Tag Archives: Laos

Kendini Evde Hissettiren bir Asya Başkenti: Vientiane…

Standard

03 – 05.05.2012

Vang Vieng’de yoldan çevirip bindiğimiz kamyonetin arkasındaki 3,5 saatlik yolculuk boyunca muson mevsimini tam anlamıyla yaşıyoruz. Başlarda klasik sıcak ve nemli Asya havası var. Üzerimize bir branda gerili ama yan taraflar açık neredeyse ve geçtiğimiz tozlu yollardan payımızı alıp toz kir içinde kalıyoruz. Sonra bir anda gökyüzü kararıyor, bir muson fırtınası ve yağmuru başlıyor. Toz derdinden kurtulduk ama bu sefer de ıslanıyoruz. Bir süre sonra tekrar güneş açıyor, sonra tekrar yağmur. Akşam Vientiane’a vardığımızda ıslak giysilerin içinde toz kire bulanmış vaziyetteyiz. Ama arkada bizimle oturan 3-4 genç Laos’lu ile muhabbet ve şakalaşmalarla eğlenceli bir yolculuk geçirdik. Bir kez daha konforlu ve izole turist otobüsü yerine halkın kullandığı yerel bir aracı seçtiğimiz için kendimizi tebrik edip Vientiane’daki otel arayışımıza başlıyoruz.

Otel ve hostellerin bolca bulunduğu Nam Phu bölgesinde Mekong kıyısına paralel bir sokaktaki Mixay Guesthouse’dan gün ışığı almayan ama temiz ve banyolu, klimalı bir oda kiralıyoruz (geceliği 110.000 Kip, yani 10 Euro civarı). Bu arada otel arayışı sırasında dikkatimizi çekiyor, Lonely Planet’ta çok iyi diye bahsi geçen bir iki otel kaliteyi çok düşürmüş, genelde fiyatlarda artış olmuş. Otele yerleşip sırtçantalarını bıraktıktan sonra biraz etrafa bakınmak ve karnımızı doyurmak için dışarı çıkıyoruz. Etraftaki Fransız restoran, kafe ve pastanelerinin sayısı dikkatimizi çekiyor. Bir tane Fransız restoranına girip Thai fesleğeni soslu makarna deniyoruz. Bu arada muson yağmuru iyiden iyiye bastırıyor ve yemek sonrası yol yorgunluğunun da etkisiyle geceyi erken bitirip otelimize dönüyoruz dinlenmek için.

Wat Si Saket

Wat Si Saket

Ertesi gün hazır yağmur durmuşken ve sıcak pek bastırmamışken erkenden şehri keşfe çıkıyoruz. Merkezdeki önemli tapınaklar, pazarlar ve müzeler yürüme mesafesinde. Önce Morning Market olarak da bilinen Talat Sao Pazarı’nı geziyoruz biraz, pek de ilginç gelmiyor. Sonra içinde 10.000 tane Buddha figürü bulunan Wat Si Saket Tapınağı’nı ve yakınlarındaki  Lao Ulusal Tarih Müzesi’ni ziyaret ediyoruz. Bu müze oldukça kendi halinde, küçük sayılabilecek müze, bu yüzden girerken pek bir beklentimiz yok. Ama oldukça ilginç ve faydalı bilgiler veren, emek verilmiş bir müze ile karşılaşıp çok menun ayırılıyoruz buradan. Öğle sıcağı bastırmışken “The House of the Fruitshake”de bir shake molası veriyoruz, taze meyvelerden yapılan shake ve smoothie’ler harika! Öğleden sonra biraz daha Vientiane’in küçük, kendi halinde sokaklarında dolanıp gün batmadan kendimizi Mekong sahiline atıyoruz. Mekong ırmağı burada büyük bir kumsal oluşturmuş, Vientiane sakinleri bu kumsalda kumlara uzanıp güneşlenmeyi, ırmak sularında serinlemeyi ya da sahil boyunca uzanan yeni ve modern sahil yolunda yürüyüş yapmayı seviyor. Karşı kıyıdaki Tayland ise neredeyse yüzülerek ulaşılacak kadar yakın görünüyor gözümüze. Güneşi kumsalda batırdıktan sonra biz de bu cıvıl cıvıl sahil yolunda yürüyenlerin arasına katılıyoruz bir süre. Akşam olunca bu sahil yolu üzerinde bir de gece pazarı kuruluyor, biraz alışveriş yapmayı ihmal etmiyoruz; çeşitli tekstil ürünleri, şallar, hediyelik eşyalar ve yiyecek içecek standlarına turistler kadar yerli halk da rağbet ediyor.

