç balıklar, güzel mercanlar görmüşler.

Ertesi sabah, Kamboçya’daki son durağımız olan Koh Kong şehrine doğru yola çıkıyoruz (Otobüs biletlerini kaldığımız otelden ayarladık, kişi başı 7 Dolar). Öğleden sonra saat 13 gibi Koh Kong’dayız. Muson yağmuru yine tüm hızıyla bastırmış durumda. Kamboçya’nın güneyine indikçe yağmurların sıklığı ve şiddeti mi artıyor, yoksa muson mevsimi kendini iyice göstermeye mi başladı emin değiliz.

Krong Koh Kong bir sınır şehri. Turistlerin genelde buraya geliş sebebi ya Tayland’a sınır geçişi yapmak ya da Koh Kong Conservation Corridor adı verilen ve Güneydoğu Asya’nın en büyük mangrov ormanlarını içine alan doğal parkı ziyaret etmek. Çok küçük bir şehir merkezi var, otel ve pansiyonların, restoran ve kafelerin sayısı diğer Kamboçya şehirlerine göre oldukça sınırlı. Son derece modern, havuzlu, lüks sayılabilecek bir otel olan Apex Koh Kong’da geceliği sadece 13 Dolar’a güzel bir oda tutuyoruz. Böyle lüks görünümlü bir otelin fiyatının bu derece düşük olması ilginç. Ölü sezona bağlıyoruz yine bu durumu. Koh Kong’daki ilk günümüzde sürekli yağmur yağıyor. Şehri turluyoruz biraz, bol bol durian alışverişi yapıyoruz, pazardaki kızartılmış muzların ve çeşitli ayaküstü yiyeceklerinin tadına bakıyoruz.

Geceliği sadece 13 dolar olan lüks ve havuzlu otelimizdeki oda. Gerçi yağmur; yüzünden havuzun tadını çıkaramadık ama neyse.

Geceliği sadece 13 dolar olan lüks ve havuzlu otelimizdeki oda. Gerçi yağmur yüzünden havuzun tadını çıkaramadık ama neyse.

Bir sonraki gün için meşhur mangrov ormanlarını gezmeyi planladık, hatta bunun için bir tuk-tuk şöförü ile anlaşıyoruz. Ama sabah uyanıp da bir önceki günden daha karanlık ve yağmurlu bir muson havası ile karşılaşınca hayalkırıklığına uğruyoruz biraz. Yine de vazgeçmeyip tuk-tuk şöförümüzle birlikte mangrov ormanlarını görebileceğimiz Prem Krasaop isimli park alanına gidiyoruz. Girişte küçük bir ücret ödeyip biletlerimizi aldıktan sonra, şöför-rehberimiz önde biz arkada başlıyoruz mangrov ağaçları arasında gezinmeye. Ancak sadece yanlış hava koşulları değil, günün yanlış saatine de denk getirmeyi başarmışız bu ziyareti. Mangrov ağaçları, sulak yerlerde ve bataklıklarda yetişen, kökleri suyun içinde olan ağaçlar. Muson yağmurları ile nehirdeki su seviyesi yükselince ağaçlar, nehrin içinde çok güzel bir görüntü oluşturuyorlar. Biz sabah erken ve yağmurlar yeni yeni başlamışken gittiğimiz için, su seviyesi henüz yüksek değil. Yine de hoş bir görüntüsü var bu ilginç ağaçlarla kaplı parkın. Yağmur giderek hızlandığı, hava giderek karardığı için planladığımız bot turunu yapamıyoruz malesef. Bir iki saatlik bir yürüyüşten sonra otelimize geri dönüyoruz.

Mangrov ağaçları arasında yürüyüş

Mangrov ağaçları arasında yürüyüş

Yağmur belki durur umuduyla bir süre tekne turu hareket noktasında bekledik. Durmadı.

Yağmur belki durur umuduyla bir süre tekne turu hareket noktasında bekledik. Durmadı.

