Başka Türlü bir Yolculuk: Suriye’den Berlin’e…

Standard

Şilan Bartel

IMG_9214

Palmira

Hayatımdaki ilk sırtçantalı seyahatimi 2009 yılında Suriye’ye yapmıştım. O zamanlar blogum yoktu ama ilk kez seyahat günlükleri tutmaya da o gezide başladım. Bir gün blog sahibi olunca tüm bu Suriye gezisi notlarını bloguma da yazarım demiştim. Ben blog sahibi olamadan Suriye’de iç savaş başladı… Yazamadım o güzel ülkeyi buraya. O güzelim ülkede çektiğim fotoğrafları bile açıp bakmaya içim elvermiyor ne zamandır. Halep Kalesi, Palmira Harabeleri, Şam’ın ve Halep’in tarihi çarşıları, sokakları, Hama’nın su çarkları… Ama hepsinden önce Suriye’nin sıcakkanlı, yardımsever, güleryüzlü, gururlu insanları… Arap ülkesi insanlarına karşı ön yargılarımı yıkıp yokeden insanlar…

Yazamadım Suriye yolculuğundan biriktirdiklerimi buraya. O güzelim fotoğrafları, o insanların hikayelerini paylaşamadım sizinle.

Bir zamandır Berlin’deki bir mülteci kampında gönüllü çalışıyorum. Kampta kalanların çoğu Suriye’den gelmiş. Haftada üç saatcik giysi dağıtma bölümünde, mültecilere giysi dağıtımında yardımcı oluyorum.

3 saatin sonunda çıkıp normal hayatıma dönüyorum, iyilik yapmış, yardım etmiş, insanlık görevimi yapmış olmanın verdiği hafiflikle. Süpermarkete gidip akşam pişirmek üzere en organiğinden en kalitelisinden sebzeler etler alıyorum; çocuğum o gün yuvada yemek yememiş ya da uyumamışsa bunu kendime dert edinip üzülüyorum. Bir hafta boyunca normal hayat yaşayıp, restoranlarda yemek yiyip, alışveriş yapıp, sinemaya gidip, arkadaşlarla havalı kafelerde buluşup, soğuk ve gri kış havası yüzünden depresyona giriyorum; gün boyunca birşeylere seviniyorum ya da sinirlenip kızıyorum. Sonra yine o üç saatlik zamanı geliyor haftanın. Üç saat boyunca minik bebeğiyle kimbilir ne tür bir yolculuktan sonra Berlin’e ulaşmış bir anne; gencecik ve herşeye rağmen hala cıvıl cıvıl genç kızlar ve erkekler; bağış kutularında buldukları oyuncaklarla oyuna dalan çocuklar; 4-5 küçük çocuklarıyla yeni bir ülkede yeni bir yaşama dahil olmaya çalışan aileler giriyor hayatıma. Başlarından neler geçti, ne şekilde nasıl bir yoldan geçip buralara dek gelebildirler bilemiyorum bu zorunlu yolcular. Zoraki çıktıkları bu seyahati acaba nasıl anlatırlardı diye düşünüyorum, blogunda ballandıra ballandıra seyahat anılarını anlatan seyahat blogcusu ben… Konuşmak, sohbet etmek, kişisel sorular sormak için ne zamanımız var ne de ortak bir dilimiz. Kısıtlı zamanda mümkün olduğunca çok sayıda ve iyi durumda giysi bulmaya çalışıyorum sadece. Ama arasıra İngilizce ve Almanca anlaşamayıp, birbirimize derdimizi anlatamayıp tıkandığımızda son bir umutla ya da alışkanlıkla bir iki Türkçe kelime söyleyiveriyorlar bazen. Ben de kelimeyi anladığımı belirtip tekrar ediyorum, sevinçle gülümsüyoruz birbirmize. Ve yabancı bir ülkede, diğerlerinin anlamadığı ortak bir dili konuşmuşçasına bir samimiyet oluyor sonraki bir kaç dakika aramızda. Şaşırarak farkediyorum ki, bir kaç kelime de olsa Türkçe konuşanların sayısı hiç az değil… Üç saat sonunda, zihnimde resim kareleri, içimde bir ağırlık çıkıyorum dışarı.

O ilk zamanlardaki insanlık görevimi yapmış olma hafifliği, iyi bir iş yapmış olma gururu filan bir kaç ay sonra yokolup gidiyor. Aslında hiç bir şey yapamadığımın, aslında lüks içinde yaşayıp lüks içinde, en minimum seviyede yardım organizasyonuna dahil olduğumun bilincindeyim.

Yıllar önce, o güzelim ülkede seyahat ederken bir şekilde karşıma çıkmış, benimle konuşmuş, sokaklarda kaybolup adres aradığımda bana yardımcı olmuş, taksisine bindiğimde, otelinde kaldığımda bana birazcık da olsa ülkesini anlatmaya çalışmış o insanlarla şimdi bu mülteci kampında belki de tekrar karşılaşıyorum…

Ve bu zorunlu yolculuğun henüz tamamlanmadığı ve aslında yeni başladığının en ironik kanıtı ne biliyor musunuz? Yolun sonundaki Berlin’e vardıklarında kendilerine ev olarak tahsis edilen ilk yer eski bir havaalanı. Eski bir havaalanının hangarlarına kurulmuş olan mülteci çadırları. Bundan sonraki hayatınız daimi ve zorunlu bir yolculuk olarak geçebilir demek istermişçesine… Bundan sonraki hayatınızda hangi ülkeye gitseniz, nereye ait olmaya çalışsanız size fazlalık, düzen bozan istenmeyen misafir ya da en iyimserinden geçici yolcu muamelesi yapılacak dercesine…

IMG_9087

Hama

İngiltere Paskalya Tatili 1: Penzance – Cornwall

Standard

Konuk Yazar: Ceren Aydın Topkaya

Herkese merhaba,

İngiltere’de ilk tatilimizi Paskalya tatilinde yaptık, yani Bristol ve Londra dışında İngiltere’de ilk gördüğüm yerler buralar oldu. Önce Penzance’ı, sonra St. Mary adasını ve en son da Plymouth’u gördük, hepsini beğendik (En çok Plymouth’u). Üç yazı olarak buraları anlatacağım.