Mekong sahili ve karşı kıyıdaki Tayland

Mekong sahili ve karşı kıyıdaki Tayland

Pha That Luang Tapınağı

Pha That Luang Tapınağı

Şişman Buddha ve inananların buddhaya sunduğu pirinç topları

Şişman Buddha ve inananların buddhaya sunduğu pirinç topları

Vientiane’daki son günümüzde sabah erkenden bir motosiklet kiralıyoruz. Nasıl olsa günübirlik, fazla kullanmayacağız diyerek en ucuzundan eski bir tane seçiyoruz ama pişman ediyor bizi daha sonra. Bu günkü hedefimiz şehrin biraz dışında bulunan Wat Sok Pa Luang Tapınağı’nı ve Buddha Park’ı ziyaret etmek. Önce “Altın Tapınak” olarak da bilinen Pha That Luang’a kısaca bir uğradıktan sonra şehir merkezini geride bırakıp otobana çıkmışken benzinin azaldığını farkediyoruz. Bir istasyona yanaşıp benzin aldıktan sonra da motor bir daha çalışmıyor. Neyse ki biraz ileride bir motosiklet tamir dükkanı varmış da iteleye iteleye motoru oraya çekiyoruz. Dükkanın sahibi biraz uğraşıyor ama yapacak pek de bir şey yok, akü boşalmış (yetersiz teknik bilgimle anladığım bu kadar). Ama adamcağız üşenmeden, bir de kendi telefonundan, bizim motosiklet kiraladığımız yeri arıyor (böyle durumlarda çok gerekliymiş, motor kiraladığınız yerlerin telefon numarasını, kartvizitini mutlaka alın yanınıza) ve yarım saat sonra motor kiralama yerinden iki kişi bize başka bir motor getiriyorlar. Böylece çok da zaman kaybetmeden yola devam edebiliyoruz.

Bu arada bahsetmeden geçmek olmaz, Vientiane merkezden Buddha Park’a giderken bir yol üstü lokantasında hayatımızın en lezzetli kızarmış tavuğunu yiyoruz. Motorla ilerlerken Th Khu Vieng otoyolu üzerindeki derme çatma bir yol üstü lokantasının önündeki kalabalık dikkatimizi çekiyor, bir tane bile turist yok aralarında, tamamı yerli halk. Hiç kaçar mı bizden, Lonely Planet’ın bile bilmediği bir cevher keşfettik diye çekiyoruz biz de motosikleti hemen dükkanın önüne. Lokantanın ismi KuVieng Fried Chicken. Sadece ve sadece kızarmış tavuk ve patates kızartması servis ediliyor. Tek kelimeyle: Parmaklarımızı yedik ve inanılmaz ucuz bir hesap ödedik.

Buddha Park'ın kuşbakışı görüntüsü

Buddha Park’ın kuşbakışı görüntüsü

Buddha Park

Buddha Park

Bir sonraki durağımız olan Buddha Park (Xieng Khuan) Vientiane’in 25km güneydoğusunda bulunuyor. 1958 yılında şaman bir yoginin dizayn edip kurduğu bu park daha önce hiç görmediğim bir tarzdaki Budist ve Hindu heykellerini içinde barındırıyor. Dev heykeller alışık olduğumuz huzur dolu buddhalardan çok farklı. Cennet ve cehennem figürlerinden korkunç yaratıklara, çeşitli Hindu efsanelerinin canlandırmalarına dek pek çok ilginç heykel var burada. Bir de İngilizce’lerini geliştirebilmek amacıyla turistlerle konuşabilmek için buraya gelen bir sürü öğrenci budist keşiş. Bir tanesi de bizim yanımıza gelip bu heykellerin hikayeleriyle ilgili bir şeyler anlatmaya başlıyor, aralarda da biz ona bir budist keşişi adayı olarak günlük hayatını nasıl geçirdiğine dair sorular soruyoruz. Ve öğreniyoruz ki henüz 15-16 yaşlarında olan bu keşiş adayı gündüzleri belli bir saate kadar normal bir okulda öğrenci, sonrasında tapınakta eğitime gidiyor.

