Tag Archives: İngiltere

İngiltere Paskalya Tatili 3: Plymouth – 05.04.2015 – 06.04.2015

Standard

Konuk Yazar: Ceren Aydın Topkaya

Herkese merhaba,

Önceki iki yazımda Penzance (Cornwall) ve Isles of Scilly hakkında bilgi vermiştim. Buradan ulaşabilirsiniz.

Plymouth ise Devon bolgesinde. Plymouth Üniversitesi olduğu için ve deniz kenarında bir liman şehri olduğundan cıvıl cıvıl, eğlenceli bir şehir. İkinci Dünya Savaşında çok ağır bombalanmış, 1950’li yıllarda tekrar inşa edilmiş çoğu yer. Buradan İspanya’ya ve Fransa’ya da gemiler kalkıyor.

Plymouth’a gece yarısı geldik trenle. Otelimiz Hue Bölgesi diye geçen, genel olarak otellerin ve B&Blerin olduğu bir bölgedeydi, gayet merkezi ve iyiydi. (Belmont Hotel) Üç yıldızlıydı, kahvaltı 7 pounddu, gecelik iki kişi yaklaşık 50 pound verdik, iki gece burada kaldık.

plymouth1

Pazar sabah kalkar kalkmaz kendimizi yollara vurduk fekat heyhat, her yer kapalıydı 🙂 Biz de bu saatte neresi açıktır ki deyip kendimizi St. Andres kilisesine attık, hatta biraz paskalya ayinini de dinledik.

plymouth2

Bu fotoğrafı kilisenin yanında bulunan trafiğe kapalı meydanda çektim. Meydan Hoe Park’a bağlanıyor ve Armada Way de yanından geciyor. Fotoğrafta büyük adamların gemicikleri nasıl yarıştırdığını görüyorsunuz. Uzaktan kumandayla kontrol edilen gemiler çok eğlenceli görünüyor doğrusu. Toys for big boys 🙂

plymouth3

Plymouth’da görülecek iki tane çok güzel bölge var, Hoe denen bölge, deniz feneri ve denize bakan çimleriyle saatlerce yatıp yuvarlanabileceğiniz bir yer, bir de Barbican denen, restoranların, mağazaların olduğu çok güzel bir bölge. Bu ikisi arasında 20 dakika yürümeniz yeterli, bu yüzden biz öğleden sonramızı buraları gezerek geçirdik.

plymouth4

Hoe Park’tan bir manzara- Burada yapılacak etkinlik çok, çimlere uzan, yuvarlan, takıl, cafeler cok canlı,  içeceğini al gel, hepsini baştan tekrar et 🙂 Karşıda Drake adası. Sahilden tekne turları da kalkıyor.

Hoe Deniz Feneri – Smeaton’s Tower diye geçiyor. 2 pound verirseniz içine girip yukarı çıkabiliyorsunuz.

Hoe Deniz Feneri – Smeaton’s Tower diye geçiyor. 2 pound verirseniz içine girip yukarı çıkabiliyorsunuz.

Bu arada Plymouth’a çok yakın mesafede Dartmoor Doğal Parkı var, galiba bisikletle bir kaç saatte, otobüsle de 45 dakikada gidilebiliyor en güneydeki bölgesine, ama bizim zamanımız olmadığı için gidemedik, Princetown, Postbridge ve Haytor merkezleri.

www.dartmoor.gov.uk

Bir de Drake’s Trail var. 21 millik bir yürüyüş yolu, Plymouth ile Travistock arası, isterseniz bisikletle de gidebilirsiniz.

www.drakestrail.co.uk

Barbican Bölgesine yürürken Hoe’nun tepeden görünüşü

Barbican Bölgesine yürürken Hoe’nun tepeden görünüşü

Ve işte Barbican

Ve işte Barbican

plymouth8

Mayfower Steps- Burası Amerikalılar için çok önemli çünkü bugun Pilgrim Fathers diye anılan grup 1620 yılında buradan gemilerle açılıp Amerika’ya koloni kurmaya gitmiş ve bugün Massachusetts’teki Plymouth kasabasının olduğu yerde ilk Ingiliz kolonisi olan Plymouth kolonisini kurmuşlar.

Burada araya bir parantez açıyorum, bir gün sonra yine Barbican’daki Plymouth Gin Distillary’yi gezdik, cin nasıl yapılıyormuş öğrendik. Bu arada bir şey daha öğrendik, Avrupalıların o zamanlar denizcilikte neden Osmanlılardan daha iyi olduğunu. 1500-1600’lü yıllarda uzun aylar boyunca denizciler denizde, Osmanlılar alkol içmiyor, su çok çabuk mikroplanıyormuş ve Türk denizciler hep denizde ölüyormuş. Oysa Avrupalı öyle mi, içiyor cini kafası iyi zaten, alkol da su gibi mikroplanmıyor, böylece daha uzak mesafelere gidebiliyorlar. Ayrıca kafa da güzel, korkusuzca uzaklara açılıyorlar işte.