Penzance ve Çevresi – Cornwall’ın en uç noktası

Penzance ve çevresi – Cornwall’ın en uç noktası

Bristol’den Penzance’a yaklaşık 4 saat süren bir tren yolculuğuyla geldik, 4 kişi 90 pound verdik. Tren yolculuğu Cornwall bölgesini inceleyebilmek için iyi bir fırsat oldu, zaten Cornwall İngiltere’nin tarım bölgesi, iklimi de güneyde olduğundan dolayı daha ılıman, göz alabildiğine tarla o yüzden.

Penzance küçük bir yer olduğu için yer bulmakta zorlanmıştık, www.holidaylettings.co.uk sitesinden son anda yalvar yakar bir gecelik kalacak yer bulabildik, normalde bu evler haftalık kiralanıyor, bu adamcağız da evini cumartesiden cumartesiye kiralıyormuş, biz sadece cuma kalacağız, nolur nolur deyince razı oldu, gecelik 4 kişi toplam 90 pound verdik. Evin ismi vardı, Rum Store, yine aynı kişinin işlettiği Boat Shed Restoranın hemen üstüydü, çok merkezi bir yerdi.

Penzance limanı

Penzance limanı

Penzance ile ilgili Pirates of Penzance diye bir opera bile var, yani burası bu kadar eski bir liman şehri, korsanlarıyla meşhur, limanda da korsan gemileri var girip gezebildiğiniz.

penzco3

Evet burada Türk’ün kafası diye bir pub var🙂 Hem de Penzance’ın en eski pub’ı. 11. Yüzyıldan kalma. 1233’te Penzance Türkler tarafından istila edilmiş de, işte yakalanan Türklerin kafası kesiliyormuş da, tabi anladınız, o zaman Türk mü vardı, İspanya’daki Endülüs Emevi Devleti’ni kastediyorlar.

Egyptian House – Chapel Street üzerinde

Egyptian House – Chapel Street üzerinde

Burada kendinize bir oda ayırıp 3 gece (minimum bu gibi) konaklayabilir veya bizim yaptığımız gibi önünden geçip bir fotoğrafını çekebilirsiniz. Oldukça detayla süslenmis, gösterişli bir bina, gözünüzden kaçmayacaktır.

Penzance Marketplace - Küçük bir şehir Penzance, dolayısıyla market alanı da epeyce küçük. Ama bize sevimli geldi.

Penzance Marketplace – Küçük bir şehir Penzance, dolayısıyla market alanı da epeyce küçük. Ama bize sevimli geldi.

Burda tarihi satmak çok önemli – Sonuçta bir kaç çizime bakıyor.

Burda tarihi satmak çok önemli – Sonuçta bir kaç çizime bakıyor.

Morrab Bahçelerinde karşılaştığımız, kendini biblo toplamaya adamış bir insanın bahçesi. Kaç tane biblo var sayamadık tabii ama bu sadece görünen kısmı, evin pencereleri de biblolarla doluydu!

Morrab Bahçeleri’nde karşılaştığımız, kendini biblo toplamaya adamış bir insanın bahçesi. Kaç tane biblo var sayamadık tabii ama bu sadece görünen kısmı, evin pencereleri de biblolarla doluydu!

Alexandra Road – bütün otellerin olduğu bölge

Alexandra Road – bütün otellerin olduğu bölge

Buralarda yine genelde kalıp sonra plajlara ya sörf veya spor yapmaya, ya da güneşlenmeye gidiliyor. Okuduğum kadarıyla Lands End, St. Ives ve St. Just en güzel bölgelermiş. Ayrica St. Ives bölgesi yürüyüş ve hiking için çok talep görüyormuş.

Admiral Benbow pub içi – Her köşesinde farklı br ayrıntı var, bana gore biraz tıkış tıkış, ama eğlenceli.

Admiral Benbow pub içi – Her köşesinde farklı br ayrıntı var, bana gore biraz tıkış tıkış, ama eğlenceli.

Gece yemeğimizi Admiral Benbow’da yedik, aslında burası üçüncü tercihimizdi, ilk Turk’s Head’de yemek istedik , adı dolayısıyla tabi, sonra deniz kenarında The Meadery dye bir restoranda yemek istedik, çünkü orası çok güzel görünüyordu, bir de mead bir içki çeşidi, balla yapılıyor, bir çok içkinin atasıymış, merak etmiştik, ama ikisinde de yer yoktu. Admiral’de yediğimiz yemek de gayet güzeldi bu arada. Sonra da Tremenheere diye, Wetherspoon pub zincirinin sahibi olduğu bir pubda bir şeyler içip kaldığımız eve gittik.

Dünyanın en romantik bankı

Dünyanın en romantik bankı

Bir de Penzance yakınlarında Tregonning Tepesi varmış, çok güzel bir manzarası varmış, onu da unutmadan yazayım.

Penzance hakkında daha fazla bilgi için: www.visitcornwall.com

Benden şimdilik bu kadar. Bir sonaki yazıda adalara gidiyoruz, St. Mary’s adasına.

Herkese iyi gezmeler..

Twitter: @cerenayayay

Instagram: gezcerengez