Günün son durağı turistlere özel bir saatlik Vipassana meditasyonu seansları olduğunu duyduğumuz Wat Sok Pa Luang Tapınağı. Büyük, yemyeşil bir alana kurulu bu tapınak ve manastır kompleksinin içinde biraz zor da olsa meditasyonun yapılacağı küçük tapınağı buluyoruz. Yemyeşil agaçların, kuş seslerinin içinde, bahçesinde turuncu kıyafetli keşişlerin dolaştığı bu tapınağın atmosferi ister istemez etkiliyor insanı. Bizden sonra 4-5 turist daha geliyor ve budist bir keşişin eşliğinde bir saatlik sessiz oturma ve yürüme meditasyonu yapıyoruz. Meditasyon faslı bittikten sonra yine aynı tapınak kompleksinin içinde bir masaj ve sauna bölümü olduğunu öğreniyoruz ve arayıp buluyoruz bu biraz gizli saklı bir köşedeki küçük bungalovu. Til bitki saunasını denerken ben de ilk Lao masajımı yaptırıyorum. Thai masajından pek farkı olmayan bir masaj ve en az Thai masajı kadar iyi. Tüm bu Güneydoğu Asya gezisi boyunca bir bu saati 3-4 Euro’luk masajların bir de Durian’ın bağımlısı oldum zaten. Şimdi burnumda tütüyorlar Berlin’de. (Berlin’de bir saatlik bir Thai masajına en az 20-30 Euro ödemek lazım).

Wat Sok Pa Luang Tapınağı'nda Vipassana meditasyon seansını beklerken...

Wat Sok Pa Luang Tapınağı’nda Vipassana meditasyon seansını beklerken…

Hava kararmaya başlamışken tapınaktan ayrılıp Vientiane merkeze dönüyoruz, yolda bir kez daha KuVieng Fried Chicken’da mola vermeyi ihmal etmeden 🙂 Vientiane’da motosikleti teslim ettikten sonra biraz otelde dinleniyor ve daha sonra buradaki son akşam yemeği icin Khop Chai Deu’ya gidiyoruz. Burası oldukça elit ve pahalı görünen bir restoran ve gece kulübü. Barı ve canlı müzik yapılan bir sahnesi var, gece kıyafetiyle çok şık biçimde buraya gelen Laos’luları görmek mümkün. Ama fiyatlara bakınca şaşırıyor insan, normal Lao restoranı fiyatlarından pek bir farkı yok. Yemekler lezzetli ve sahnedeki Lao grubunun söylediği yerel şarkılar – yabancı hitler karışımı repertuar eşliğinde keyifli bir akşam geçiriyoruz.

Gecenin sonunda, ertesi gün Vientiane’a veda edeceğimizi düşününce bir hüzün kaplıyor içimi. Neden bilmem ama bana kendimi evimde hissetirmişti bu küçük, kendi halindeki Asya başkenti…

Bir sonraki durağımız için de heyecanlanıyoruz bir yandan: Tham Kong Lo Cave Mağarası’nın derinliklerine dalacağız iki gün içinde!

