Tag Archives: Balkanlar turu

Hırvatistan Sahillerinde: Zadar, Split ve Hvar Adası

Standard

01 – 05.05.2013

Plitvice Gölleri Doğal Parkı önünden bindiğimiz otobüs bizi 2,5 saat içinde Hırvatistan rotamızdaki ilk sahil şehrimiz olan Zadar‘a getiriyor. Hava kararmadan başımızı sokacak bir otel ya da pansiyon odası bulma derdine düşüyoruz önce. Otobüs garından 15-20 dakikalık bir yürüyüşle eski şehir bölgesine varıyoruz. Bir iki yere fiyat sorduktan sonra eski şehrin tam göbeğinde “Sobe” tabelalarından birini takip edip girdiğimiz eski bir binanın üst katındaki bir pansiyon odasını kiralıyoruz. Oda kiralamak demişken, Balkanlar gezimiz boyunca sık sık karşımıza çıkan “Sobe” tabelaları kalacak yer arayışlarımızda en önemli rehberimizdi. “Sobe” işareti oda kiralayabileceğiniz pansiyon ya da aile işletmesi anlamına geliyor; iki, üç ya da dört yıldızlı olanları var. Fiyatları genellikle otellerden daha uygun oluyor, ayrıca ortam da genelde aile pansiyonu ortamı olduğu için bize daha cazip geldi.

Zadar sahili

Zadar sahili

Zadar’da kiraladığımız oda da bir aile pansiyonuna ait, hatta aile fertleri de binanın bir alt katında yaşıyor anladığımız kadarıyla. Pansiyon sahibi yaşlı hanımefendi hoşsohbet birisi, bize verdikleri odanın eskiden torununa ait olduğunu anlatıyor, odanın içindeki eşyalar da otel mobilyasından çok bir genç kız odasının eşyaları gibi zaten. Odada bir tuvalet ve küçük bir mutfak tezgahı da var, kahvaltı hazırlamak, çay kahve pişirmek için ideal. Böyle güzel, temiz ve turistik ziyaret noktalarının ortasındaki bir oda için gecelik 30 Euro veriyoruz: Old Town Palace – http://apartmani-old-town-paradise.com/homeGB.htm

Odaya yerleştikten sonra şehri keşfe çıkıyoruz hemen. Hava çoktan kararmış, eski şehrin orta çağ tarzı dar sokakları ve binaları ay ışığında harika görünüyorlar. Daracık sokaklar arasından yolumuzu bulup deniz kenarına iniyoruz ve Adriyatik kokusunu ilk kez içimize çekiyoruz. Sahil boyunca biraz yürüyerek rehberimizde önerilen Restaurant Kornat’a giriyoruz bir akşam yemeği için. Fiyatlar ortalamanın üstünde ve ben, deniz ürünleriyle arası mesafeli olan bir kişi olarak yanlış seçim yaptığım için yemekten de memnun kalmıyorum. Ismarladığım siyah risottonun (Black Risotto) yarısından çoğunu Til afiyetle yiyor ama. Mürekkep balığından yapılan ve bu yüzden siyaha yakın mor bir renge bulanmış bu siyah risotto, Hırvat sahil şehirlerinin en meşhur yemeklerinden, deniz ürünleri sevenlere tavsiye edilir. Ertesi sabah bir kez de gün ışığında eski şehir sokaklarını turladıktan sonra Split’e gitmek üzere Zadar’dan ayrılıyoruz. Zadar’ı Split ve Hvar’a geçmek için tek gecelik bir ara durak olarak planlamıştık ama oradayken, biraz daha uzun kalamadığımıza üzüldüğümüz şehirlerden biri oldu.

Gece Zadar sokakları

Gece Zadar sokakları

3,5 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra Split‘e varıyoruz. Öncelikle limandan bizi Hvar’a götürecek feribot için biletlerimizi alıp, dünyaca ünlü ve UNESCO Kültür Mirasları listesinde de yer alan Diocletianus Sarayı‘nı (Diocletian’s Palace) ziyarete gidiyoruz. Feribot biletlerinin alındığı limana yürüme mesafesindeki bu eski Roma Sarayı, bugün hem turist akınına uğrayan bir tarihi şehir hem de günlük modern hayatın yaşandığı bir merkez. Tarihi binaların alt katları kafe, restoran ve mağazalara çevrilmiş, üst katlarda ise şehir halkı yaşıyor. Burada 3-4 saat geçirdikten sonra feribota binerek Hvar Adası’na doğru yola çıkıyoruz.

