Tag Archives: Sanat

Berlin Film Festivali (Berlinale) 3: Neler yapılır?

Standard

Konuk Yazar: Funda Çelikel Esser

Herkeslere sımsıcak bir merhaba sevgili film festivali sever okurlar,

Berlin Film Festivali’ne neden ve nasıl gideceğimizi konuştuk, sıra geldi Berlin’in en güzel zamanlarından Berlinale süresince şehirde neler yapilabileceğine.

Şunu öncelikle belirteyim, bu yazı gezginler için Berlin’de neler yapılabileceği konulu kapsamlı bilgileri ele almıyor, öyle olsa fasikül kalınlığını buluruz. Kalbimizin sultanı Berlin‘le ilgili de bir çok yazı yazarız umarım ilerleyen zamanlarda ama öncelikli olarak “film festivali zamanı Berlin’de ne yapılır”a buyrunuz.

Sarkastik okur, ne yapılacak canım film izlenir diye içinden geçirdin hadi itiraf et! Öyle tabii de ne demiştik, Berlinale’de 400 küsür film var, hangi birini öncelikli izleyeceksiniz, ilk defa festivale dahil olmuş biri olarak buna neye göre karar vereceksiniz muhakemesi tecrübeyle sabit hiç de kolay değil. İşte bu yazı böyle kara kara düşünenlere ışık tutsun diye yazıldı.

Bir Berlinale Klasigi

Bir Berlinale Klasiği

Öncelikle festivalin ana başlıklarını ve bu başlıklardaki filmlerin gösterim mekanlarını bir bir tanıyalım; zira karar vermenizde en önemli iki kriter bunlar bence:

  1. Yarışma kategorisi: Herkesin gözbebeği, en çok merak edilen festival bölümü. Bu kategoride dünyanın her yanından 24 tane film her sene altın ve gümüş ayılar için yarışıyor. Her sene bu filmlerin arasında Amerika ve İngiltere yapımı (eşittir klasik sinema endüstrisinin güçlü olduğu ülkeler) filmler de olmasına rağmen genelde azınlıkta oluyorlar, en azından son 10 yılda öyleydi. Daha çok global düzeyde festival marjinalliğine yaraşacak eserler gösteriliyor. Bu filmler bir Hollywood filmiyle kıyaslanamasa da yine de azımsanmayacak bütçeye sahip, oldukça profesyonel eller tarafından çekilmiş oluyor, inanılmaz etkileyici oyunculuklar seyredebiliyorsunuz. 24 filmin tümü halka açık ilk gösterimini film ekibi eşliğinde Berlinale Palast’da gerçekleştiriyor.
Berlinale Palast yeni bir yarışma filmi prömiyeri öncesinde *2

Berlinale Palast yeni bir yarışma filmi prömiyeri öncesinde *2

Festivalin ilk Cuma’sından son Cuma’sına günde ortalama 3 yarışma filmi prömiyerini yapıyor, sonraki Cumartesi günü kim ödüllere layık görülmüş yine Berlinale Palast’ta açıklanıyor. Yarışma filmleri Berlinale Palast’taki ilk gösteriminde filmin diline göre hem İngilizce hem Almanca altyazılı gösteriliyor. Diğer salonlardaki gösterimlerde nadiren de olsa sadece Almanca altyazılı olabiliyor filmler, dikkatli olmakta yarar var.  Diğer salonlar demişken yarışma kategorisi filmleri Berlinale Palast sonrası ikinci yazıda bahsettiğim Friedrichstadtpalast‘ta, Berliner Festspiele‘de ve Zoopalast‘ta gösterilir. Bir de programda   yarışma kategorisinde yer alan ama çok büyük bütçeli, genellikle Hollywoodvari oldukları için yarışmada haksız rekabet yaratmama adına bizzat yarışmaya katılmayan filmler var. Şahsen bu filmleri eğer hastası olduğunuz yönetmen/aktör/aktrist baş rolünde olup da o gün filmin galasına gelmiyorsa pek tavsiye etmiyorum çünkü sonrasında sinemaya geliyorlar zaten, hakkınızı başka zaman göremeyeceğiniz filmlere kullanın.