Buddha Park'ta Cehennem Kapısı

Buddha Park’ta Cehennem Kapısı

Buddha Park'ta öğrenci keşişle sohbet

Buddha Park’ta öğrenci keşişle sohbet

Buddha Park

Buddha Park

Reklamlar

Laos Macerasında İlk Durak: Laos’un İncisi Luang Prabang

Standard

30. 04 – 01.05 2012

Chiang Mai’dan Laos sınırına ulaşım ayarlamak turistler için oldukça kolay. Etraftaki tur acentalarından ya da kendi otelinizden sizi sınıra kadar götürecek minibüsler ayarlanabiliyor. Biz kaldığımız otel vasıtasıyla kişi başı 10 Euro’ya bizi sınıra kadar götürecek klimalı bir turist minibüsü buluyoruz. Sabah saat 10’da minibüs bizi otelden alıyor, etraftaki diğer otellere de uğrayıp minübüsü turist yoldaşlarla doldurduktan sonra 6 saatlik yolculuk başlıyor. Şöförün bize bir de sürprizi var. Yol üzerinde Chiang Rai’daki muhteşem Beyaz Tapınak’ta (White Temple -Wat Rong Khun) fotoğraf molası veriyoruz. Yarım saat kadar tapınağı ziyaret edip fotoğraf çektikten sonra yola devam ediyoruz. Minübüs bizi sınıra yakın bir yerde bırakıyor. Buradan yürüyerek Laos ve Tayland arasında sınır işlevi gören Mekong Irmağı’na ulaşıyoruz. Tayland sınır ofisinde çıkışımızı yaptırıp ırmak kenarındaki hareket etmeye hazır ilk bota atlıyoruz. 5-10 dakikalık bir bot yolculuğundan sonra Laos tarafında, Huay Yai’dayız.

Chiang Rai'daki Beyaz Tapınak

Chiang Rai’daki Beyaz Tapınak

Sınırda bizi Laos tarafına geçirecek olan bota binmek üzereyken...

Sınırda bizi Laos tarafına geçirecek olan bota binmek üzereyken…

Merhaba Laos 🙂

Laos için vizelerimiz önceden hazırdı, bu yüzden sınırdaki vize ofisinde fazla oyalanmıyor ve bir an önce hemen o akşam hareket edecek bir Luang Prabang otobüsü aramaya başlıyoruz. Luang Prabang’a yaklaşık 16 saatlik bir yolumuz var ve bu gece hareketli bir gece otobüsüne binmek bize hem zaman kazandıracak hem de bir gecelik otel masrafından kurtulmuş olacağız. Ama bir kaç acentaya bilet sorduktan sonra öğreniyoruz ki o akşam buradan Luang Prabang’a hareket eden tek bir otobüs var ve biletler bitmiş durumda. Mecbur geceyi burada geçireceğiz artık derken, önünden geçtiğimiz son bir acentaya daha giriyoruz öylesine ve orada bize başka bir alternatif sunuyorlar. Küçük bir minivan ile bir sonraki şehire gideceğiz, o şehirden saat 21:00’da bir otobüs geçecek, o otobüsü yakalayıp binmeye çalışacağız. Şansımızı deneyelim diyerek yola çıkıyoruz ve saat 21’dan önce bahsi geçen şehirdeki otobüs durağına varıyoruz. Bu arada hava kararmış ve bir muson fırtınasının ilk belirtileri havada. Derme çatma otobüs durağında kimsecikler yok, gişeler kapalı, biletimiz yok, otobüsün gelip gelmeyeceğinden bile emin değiliz. Yarım saat kadar bekliyoruz, tam çok şiddetli bir muson fırtınası bastırmışken karanlığın içinden bir otobüs beliriyor. Sevinçle koşuyoruz otobüse ama o da ne: Otobüs hınca hınç dolu, hatta millet koltuklardan taşmış, koridorlara atılan plastik sandalyelerde ya da direk yerlerde oturuyorlar. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor, fırtına almış yürümüş, bizim bu otobüse binmemiz lazım. Bu durakta inen bir grup turist olduğunu farkediyor ve bir umutla şöföre yanaşıyoruz, bizi de bir köşeye sıkıştırabilir mi acaba diye. Önce bilet yok filan diyor şöför ama biraz bekledikten sonra normalde böyle kalabalık ve konforsuz bir otobüs için yüksek bir fiyat olan kişi başı 10 Euro’ya yakın korsan bilet parası ödeyip kendimizi otobüste buluyoruz. Ben şansıma henüz inen birinden boşalmış bir koltuğa ilişiyorum ama Til yolculuğun 6-7 saatlik bölümünü koridorda plastik bir tabure üzerinde bir sürü insanın arasına sıkışmış olarak geçiriyor. Bütün gece yağmur ve fırtına devam ediyor. Laos yolları oldukça virajlı, çoğu zaman asfalt bile yok. Sabaha kadar hoplaya zıplaya varıyoruz Luang Prabang’a. Ha bir de, sabaha kadar otobüsün radyosu açık ve radyoda Laos şarkıları çalıyor. Bu, Laos’ta bindiğimiz diğer tüm otobüslerde de böyle. Ya radyo ya da -lüks turist otobüsüyse- televizyonda mutlaka Laos şarkıları ve klipleri dönüyor. Başlarda çok hoşumuza gitse de kilometreler ve saatler boyunca başa döne döne aynı klipleri ve şarkıları izleyip dinlemekten bir süre sonra gına geldi. Bir de gece otobüslerinde sabaha dek çalan şarkılar sayesinde uykuda Lao’ca öğrenip, bir sabah uyanınca direk Lao’ca konuşmaya başlayacağız şeklinde bir teorim vardı ama gerçekleşmedi malesef.