Diocletianus Sarayı - Split

Diocletianus Sarayı – Split

Sonraki üç günümüzü geçirdiğimiz Hvar Adası, Hırvatistan’ın en gözde tatil adalarından bir tanesi. Adriyatik denizinin Dalmaçya kıyılarında bulunan bu adayı yüksek sezonda günde 30.000 turistin ziyaret ettiğini söyledi bir turist rehberi, inanamadık. Biz oradayken henüz sezon başlamamıştı, bunun avantaj ve dezavantajlarını yaşadık haliyle. Avantajlar tabii ki adanın turist kalabalıklarından uzak, neredeyse boş olması ve konaklama fiyatlarının, yüksek sezonun yarısı kadar olması. Önceden rezervasyon yaptırma derdimiz de olmadı, feribottan iner inmez limandaki bilet ofisinin yanından yukarı doğru çıkan merdivenleri tırmandık ara sokaklara dalıp pansiyon aramak için. Ve önümüze gelen ilk sokak üzerindeki ilk “Sobe” tabelasını gördüğümüz avluya girdik fiyat sormak için. Şansımıza denize sıfır konumlu, harika Dalmaçya manzaralı bir terasa açılan, içinde mutfağı ve tuvaleti bulunan aydınlık, tertemiz bir odaya gecelik sadece 25 Euro fiyat istediler. Hemen yerleştik buraya ve sonraki üç gün boyunca da çok memnun kaldık  buradaki konaklama tecrübemizden. Ne yazık ki bu aile pansiyonunun bir internet adresi, hatta bir ismi bile yok. Sadece şöyle tavsiye edebiliyorum size: Feribotla Hvar Town (eski şehir) kısmına indiğinizde, feribot iskelesinin hemen karşısından yukarı doğru çıkan merdivenleri tırmanın, sağa dönüp ilerleyin. Kroz Burak isimli sokağın üzerindeki “Sobe” tabelalı üç katlı bina.

Hvar Adası'ndaki favori kahvaltı mekanımız: Pansiyon odamızın terası

Hvar Adası’ndaki favori kahvaltı mekanımız: Pansiyon odamızın terası

Peki Hvar Adası’nda neler yapılabilir?

  • Tabii ki öncelikle güzelim denizin, berrak masmavi suların tadını çıkarmak lazım. Bizim kaldığımız Hvar Town kısmında deniz boyunca uzayıp giden güzel, yeşillik bir yürüyüş yolu vardı. Bu yol boyunca karşınıza denize girip güneşlenebileceğiniz pek çok yer çıkıyor. Bunlar genelde adaya has, sahil boyunca sıralanmış geniş ve düz taş yığınları; üzerlerine havlunuzu serip yatmak için oldukça rahat ve uygunlar. Hvar Adası’ndan uzun kumsallı sahiller beklemeyin; sadece bir iki tane küçük kumsal var. Onun dışında hep bu taşlık, kayalık iskeleler. Ama bizim pek hoşumuza gitti bu kayalıklardan denize girme konsepti.
  • Adada yüksek sezon boyunca her Pazartesi ve Perşembe günleri akşamüstüne doğru profesyonel rehberler eşliğinde ücretsiz şehir turları yapılıyor. Yaklaşık bir saat süren bu tur boyunca eski şehir civarındaki sokakları gezip buraların tarihi ve kültürel hikayelerini rehberden dinliyorsunuz. Turun sonunda isteyenler rehbere bahşiş bırakabiliyor. Biz oldukça bilgilendirici ve faydalı bulduk bu turu. Eski şehir merkezindeki Turist Info Bürosu’ndan orada bulunduğunuz tarihlerdeki güncel tur tarih ve saatlerini öğrenebilirsiniz.
  • Adanın Venedik yönetiminde olduğu dönemlerde 16. yüzyılda inşa edilmiş olan surları mutlaka gün batımında ziyaret edin. Eski şehrin sahilinden yukarı doğru 15-20 dakikalık bir yürüyüş yoluyla ulaşılan küçük bir tepenin üzerinde kurulu bu kale duvarları ve Hvar Town ile civar adaları kuşbakışı gören harika bir manzaraya sahip. Bir kaç Euro’luk giriş ücreti ödeyerek surların içine girebilir, tarihi duvarların üzerine oturup Dalmaçya adaları üzerine batan güneşin ve manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Ayrıca surların içindeki küçük bir müzede de Hvar Adası civarında ve Adriyatik denizinin diğer bölgelerindeki çeşitli gemi batıklarından çıkarılmış olan batık objeleri sergileniyor.
  • Hvar Adası’nın yakınlarında irili ufaklı pek çok başka ada mevcut. Bunlardan özellikle Brač ve Pakleni Adaları turistler arasında çok popüler. Yüksek sezonda Hvar’dan bu adalara günlük tekne turları düzenleniyor. Biz ölü sezonda olmanın tek dezavantajını bu noktada yaşadık, haftada sadece bir kez vardı bu turlar ve fiyatları çok pahalıydı. Ama yüksek sezonda Hvar’ı ziyaret ediyorsanız, civardaki diğer güzel adalara da uğramayı ihmal etmeyin.
  • Popüler adalara yapılan tekne turlarına katılamayınca, biz de kendi tekne turumuzu düzenleyelim dedik ve küçücük motorlu bir tekne kiraladık. Tekneyi kiraladığımız acentanın görevlisi Til’e 15 dakikalık bir tekne kullanma dersi verdi ve Til’le başbaşa denize açıldık. Civardaki, isimlerini bile bilmediğimiz minik adacıkların sahillerine yanaşıp denize girdik, güneşlendik. Teknenin günlük kirası ise sadece 45 Euro idi.
  • Yeme-içme konusuna değinmeden yazıyı bitirmek olmaz. Adada tabii ki menülerin vazgeçilmez parçası taze deniz ürünleri. Paradise Garden‘da yediğimiz ızgara balıklar çok lezzetliydi. Hvar town ara sokaklarında ve sahilinde pek çok balık restoranı bulmak mümkün. Benim Hvar Adası’ndaki favori öğünüm ise deniz manzaralı balkonumuzda yaptığımız sabah kahvaltılarıydı. Hırvatistan’da sabah kahvaltısı deyince ilk akla gelen fırın ve pastanelerde satılan hamur işi ve börekler. İskeledeki küçük marketten alabileceğiniz domates ve peyniri de yanına katınca, bayağı Türk usulü bir kahvaltı keyfi yapabilirsiniz Adriyatik denizine karşı 🙂