Zoopalast

Zoopalast

Berliner Festspiele

Berliner Festspiele

 

  1. Panorama kategorisi: Bu da benim favori kategorim. Dünyanın dört bir yanından olayların ve yaşamların adı üstünde “panorama”sını sunmayı amaçlayan, yarışma filmleri kadar olmasa da oldukça profesyonel sayılabilecek ellerden çıkma toplamda 50 kadar kurgu ve belgesel filmi barındıran, en seyirci dostu kategori. Seyirci dostu dememin sebebi, bu kategoride izlenen tüm filmlere seyirci not verebiliyor festival boyunca. Panorama programı açılışını festivalin ilk günü Perşembe akşamı bir kurgu filmle yapıyor ve seyircinin her bir filme layık gördüğü oylar sayılarak festivalin son günü Panorama halk ödülü en iyi kurgu ve belgesel filmine takdim ediliyor. Bu ödüllerin verildiği iki seansta önce kazanan açıklanıp sonra da filmler tekrar gösteriliyor. Bu gösterimlere bilet almak için ön satışın ilk günü kuyruğa gidip de ardından pek çok panorama filmini festival boyunca görmüş olan izleyiciyi, acaba daha önce gördüğüm bir film ödül alacak da ikinci defa mı seyredeceğim telaşı kaplıyor! Açıkçası kategori başı 4% olan bu olasılık bana hiç denk gelmedi, 50 filmin 40’ını falan seyretmeyecekseniz pek de üzerinde durulacak bir ihtimal değil. Ha bir de oylamaya katılan herkes çekilişe de katılıyor, şanslı kişiye Viyana Film Festivali’ne bedava bir hafta seyahat veriliyor. Çıkmaz demeyin şansınızı deneyin 🙂
Panorama Halk Ödülü Seremonisi 2011

Panorama Halk Ödülü Seremonisi 2011

Panaroma oy kartı

Panaroma oy kartı

Panorama filmleri yarışma filmlerinin aksine sadece birkaç yerde değil şehrin bilimum görülesi noktalarına yayılmış 6-7 değişik mekanda gösteriliyor. Berlin’e festival zamanı turist gitmişseniz her gün şehrin ayrı görülecek mekanındaki sinemada turistik programla birleştirilmiş birkaç panorama filmi izlemek şeklinde bir program hoş olabilir. Bu arada yarışma filmlerinin aksine 90% film yönetmeni ve ekibi de gösterimden sonra seyircinin sorularını yanıtlıyor. Benim için bu da bir bonus, senaryolara gerçeklik katıyor.

 2011 Panorama ödülüne layık görülen Even The Rain Filmi – görmeyen kaçırmasın

2011 Panorama ödülüne layık görülen Even The Rain Filmi – görmeyen kaçırmasın

Panaroma filmlerinin ana merkezlerinden Potdamerplatz Cinemaxx'ta film sonrası barda takılmaca.

Panaroma filmlerinin ana merkezlerinden Potdamerplatz Cinemaxx’ta film sonrası barda takılmaca.