12 saatimizi geçireceğimiz Luang Prabang otobüsü

12 saatimizi geçireceğimiz Luang Prabang otobüsü

Luang Prabang’da, bu maceralı ve uykusuz gecenin sonunda hakettik diyerek seyahatimizin en pahalı oteline, yani Cold River Guesthouse’a yerleşiyoruz. Pahalı dediğim de iki kişilik bir odanın gecelik fiyati 20 Euro. Mekong ırmağı manzaralı büyük terasına vuruluyoruz aslında bu odanın. Biraz dinlenip kendimize geldikten sonra UNESCO Dünya Mirasları listesinde yer alan Luang Prabang’i keşfe çıkıyoruz.

Laos uzun yıllar Fransız kolonisi olduktan sonra 1953’te bağımsızlığını kazanmış. Bir müddet hüküm süren monarşi sisteminden sonra komünist bir parti yönetimi ele almış. Günümüzde tek partili sosyalist bir yönetim şekli var bu ülkede.

Luang Prabang Laos’un belki de en çok turist çeken şehri. Kısa süreliğine uğrayanlarda ziyareti birazcık daha uzatma isteği doğuran, hem çok egzotik ve Asyalı ama aynı zamanda Avrupai bir şehir. Şehirde hala bol miktarda Hindiçini havası var. Eski ama son derece bakımlı Fransız villalarıyla dolu sokaklarda, palmiye ağaçlarının arasından yürürken ya da bir Fransız kafesinde kruasan eşliğinde kahvenizi içerken sanki bir köşeden Catherine Deneuve çıkıverecekmiş gibi (Tamam, tamam, 1992 yapımı Indochine filmi Laos’ta değil Vietnam’da geçiyordu. İzleyin derim bu arada). Ama sonra  palmiyelerle dolu sokak etkileyici Mekong ırmağına bağlanıyor ve yanınızdan geçen tuk-tuk sürücüsü “Helooo, where you going?’ diye sesleniyor ve kendinizi tekrar Asya’da buluveriyorsunuz.

Luang Prabang sokakları

Luang Prabang sokakları

Luang Prabang sokakları

Luang Prabang sokakları

Luang Prabang’daki ilk günümüzü villalar ve palmiye ağaçları arasında dolaşarak, şehrin meşhur tapınaklarını ziyaret ederek (Wat Xieng Thong özellikle güzel), nehir kıyısındaki açık hava lokantalarında bol bol karpuzlu shake içerek geçiriyoruz. Gün batımını izlemek üzere bir tepenin üstünde kurulu Wat Tham Phu Si tapınağına çıktığımızda bizi tepede en az yüz kişilik turist grubu bekliyor. Genelde Asya’daki tüm meşhur gün doğumu- gün batımı noktalarında karşılaştığımız tipik manzara bu: ellerinde fotoğraf makinesiyle bekleşen yüzlerce turist. Biz de aralarına katılıp bir iki fotoğraf çekiyoruz ama açıkçası güneşin batışı pek de etkileyici değil bu noktada. Ama tapınağın kendisi ve şehrin tepeden kuş bakışı görüntüsü gayet hoş, ziyarete değer. Akşam yemeğimizi merkezdeki bir lokantada yedikten sonra (tabii ki geleneksel sticky rice yani yapışkan pirinç ve buharda haşlanmış sebzeler), Hmony gece pazarını dolaşıyoruz biraz. Bangkok ve Chiang Mai’dakinden daha küçük bir pazar ama fiyatlar oralardan daha ucuz.