Cin yapımını uzun uzun anlatmayayım, ama burası en eski cin yapılan yermiş. Tabi vurulmuş bombalardan mekan, hatta bakın burası işte bombanın parçaladığı yer diye gösteriyorlar, hatta nasıl oldu İkinci Dünya Savaşında yıkılmadık biz de bilmiyoruz, oysa ki askerler hep burada takılırdı diyorlar. Küçük bir yer kalmış burası, butik gibi, biz senede 125.000 kasa üretiyoruz, Amerikadaki Gordon’s cin fabrikası 4 milyon kasa üretiyor dediler.

Kısaca cin yapımı şu şekilde, %96.5 seviye ile alkol geliyor, Dartmoor suyu ile birleşiyor, bazı maddeler ekleniyor, 7 saat sonra damıtım sonucu oran yüzde 82’ye düşüyor vs vs. Bana en enteresan gelen nokta cinle vodkanın  aslında neredeyse aynı olmasını öğrenmek oldu. Tek farkları cine juniper (ardıç) eklenmesiymiş.

Tur 7 pound, yaklaşık yarım saat sürüyor, size sonunda cin de ikram ediyorlar. 10.00 – 17.00 arası açık. Bir de ücretsiz bir içecek hakkı veren kuponunuz oluyor tur sonrasında. Ya teras katta onu içeceğe dönüştürüp tarihi mekanın keyfini çıkarıyorsunuz (yıkılan çatıyı da görüyorsunuz) ya da minik deneme şişelerinde tercihiniz olanı alıp gezinize devam ediyorsunuz. www.plymouthgin.com

Sutton Limanı – Barbican

Sutton Limanı – Barbican

Biz öğle yemeğimizi burada Platters’da yedik, yanındaki Lantern Restaurant ve The Dolphin de gayet güzel yerler olarak görünüyordu. Burada fish and chip yeniyor, klasik, ama bunlar bizimki en güzeli diyor, bir de yine Barbican’da paket fish and chips satılan bir yer vardı, burda alıyorsunuz yemeğinizi, deniz kıyısına oturup yiyorsunuz, ama bayağı uzun bir kuyruk vardı, bir dahaki sefere de buradan alırız dedik. Bir de hızlı bir şeyler yemek istiyorsanız, börek gibi, The Original Pasty House diye bir kaç yer var, burası güzelmiş.

Sırf meraktan Plymouth Üniversitesine de gittik, ve gerçekten güzel bir okuldu, hemen dışında Vodoo Lounge diye bir yer bulduk, hard rock çalıyordu, akşam üstüydü, her şey çok güzeldi, çok beğendik orayı.

Gece de the Bank diye bir pub’a  gittik. Theatre Royal Plymouth’un hemen yanındaydı, şansımıza orada da canlı müzik vardı, çok da başarılılardı. Böylece son gecemizi de canlı müzikte dans ederek noktaladık. Çalan grubun adı da Outside Groove’du, takip ediyorum kendilerini facebooktan 🙂

The Bank – Ertesi günün fotoğrafı

The Bank – Ertesi günün fotoğrafı

Plymouth Üniversitesi’nin manzarası

Plymouth Üniversitesi’nin manzarası

Bir gezinin daha sonuna geldik.Benden şimdilik bu kadar.

Herkese iyi gezmeler..

Twitter: @cerenayayay

Instagram: gezcerengez

Reklamlar

İngiltere Paskalya Tatili 2: Isles of Scilly – St. Mary’s – 04.04.2015

Standard

Konuk Yazar: Ceren Aydın Topkaya

Herkese merhaba,

Bir önceki yazımda Cornwall bölgesi ve Penzance kasabasından bahsetmiştim, notları buradan okuyabilirsiniz.

İlk günümüzü Pencance’da geçirince ikinci günümüzün sabahında erkenden Penzance açıklarındaki, 5 tane büyük adadan oluşan Isles of Scilly’nin en büyük adası olan St. Mary’s adasına gitmek üzere yola çıktık.

St. Mary 5 tane büyük adadan oluşan Isles of Scilly’nin en büyük adası. Diğer adalar: St. Agnes – Tresco – Bryher ve St Martin’s.