  1. Berlinale Goes Kiez kategorisi: Ana akım Berlin turistine panorama programı mekanlarını önerirken, az gidilmiş rotaları arşınlamaya meraklı turisti buraya alalım. Berlinale’nin 60. yılı şerefine bir sefere mahsus diye başlanan ama gördüğü ilgiden dolayı her sene kendini yenileyen kategori. “Kiez” Almanca’da mahalle demek. Berlin pek çok Avrupa kentinin aksine tek bir merkezi olmayan, bir çok mahallesinde sosyal hayatın değişik tarzlarda akıp gittiği bir şehir. Bu sosyal hayatların merkezlerinden biri de tarihi “kiez kino”lar, yani cep sinemaları. Evet hani ismi lazım olmayasıcaların AVM yapacağız diye yıkıp mühürledikleri cinsten olanlardan. Herhangi bir “plex” uzantısı olmayan, ayrı gişesi genelde olmayıp barında biletlerin satıldığı, içeceğinizi plastik bardakta değil billur kadehte servis eden cep sinemaları pek çok yerde yok olma tehlikesi ile karşı karşıyayken, Berlin mahalle hayatının vaz geçilmez bir parçası olarak halka sanat, kültür, sosyalleşme hizmeti vermeye devam ediyor. Sayısını bilemiyorum, ben sırf 20 kadar böyle salona gitmişimdir, daha da en az bir o kadar gitmediğim var. Genellikle ya şehrin çok uzak, başka zaman hiç gitmeyeceğiniz semtlerinde oluyorlar ya da çok bilindik bir semtte mesela bir binanın arka avlusunda, 5. katında gibi gözden ırak bir yerde. İşte bence Berlin’in en güzel yönlerinden, çocukluğumun sinema hissini bana her seferinde yaşatan bu salonları ve onları ‘plex’lere tercih etmeyen mahalle halkını onore etmek amaçlı Berlinale son 6 senedir, her sene 6-7 tane değişik cep sinemasını seçip oralarda festival boyunca her gün bir tanesinde programdan özenle secilmiş 2 Berlinale filmi gösteriyor. Filmler her kategoriden birer ikişer seçiliyor yani ne seyredeceğine karar veremeyen, pek de programı hatmetmeye vakti olmayan için biçilmiş kaftan bu kategorideki filmleri izlemek. Üstüne üstlük araştırmacı turist olarak Berlin’in hiç göremeyeceğiniz köşelerine, hiç karşılaşamayacağınız insanlara misafir gidiyorsunuz. Eşsiz bir tecrübe!
Karlı bir Berlinale Goes Kiez akşamı

Karlı bir Berlinale Goes Kiez akşamı

En sevdiğin kiez kinolar derseniz: Berlin’in en yüksek sineması Sputnik, Almanya’nın en eski sineması Movimento, bir barın arka odasında bulunan Tilsiter Lichtspiele. Dikkat kiez kino biletlerinin hepsi ilk ön satış günü satılıyor ve salonlar -plex’lere nazaran küçük olduğundan bitiveriyor, film günü çok az bilet kalıyor. Tedbiri elden bırakmayıp ilk ön satış günü erken kuyruğa girmekte fayda var.

Berlinale Goes Kiez sinemalarından secmeceler

Berlinale Goes Kiez sinemalarından seçmeceler

Berlinale Goes Kiez sinemalarından secmeceler

Berlinale Goes Kiez sinemalarından seçmeceler

Berlinale Goes Kiez sinemalarından secmeceler

Berlinale Goes Kiez sinemalarından seçmeceler

  1. Generation (Kinder ve Kinder plus) kategorisi: Evet çocuklu okurları ekran başına alıyoruz! Çocuk filmi derken yanlış anlaşılmasın başrollerinde çocuk ya da ilk ergen aktörlerin oynadığı, hayata onların bakış açısı ile bakan filmlerden bahsediyoruz. Bu nedenle genelde amatör aktörler ekranda boy gösterse de yoğunlukla size parmak ısırtacak performanslar izliyorsunuz. Filmler genelde Zoopalast, Haus der Kulturen der Welt ki tarihi değerleri olan iki salon daha ve benim favorim Berlin’in gizli mücevherlerinden Bötzow Mahallesi’ndeki Filmtheatre‘da gösteriliyor. Film sonrası tartışma kısmında bacak kadar izleyicilerin ne sorular sorduğuna, ne gözle filmi izlediklerine şahit olmak da ayrı bir tecrübe bu kategorideki filmleri izlerken. Bir diğer güzel yanı bu filmler en ucuz filmler çünkü okul grupları falan da geliyor diye bilet fiyatını çok düşük tutuyorlar (evet DEVLET okulları sınıflarını festival filmi izlemeye getiriyorlar). Dezavantajı, bazen çocuklar çok sesli olabiliyor. Çocuk bu niye gürültülüler diye dert yanmıyorum ama bilerek gidin sonra şok olmayın. Bir de özellikle Kinder kategorisinde pek çok Almanca olmayan film çocuklar için eş zamanlı seslendiriliyor, sürekli piyes okuyan Alman bir kadın sesiyle birlikte izliyorsunuz filmi, sinir bozucu olabilir.
Haus der Kulturen der Welt nam-ı diğer Berlin'in istiridyesi