Karpuzlu shake, kartpostallar ve Mekong manzarası...

Karpuzlu shake, kartpostallar ve Mekong manzarası…

Wat Tham Phu Si Tapınağı'ndan Luang Prabang'ın kuşbakışı görünüşü

Wat Tham Phu Si Tapınağı’ndan Luang Prabang’ın kuşbakışı görünüşü

İkinci günümüzün sabahı pahalı otelden ayrılıp hemen karşıdaki daha ucuz bir otele yerleşiyoruz: Sysmophone Otel, iki kişilik klimalı oda gecelik 10 Euro. Sonra bir motosiklet kiralayıp (günlük kira 13 Euro, Chiang Mai’ın üç katı daha pahalı!) meşhur Kuang Si şelalesine gidiyoruz. Hayatımda gördüğüm en güzel şelale ve küçük doğal havuzlarla karşılaşıyorum burada. 40 derecelik Laos sıcağında, turkuaz renkli bu gölcüklerin serin sularına dalmak anlatılamaz, yaşanır ancak. Burası milli bir park ve turistlerin yanısıra her gün bir çok lokal ziyaretçi de piknik yapıp serinlemeye geliyor buraya. Ama şaşırtıcı biçimde temiz ve bakımlı bir yer. Tüm günü yüzüp serinleyerek, şelaleler arasında gezinerek, tepeye tırmanıp orman yürüyüşü yaparak geçiriyoruz. Luang Prabang’da iseniz kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir yer.

Kuang Si Şelalesi

Kuang Si Şelalesi

Kuang Si Şelalesi

Kuang Si Şelalesi

Şelalede oyun oynayan çocuklar

Şelalede oyun oynayan çocuklar

Şelalede oyun oynayan Til

Şelalede oyun oynayan Til

Şehre dönüşte motosikleti teslim ettikten sonra Mekong kıyısındaki açık hava restoranlarından birinde ilk Asya barbeküsü (Asian Barbecue) tecrübemizi yaşıyoruz. Ortaya gelen barbekü kabının çukur kısımlarını çorba suyu ile doldurup içine önümüze pişmemiş olarak gelen sebzeleri ve noodle’lari atıyoruz. Barbekünün tepe kısmına ise yine ciğ gelen balık ve tavuklar konulup pişiriliyor. Yerel halkın da çok sevdiği bir yemek türü bu ve lokantada bizim dışımızdakiler oralı aileler hep. Barbekü eğlenceli ve lezzetli ama o sıcakta barbekü başında oturmak 1 saatten fazla yapılabilecek bir şey değil ne yazık ki. Neyse ki serinlememize yardımcı Laos biraları var, Beer Lao favorim.  Yemekten sonra bir kez daha gece pazarını dolanıp hediyelik eşya alışverişimizi yapıyor ve son gecemizde biraz da gece hayatını araştırmak için meşhur sırtçantalı barı Utopia’ya gidiyoruz.  Gayet rahat, hafif salaş ama güzel bir bar burası. İç avluda kalabalık turist grupları masaların etrafını çevirmişler, diğer sırtçantalılarla tanışmak için uygun bir yer anlaşılan. Ama biz daha romantik ve sakin olan dış terası tercih ediyoruz. Mekong’un hemen kıyısında biraz yüksekçe bir teras burası ve yerlere atılan minderlerin üzerine uzanıp ay ışığı ve mum ışığında  Beer Lao’larınızı yudumlamak için ideal! Gecenin sonunda Laos’lu bir kaç genç ortada küçük bir break-dance şovu sergiliyorlar turistlerin alkışları arasında.

Ertesi sabah erkenden yollardayız yine. Bir sonraki durak: Parti ve tubing şehri Vang Vieng!

Tipik bir Laos yiyeceği: Muz yaprağına sarılmış yapışkan pirinç (sticky rice)

Tipik bir Laos yiyeceği: Muz yaprağına sarılmış yapışkan pirinç (sticky rice)

Asya Barbeküsü

Asya Barbeküsü

Gün batımında Mekong

Gün batımında Mekong