IMG_10628

IMG_10617 IMG_10620

Ertesi gün sabah erkenden, otelimizin yakınından ayarladığımız bir taksi tuk-tuk ile (7 dolar) Kamboçya-Tayland sınırına gidiyoruz, Tayland’a geçiş yapmak için. Koh Kong tarafında 15-20 dakikalık bir beklemeden sonra çıkış işlemleri tamam ve Tayland tarafındayız. Tayland tarafındaki giriş işlemleri ise daha da hızlı bir şekilde ilerliyor. Bu arada Tayland’a kara yolu ile giriş yapanların bilmesi gereken çok önemli bir nokta: Kara sınırı girişlerinde size verilecek olan vize sadece 15 günlük. Tayland’a havayolu ile varıyorsanız ise bu süre 30 gün.

Tayland tarafındaki sınır şehrinde, bir sonraki büyük şehir olan Trat’a düzenli minivan ve minibüs seferleri mevcut. Biz de hemen Trat’a devam edip, buradan da bizi Bangkok’a götürecek bir otobüs buluyoruz kolaylıkla.

Seyahatin bundan sonraki kısmında yalnızım! Til, Bangkok’tan Almanya’ya uçacak, bense Koh Phangan Adası’nda bir haftalık bir maceraya devam edeceğim. Bir sonraki yazımızda Koh Phangan’dayız!

Güney Asya Günlükleri kategorisindeki diğer yazılar için tıklayın!

Reklamlar

Kamboçya Sahilleri: Kampot ve Tavşan Adası

Standard

18-22.05.2012

Güney Asya güneşinin altında sırtçantalarımızla neredeyse bir aydır dolaşıyoruz, muhteşem yerler gezip gördük ama henüz deniz yüzü görmedik. Artık zamanıdır beyaz kumlu sahillerin diyerek, bizi Phnom Penh’den Kampot’a götürecek bir otobüse biniyoruz. Yaklaşık beş saatlik bir yolculuktan sonra, öğle vakti Kampot’tayız.

Kampot nehir kıyısı

Kampot nehir kıyısı

Küçücük bir şehir Kampot, direk olarak sahile kıyısı da yok, ilk bakışta sadece civardaki adalara ya da Sihanoukville’e transer geçiş yapmadan önce bir gece dinlenilebilecek bir ara durak izlenimi uyandırıyor. Biz de sadece bir gece kalmayı planladık zaten burada. Ama sonradan, biraz daha kalamadığımız için üzüldüğümüz yerler listesinde yerini alacak bu sevimli şehir.

Önce kendimize bir otel aramaya başlıyoruz ve rehberimizdeki haritadan anladığımız kadarıyla otel-pansiyonların toplandığı bir sokağa giriyoruz. Bu sokaktaki yanyana sıralanmış otellerin hepsi birbirine benziyor ve hepsinin fiyatları da aşağı yukarı aynı. Güzel bir bahçe içindeki Kampot Guesthouse’da iki kişilik, temiz, terası olan bir odaya, üstelik sınırsız internet bağlantısı da dahil, sadece 5 Dolar fiyat verilince kulaklarımıza inanamıyor, hemen tutuyoruz odayı. Yüksek sezonda olmamanın avantajları 🙂

Geceliği sadece 5 Dolar olan otelimiz

Geceliği sadece 5 Dolar olan otelimiz

Otele çantalarımızı bırakıp şehri turlamaya çıkıyoruz. Kampot, denize 40 dakika kadar uzaklıkta; deniz olan bir yerde konaklamak isteyenler bir sonraki büyük şehir olan Kep’i tercih ediyorlar genelde. Kampot’un ise bir nehir kıyısı ve kıyı boyunca uzanan geniş, modern bir sahil caddesi var. Bu cadde üzerinde pek çok restoran ve kafe sıralanmış durumda. Zamanımızın çoğunu bu sahil caddesinde geçiriyoruz biz de.

Kampot’un bize üç güzel sürprizi var:

Öncelikle, belki de tüm Güney Asya gezimizin en lezzetli yemeğini buradaki Rikitikitavi adlı sahil restoranında yiyoruz. Irmak manzaralı terası olan, lüks görünümlü bir restoran burası. Personeli çok sıcakkanlı, hepsi son derece iyi İngilizce konuşuyor. Yemeklerin hepsi birbirinden harika. Ve fiyatlar oldukça uygun.