St. Mary 5 tane büyük adadan oluşan Isles of Scilly’nin en büyük adası. Diğer adalar: St. Agnes – Tresco – Bryher ve St Martin’s.

stmarys2

Bu arada gemi yolculuğu için erkenden kalmış, pek bir şey yiyememiştik. Sabah 8’de gemi hareket etti, bu arada biletleri başka bir arkadaşımız almıştı, ben hiç dikkat etmemişim o saate kadar, meğer yolculuk tam 2 saat 45 dakika sürecekmiş. Eee ne var yani bunda demeyin. İlk  bir saat her şey güzeldi, keyifle etrafı seyrettik (vapur gibi açık alanı vardı), sohbet ettik, ta ki açık sulara çıkana kadar. Bundan sonrası benim hayatımda geçirdiğim en zor bir buçuk saatti. Kesinlikle abartmıyorum. Şimdi, beni deniz tutar. Ama bu çok kolay kontrol edebildiğim bir şeydi. Mesela ömrümde  iki defa Yenikapı – Bandırma feribotuna bindim, ikisinde de önden ilaç aldım, fırtınalı, rüzgarlı havada binmem gemiye vs. Ama burada elim kolum bağlandı. Zaten yeni bir ülkeye geleli bir buçuk ay olmuş, her şey yeni, her şey farklı, kendimi kaybetmişim, bu gemi turunun böyle bir etki yaratacağı üzerimde aklıma bile gelmemişti. Gerçi o gün ekstra problemliydi muhtemelen yolculuk, çünkü yanlız değildim, geminin dörtte üçü de benimle beraber öğürüp  çıkarıyordu. En acıklısı da bu turun günübirlik bir tur olduğunu bilmek, aynı şeyi altı saat sonra tekrar yaşayacağını bilmekti. Bir ara adaya vardığımda oraya yerleşmeyi ve hiç ayrılmamayı ciddi ciddi düşündüm 🙂

stmarys3

St. Mary adasının merkezi- Hugh Town

Değdi mi derseniz kesinlikle değdi – çok güzel bir adaydı.

Gemi turu için bu arada 4 kişi gidip dönüş 140 pound ödedik.

Bu arada buraya küçük uçaklar da geliyormuş. Land’s End, New Quay ve Exeter’den bu uçaklara binebiliyormuşsunuz. Uçak küçük dediysem gerçekten küçük, bir 8 koltuklu varmış, bir de 19 koltuklu. Fiyatını bilmek bile istemiyorum.

stmarys4

Yukarıdaki haritada 5 tane yürüyüş rotası önerilmişti:

  • West Coast
  • Watermill and Pelistry Bay
  • The Garrison
  • Peninnis Head
  • Lower Moors
Yürüyüş rotamız genelde bu şekilde daracık bir yoldu, iki kişi yan yana anca yürüyebiliyordu, gerçi güzelliği de bu değil mi?

Yürüyüş rotamız genelde bu şekilde daracık bir yoldu, iki kişi yan yana anca yürüyebiliyordu, gerçi güzelliği de bu değil mi?

Biz iki tane rotayı yürüyebildik, Garrison ve Peninnis Head. Garrison rotasında adayı çevreleyen surların yanından yürüyorsunuz, toplarla fotoğraf çektiriyorsunuz, eskiden kale olan ama şimdi otele dönüşmüş Star Castle’ı görüyorsunuz, Peninnis Head tarafında ise kaya oluşumlarını ve deniz fenerini görebiliyorsunuz.

Adanın merkezi - Hugh Town

Adanın merkezi – Hugh Town

Bu arada nisan ayı daha turistik sezon için erkendi, ama yine de Paskalya olmasını fırsat bulan bir sürü insan gelmişti. Yazın tabi bir de bir sürü su sporu, dalış yapılıyor, bir de denize girebilmeniz için bir çok plaj var, muhtemelen çok kalabalıktır buralar yazları diye tahmin ediyorum, hem İngiliz turistler hem yabancı turistler geliyor.

stmarys7

Adalarla ilgili biraz genel bilgi vereyim, aslında 5 ada diyoruz ama bunlar hep takım ada, normalde 140 tane adacık varmış toplamda. St. Mary adası en büyükleri ama burada bile sadece 2000 kişi yaşıyormuş. Nisanla Ekim ayları arasında adadan adaya geçmenizi sağlayan tekneler çalışıyor.

Adanın old town kısmı

Adanın old town kısmı

Peninnis Head Deniz Feneri

Peninnis Head Deniz Feneri

stmarys10

Daha detaylı bilgi edinmek isterseniz www.visitislesofscilly.com

Bu arada dönüş yolculuğunu merak eden varsa, dönüşü idare ettim, ha yanlış anlamayın, hiç kolay olmadı, en alt kata indim, tam ortadaki koltuğa oturdum, kollarımı sandalyenin kenarlarına yapıştırdım ve hep dümdüz sabit ileri baktım. İki buçuk saat sonra Penzance’a dönmüştük.

Döndükten sona bir Çin yemeği açık büfesi bulduk Penzance’da, sonra da trenle Plymouth’a geçtik.

Benden şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazıda Plymouth’u anlatacağım.

Herkese iyi gezmeler..

Twitter: @cerenayayay

Instagram: gezcerengez