Haus der Kulturen der Welt nam-ı diğer Berlin’in istiridyesi

  1. Forum kategorisi: En maceraperest Berlin turisti değil de genel anlamda en maceraperest festival izleyicisi iseniz bu kategori sizin için biçilmis kaftan! Başka yerde kolay kolay rastlayamayacağınız en deneysel, bazen en amatör, en hani saat saat seyrededip anlayamadığınızdan en ummadığınız kara mizahlısına, alternatif olmaya dair her tür film burada. Örneğin birkaç sene önce Emin Alper’in Tepenin Ardı filmi bu kategoride gösterilmişti, filmlerin tarzına dair fikir vermesi açısından örnek veriyorum, hatta ödül bile aldı diye hatırlıyorum, görmediyseniz görün enteresan filmdir.

Kategorinin bonusu bu filmlerin gösterilme ana mekanları olan, aynı binayı paylaştığı Quasimodo caz kulübünden de dolayı Berlin’in simgelerinden olan Delphi Tiyatrosu ile Berlin sinema müzesini de içinde barındıran Arsenal. Bir sefer kuyrukta sevimli bir Fransız bir amcadan duymuştum, eğer Arsenal’e yıllık üyeliğiniz var ise bu kategoriye 5 Euro’ya (film başı 3 Euro ucuz, hiç fena değil) bilet alabiliyormuşsunuz. Teyit etme şansım hiç olmadı, o ayrı.

Delphi Theatre'dan ayrıntı

Delphi Theatre’dan ayrıntı

  1. Perspektive Deutsches Kino: Eh Almanya’da olan festivalin Alman sineması bölümü olmazsa olmaz tabii. Ben Berlinale’yi ilk keşfettiğim yıllarda Almanya’da yaşadığım için zaten bu kategorinin iyi olanı geliyor sinemalara sonra diye pek itibar etmiyordum, son senelerde Berlin’e turist gittiğimden, yaşadığım yerde de Alman filmleri pek sinemalara gelmediğinden her sene bir iki tanesini seyretmeye başladım ve çoğundan çok etkilendim. Sanırsam rekabet daha güçlü diye jürisi daha bir ince eleyip sık dokuyor film seçerken. Bu kategoriden katılan filmler de şehrin dört bir yanında gösteriliyor.
Bir Perspektive Deutsches Kino filminden az önce mutlu ben ve filmin afişi

Bir Perspektive Deutsches Kino filminden az önce mutlu ben

Perspektive Deutsches Kino film afişi

Perspektive Deutsches Kino film afişi

  1. Kulinerik sinema: Ölmeden deneyeceğim Berlinale programı! Gezmek sonrası en sevdiğim eylem olan yeme içme üzerine filmler öncesinde ya da sonrasında yıldızlı şefler tarafından hazırlanmış yemekler eşliğinde sunuluyor. Fiyatlar dolayısı ile kabarık olduğundan bir de illa bir yarenle tadı çıkacağından ve de normal filmden çok daha fazla zaman alacağından (evet ben gibi günde 4 film izleyene dezavantaj!) henüz hiç tecrübe edemedim, seneye kararlıyım. Martin Gropius Bau denen kültür merkezi kompleksinde oluyor, yemek için festival boyu özel restoran kuruyorlar diye duydum!
  1. Retrospective – Berlinale Classics-Homage: Açıklamaya gerek var mı? Eski filmlerin tadını hiç bir şeyde bulamıyorum ya da sinema yaşımdan önce çekildiğinden televizyon ekranında izlemeye mahkum olduğum ama çok sevdiğim klasikleri dev ekranda izleme keyfi ayrı diyenlere. Homage kısmı her yıl bir yaşayan ya da aramızdan ayrılmış sinema efsanesine ayrılıyor ve onun filmlerinden seçkiler gösteriliyor, bu senenin konuğu efsanevi Alman Kameraman Michael Ballhaus’du mesela (Masumiyet Çağı, Sıkı Dostlar, New York Çeteleri çalıştığı filmlerden bazıları) ve kendi de festivale katıldı.
Homage 2016 konuğu Michael Ballhaus Almanya'dan Hollywood'a uzanan kariyerini anlatıyor.