Kampot'un biberinin meşhur olduğunu ve Avrupa'ya bile ihraç edildiğini biliyor muydunuz? İşte Kampot biberi ile yapılmış bir Kamboçya yemeği

Kampot’un biberinin meşhur olduğunu ve Avrupa’ya bile ihraç edildiğini biliyor muydunuz? İşte Kampot biberi ile yapılmış bir Kamboçya yemeği

Bir Güney Asya klasiği: Lezzetli mi lezzetli buzlu kahveler

Bir Güney Asya klasiği: Lezzetli mi lezzetli buzlu kahve

İkinci sürpriz, Güney Asya gezimizin en iyi masajı. Güney Asya ülkelerinde, Seeing Hands adı verilen bir masaj türü var. Bilinen Tay-Khmer masajı ama görme engelli masörler ve masözler tarafından yapılıyor. Burada Seeing Hands tabelası gördüğümüz küçücük bir salona giriyoruz ve bir saatlik vücut masajı yaptırıyoruz. Masaj sonunda, Til’in de benim de ortak görüşümüz: Şimdiye kadar yaptırdığımız en başarılı masaj.

Ve üçüncü sürpriz: Şehrin tam ortasındaki kocaman Durian Heykeli! Kamboçya’nın bu güney şeridi, durian üretiminde dünya sıralamasında en üstlerde. Hatta durian, bazı bölgelerin sembolü haline gelmiş. Bunlardan biri de Kampot olmalı ki, şehir meydanına heykelini bile dikmişler. Ben hep diyordum zaten, meyvelerin kralı…

Günün sonunda, Kampot’un sessiz, kendi halinde ama en azından bir gece daha kalınıp tadı çıkarılması gereken bir şehir olduğu konusunda hemfikiriz. Ne yazık ki vaktimiz kısıtlı ve ertesi sabah erkenden, bizi Tavşan Adası’na götürecek olan tekneye binmek için Kep’e geçiyoruz.

Durian heykeliyle karşılaşmanın sevincini yaşarken...

Durian heykeliyle karşılaşmanın sevincini yaşarken…

Kampot sokakları

Kampot sokakları

Kep’in iskelesinden bindiğimiz tekne 15-20 dakika içerisinde Tavşan Adası’na ulaşıyor (Gidiş dönüş kişi başı bilet fiyatı 8 Dolar). Tavşan Adası (Rabbit Island), turistler tarafından yeni yeni keşfedilmeye başlamış. Henüz çok kendi halinde, doğal ve gelişmemiş. Sadece teknelerin sizi getirdiği 1 kilometrelik sahil şeridinde yerleşim ve konaklama imkanları var. Adada yedi tane Kamboçya’lı aile yaşıyor ve sahil şeridindeki bungalov gruplarını ve restoranları da bu aileler işletiyorlar. Elektrik kullanımı kısıtlı, akşam saatlerinde 17 – 21:00 arası elektrik var sadece. Sahil şeridi boyunca uzanan bungalov gruplarına fiyat sorup, aralarından en uygun fiyat vereni seçebilirsiniz, hepsi birbirine benziyor zaten. Teknede tanıştığımız İsviçreli ve İsrailli iki sırtçantalı ile ortak hareket edip, grup indirimi alıyoruz bungalovlardan birinden ve geceliği 7 Dolara bir bungalov kiralıyoruz. Lüks ve aşırı hijyen arayışı olanlara, gece bu adada kalmayı önermiyorum, günübirlik de ziyaret edilebilir. Bungalovların hepsi çok basit inşa edilmiş, çatılardan, bambu duvarlardan içeri her türlü böcek, kertenkele vs, girebiliyor. Duş ve tuvalet ise küçük bir kabin ve yerde bir delikten ibaret. Ama bu tarz ıssız, keşfedilmemiş ada hayatını, doğal yaşamı sevenler için paha biçilmez bir yer burası.

Tavşan Adası'nda yerleşim yeri olan sahil şeridi. En arkada, kaldığımız bungalovlar görülebilir.

Tavşan Adası’nda yerleşim yeri olan sahil şeridi. En arkada, kaldığımız bungalovlar görülebilir.