Hvar’daki bu güzel üç günün sonunda Korčula Adası üzerinden Dubrovnik’e geçiyoruz. Bir sonraki yazıya…

Hvar Town sokakları

Hvar Town sokakları

Hvar Town sahili

Hvar Town sahili

Eski şehir sokakları

Eski şehir sokakları

Tepedeki şehir surlarından günbatımı manzarası

Tepedeki şehir surlarından günbatımı manzarası

Kuşbakışı Hvar Town

Kuşbakışı Hvar Town

Gezinti teknemiz ve kaptanı

Gezinti teknemiz ve kaptanı

Teknemizle uğradığımız adacıklardan bir tanesi

Teknemizle uğradığımız adacıklardan bir tanesi

Kategori: Avrupa

Sırtçantasıyla Balkanlar Turu hakkında diğer yazılar için tıklayın

Reklamlar

Hırvatistan’da Bir Doğal Park: Plitvice Gölleri

Standard

01.05.2013

Plitvice Gölleri Doğal Parkı, Hırvatistan gezimizin en heyecanla beklediğimiz kısımlarındandı. Yolculuğu planlarken yaptığımız araştırmalarda karşımıza çıkmıştı UNESCO Kültür Mirasları listesindeki bu doğal park ve resimlerini görür görmez gitmeye karar vermiştik. Ve Zagreb’den sabah erkenden bindiğimiz bir otobüs ile 2,5 saatte Plitvice’de bulduk kendimizi. Burayı günübirlik ziyaret edebilir ya da park alanı içindeki otellerden birinde bir kaç gece konaklayabilirsiniz. Biz günübirlik ziyareti tercih ettik.

İlk karşılaşma...

İlk karşılaşma…

Otobüsler, yolcuları park girişine 10-15 dakika yürüme mesafesinde olan bir durakta bırakıyor. Parka ulaşınca öncelikle bilet gişesinde park giriş biletlerimizi alıyoruz (Tam: 15 Euro, öğrenci: 10 Euro). Sonra sırtçantalarımızı yakındaki otellerden birinin emanetine bırakıyor (çanta başına 3 Euro emanet ücreti ödemek gerekiyor) ve nihayet park gezimize başlıyoruz!

Plitvice Gölleri Parkı, Zagreb ile başlayıp güneydeki şehir ve adalara doğru planlanan bir Hırvatistan turu için harika bir ara durak. Zagreb’ten kısa sürede varılıp, günübirlik ziyaret edilip sonra güneydeki şehirlerden birine devam edebilmek için yeterli zaman ve ulaşım imkanı mevcut.  Turkuaz renkli, irili ufaklı 16 adet gölden ve aralarda nefes kesici güzellikleriyle kendilerini gösteren şelalelerden arta kalan kısımlar yemyeşil, ormanlık alan. Parkı isterseniz bir kaç gün boyunca, yavaş yavaş yürüyerek ziyaret edebilirsiniz. Ya da bizim gibi günübirlik ziyaretçilerdenseniz, park içinde belli noktalar arasında ulaşım için ücretsiz hizmet veren küçük otobüsler ve vapurlardan faydalanmanızı öneririm.