Ve tabi ki şehir kızının vahşi doğayla savaşı tüm şiddetiyle başlıyor yine: Bungalova girer girmez, duvardaki 30cm uzunluğundaki kertenkele karşılıyor bizi. Asya’nın küçük ve sevimli Gecko’larına çoktan alıştım ve hatta sevmeye başladım ama kocaman kertenkelelere karşı mesafeli bir duruşum var hala. Bizi görünce çok kalmaz gider herhalde diyerek, pek üzerinde durmuyoruz (son günümüzün son dakikalarına dek odada bizimle kaldı…) ve adanın tadını çıkarmaya başlıyoruz.

Güneydoğu Asya'nın küçük ve sevimli Geckoları. Severim, başımın üstünde yeriniz var. (Özellikle de, böcekleri yiyerek, bulunduğunuz odayi haşerelerden temizlediğinizi öğrendiğimden beri)

Güneydoğu Asya’nın küçük ve sevimli Geckoları. Severim, başımın üstünde yeriniz var. (Özellikle de, böcekleri yiyerek, bulunduğunuz odayı haşerelerden temizlediğinizi öğrendiğimden beri)

Tavşan Adası'ndaki oda arkadaşımız olan 30 santimlik kertenkele. Mümkünse görüsmeyelim.

Tavşan Adası’ndaki oda arkadaşımız olan 30 santimlik kertenkele. Mümkünse görüşmeyelim.

Gündüz herşey harika. Turistlerden uzak, kendi halinde, yeşil bir adacık; bungalovumuzun hemen önünde bembeyaz kumsal; kumsalda hamak ve masaj keyfi; harika bir deniz, muhteşem günbatımı. Akşam da bungalovumuzun hemen yanındaki küçük restoranda İsviçreli ve İsrailli yeni arkadaşlarımızla lezzetli ve taze deniz ürünleri deniyoruz. Adada gece hayatı yok, saat 21:00’den sonra da sadece bir iki restoranda elektrik oluyor, onun dışında heryerde ve tabi bungalovlarda ışıklar kesiliyor. Bu yüzden, kafaya takılan tepe lambaları çok pratik oluyor, yanınızda bulundurun derim. Hal böyle olunca, akşam yemeklerini yedikten sonra uyumak üzere odalara çekilmekten başka pek alternatif kalmıyor.

Sahilde günbatımını beklerken...

Sahilde günbatımını beklerken…

Ve hayatımda gördüğüm en güzel günbatımı

Ve hayatımda gördüğüm en güzel günbatımı

Günbatımında Tavşan Adası

Günbatımında Tavşan Adası

Tepe lambalarımızın ışığında bungalova girince, ben sağa sola, özellikle yerlere ve duvarlara bakmamaya özen göstererek, hemen yatağı çevreleyen cibinliğin altına giriveriyorum. Böylece bungalovun hasır duvarlarından, tavandaki deliklerin arasından süzülen karaltıları, bilimum böcek, kertenkele ve artık başka ne varsa odada, görme riskimi minimuma indirmiş oluyorum kendimce. Cibinliğin altında bize birşey yapamazlar, sabah olunca da giderler nasıl olsa. Sonra geceyle sabah arasında bir yerlerde, odanın içinde tuhaf sesler duyarak uyanıyoruz. Bir süre karanlıkta, seslerin ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz: Yerde sürüklenen bir bisküvi paketinin sesi. Til’in çantasının içindeki açık ve yarısı yenmiş bisküvi paketi, çantanın içinden çıkmış, yerde sürünüyor, odanın bir köşesinden diğerine. Tepe lambasını yakıyoruz hemen, bisküvi paketini odanın uzak bir köşesinde, duvar dibinde buluyoruz. Paketi alıp dışarı attıktan sonra uykuya devam etmeye çalışıyoruz, ışığı söndürünce odadaki kıpırtı tekrar başlıyor ama bisküviyi bulamayınca sıkılıp gidiyor bir süre sonra. Sabaha kadar, o koca bisküvi paketini çantanın ta içinden çıkarıp da odada bir oraya bir buraya sürükleyen yaratık, nasıl kocaman, nasıl korkunç, nasıl tehlikeli bir.. bir “NE” olabilir, düşünüp duruyorum. Sabah gördüğümüz koca kertenkele, fare, dev bir böcek gibi teorilerimizin hepsini çürütüyoruz. Kertenkelenin bisküviyle işi olmaz, farenin ayak sesleri duyduğumuz ayak seslerine benzemez (ayrıca Güney Asya sahil ve adalarında hiç fare görmedik, telaşlanmayın), böceğin de o kadar devini görmedik daha. İki gece boyunca rüyalarıma giriyor, kabusum oluyor bu bilinmeyen yaratık. Bungalovumuzdan soğuyor, mümkün olduğunca da az zaman geçiriyorum içinde…

Böcek ve kertenkelelerin yanısıra bir de çok sayıda köpek var adada. Acaba Asya’nın tüm az keşfedilmiş adalarında görülen bir durum mudur diye sordum kendi kendime, Hindistan’ın Andaman Adaları’nda da bol sayıda köpek vardı. Hazır konu açılmışken, kafama takılan diğer bir soru da: Neden Asya ülkelerinde, sokaklarda bir sürü sokak köpeği var da, hiç kedi yok?

Neyse, benim gibi sırtçantalı maceralara gönül vermiş diğer şehirli kızları, vahşi hayat koşulları konusunda uyarma görevimi tamamladıktan sonra, ada hayatının güzelliklerine dönebilirim tekrar. Tavşan Adası’nda kaldığımız iki gün boyunca bol bol deniz, güneş ve kumsaldaki hamakların tadını çıkarıyor, deniz kenarında Khmer masajı keyfi yapıyoruz. Ben bir aydır yollarda olmanın şerefine, iki gün boyunca kumsaldaki hamaktan sadece denize girmek ya da yemek zamanlarında ayrılıyorum. Til ve diğer sırtçantalılar adayı keşif turuna çıkıyorlar ama bir iki saat sonra döndüklerinde pek de anlatacak şeyleri yok. Anlaşılan adanın, sadece bizim kaldığımız sahil şeridinde hayat var, geri kalan kısımlarda bazen yürümeye uygun yollar bile yok.

Adada günlerimiz böyle geçiyor

Adada günlerimiz böyle geçiyor

Ve böyle...

Ve böyle…

Ve böyle...

Ve böyle…

Üçüncü günümüzün sabahında, yine İsviçreli ve İsrailli arkadaşlarımız ile kiraladığımız tekneye binip adadan ayrılırken, aklımda iki şey var Tavşan Adası’ndan geride kalan: Hayatımda gördüğüm en güzel günbatımı ve gerçek bir sırtçantalı olmak için hala bir fırın ekmek yemem gerektiği (vahşi doğada kamp yapamayan, böcekten kertenkeleden korkandan gerçek sırtçantalı olmaz). Ama kararlıyım, bir iki hafta sonra başka bir Asya adasında, üstelik de tek başıma olacağım ve bu korkumla yüzleşeceğim. Bekleyin beni hamam böcekleri, kertenkeleler!

Bir sonraki durağımız Kamboçya’nın en meşhur sahil şehri Sihanoukville ve Koh Krong Khong’daki mangrov ormanları…

Son bir not: Adada ATM makinesi, süpermarket, eczane yok. Eğer bir iki günden daha uzun kalmak isterseniz, tedarikli gelmekte fayda var. Gerçi Kep ile ada arasında günde bir kaç sefer tekne seferleri var, acil durumlarda Kep’e gidilebilir.

Ve son bir not daha: O gece, bisküvi paketini odanın içinde sürükleyip duran yaratık neydi ki sahiden? Diğer gezginler belki yardımcı olabilir kafamda hala takılı bu soru işaretini çözmeme 🙂

Adanın köpekleriyle günbatımını izlerken

Adanın köpekleriyle günbatımını izlerken

Durian meyvesinin yenilebilir kısımları

Durian meyvesinin yenilebilir kısımları

Ve durian ile aşkımıza artık dayanamayan Til, duruma el koyuyor

Ve durian ile aşkımıza artık dayanamayan Til, duruma el koyuyor