Ziyaretçi vapurları

Ziyaretçi vapurları

Biletleri aldığımiz gişenin hemen yanında bir danışma ve bilgi gişesi var, burada günübirlik ziyaret için en uygun ve güzel yürüyüş rotası hakkında bilgi ve tavsiye aldıktan sonra bir park otobüsüne binip 5 dakikalık bir yolculukla başlangıç noktamıza ulaşıyoruz. Ormanlık alanın ve göllerin arasına ustaca yerleştirilmiş, ağaçtan yapılmış doğal yürüyüş patikaları çok hoşumuza gidiyor. Rahat ve spor ayakkabılar, şapka, güneş kremi ve bol bol su bir günlük doğa yürüyüşü için mutlaka yanınızda bulundurulması gerekenler. Bir de küçük tavsiye: Parkta yeme-içme molaları için çeşitli noktalarda bir kaç tane restoran ve kafe var ama yiyecekler son derece kötü. Her restoranda aynı menü mevcut, menüde de toplam 3-4 adet bol yağlı, kötü görünümlü fastfood seçeneği. Mecburen aldığım hamburgerin yarısını bile yiyemezken, etraftaki Hırvat ailelere gözüm takılıyor. Bu konuda tecrübeli ya da önceden uyarılmış olmalılar ki hepsi yanlarında piknik sepetleriyle, evde hazırladıkları yiyeceklerle gelmişler. Sözün kısası, yapabilirseniz kendi piknik çantanızı hazırlayıp getirin derim buraya.

Diğer bir tavsiye ise ziyaretin zamanlaması ile ilgili. Biz sabah yürüyüşe başlamamıza ve yüksek sezonda olmamamıza rağmen yürüyüş patikalarında ara sıra büyük turist gruplarının yarattığı trafik sıkışıklıklarına takılıyoruz. Yüksek sezon olan yaz mevsiminde buraya gelen ziyaretçi sayısının çok daha fazla olduğunu düşünecek olursak, sabah mümkün olduğunca erkenden yürüyüşe başlamakta fayda var.

Peki neler mi görüyoruz bu güzelim parkta gün boyunca? İşte karşılaştığımız manzaralardan bazı kareler:

Doğal yürüyüş yolları

Doğal yürüyüş yolları

Ve yürüyüş yollarında zaman zaman trafik sıkışıklıkları...

Ve yürüyüş yollarında zaman zaman trafik sıkışıklıkları…

Ama ggörülen manzaralar herşeye değer

Ama görülen manzaralar herşeye değer

Şelalelerden bir tanesi

Şelalelerden bir tanesi

Park sakinleri

Park sakinleri

Sabah 10 gibi başlayan yürüyüşümüzü saat 17:00’de bitiriyoruz, çünkü bizi bir sonraki durağımız olan ve geceyi geçireceğimiz şehir Zadar’a götürecek olan son otobüs saat 17:15’te. Bu kadar zaman yeter mi Plitvice Parkı için derseniz, bu nasıl bir seyahat programınız ve bütçeniz olduğuna bağlı. Eğer fazla zamanınız yoksa ve en kısa zamanda en çok sayıda şehir ve ada ziyaret etmek istiyorsanız bizim yaptığımız şekilde bir günübirlik program oldukça tatmin edici. Pek çok güzel göl ve şelale görebilir, güzel bir yürüyüş rotası takip edebilir, öğle yemeği ve dinlenme molalarına da zaman ayırabilirsiniz. Eğer zaman sıkıntınız yoksa ve seyahat bütçeniz elveriyorsa buradaki otellerden birinde bir kaç gece konaklamak da güzel bir alternatif olabilir. Bir kaç günlük ziyaretçiler için parkta farklı yürüyüş rotaları, orman yolları, ziyaret noktaları mevcut.

Zadar otobüsümüz vaktinde geliyor, bizi sabahki otobüsün bıraktığı duraktan biniyoruz yine. Biletleri daha önceden almaya gerek yok, otobüsün içindeki muavinden kişi başı 10 Euro olan biletlerimizi alıyoruz. 3 saat sonra Hırvatistan’daki ilk sahil şehrimiz olan Zadar’dayız. Bu hikaye de bir sonraki yazıda! 🙂

Kategori: Avrupa

Sırtçantasıyla Balkanlar Turu hakkında diğer yazılar için tıklayın