Homage 2016 konuğu Michael Ballhaus Almanya’dan Hollywood’a uzanan kariyerini anlatıyor.

Ne kadar çok sanatseverin daha önce belki onlarca kere seyredilmiş filmlere gelip de soluksuz izlediğine, sonunda elleri patlarcasına salonu alkışlara boğmalarına şahit olup şaşıracaksınız. Bu kategorideki filmleri kendilerine yaraşır klasik bir sinema salonunda, örneğin ikinci bölümde bahsettiğim Kino International’da olabilir, seyretmek pastadaki kestane         kreması tadında.

Kino International iç mekanlar 1

Kino International iç mekanlar 1

Kino International iç mekanlar 2

Kino International iç mekanlar 2

  1. Lola – Teddy kategorisi: Ne demiştik yazı dizisinin ilk bölümünde: Berlinale ötekine, itilmişe, ezilmişe ayna tutar, elinden tutar. Tamamen homoseksüellik cinsel kimliğine ayrılmış bu kategori bu misyona güzel örneklerden biri. En iyiler altın gümüş degil ama oyuncak ayı kazanıyor ve bu, şehrin meşhur gay kulüplerinden birinde ihtişamli bir partiyle kutlanıyor.
Benim favori Berlinale sahnelerim geliyor hazır olun :)

Benim favori Berlinale sahnelerim geliyor hazır olun 🙂

Şimdi bunca ansiklopedik bilgiden sonra bir de yıllar içinde kendimce koyduğum program yapma kurallarımı yazayım, belki birinize yardımcı olur. Bu arada Berlinale programının akıllı telefonlar için bir uygulaması var birkaç yıldır, kendi programınızı yaparken epey kolaylık sağlıyor. www.berlinale.de‘den akıllı telefon sahiplerinin indirip kullanması şiddetle tavsiye edilir.

Ben programımı bu uygulama yoluyla nasıl yapıyorum derseniz:

  1. Öncelikle o seneki hedefimi belirliyorum. Festivale katılmaktaki sizin amacınız ne? Mümkün olduğunca çok film izlemek mi? Yıldızları görmek mi? Yarışma heyecanına ortak olmak mı? Sinema bilginizi geliştirmek mi? Başka yerde göremeyeceğiniz filmleri görmek mi? Düşünmek mi? Politika yapmak mı? Berlin’i tanımak mı?..Bir de festivalde kalacağınız gün başına en çok kaç film göreceksiniz? Bu sorulara vereceğiniz cevaplara göre size has program yapmak isterseniz yazın yorumlara görüşelim 🙂
Berlinale programı yapmak için ideal mekanlardan Berlinale Social Bus iç mekanları

Berlinale programı yapmak için ideal mekanlardan Berlinale Social Bus iç mekanları

  1. Ben her sene bir tane Yarışma kategorisinden filmi Berlinale Palast’taki ilk gösteriminde izliyorum. Film ekibi katılmadığından yarışma filmlerinin diğer gösterimleri beni tatmin etmiyor (evet şımarık bir izleyiciyim), onun için çok methini duyduğum ve illa görmek istediğim ve prömiyerini bir sebepten göremeyecek olduklarım dışında yarışma filmlerinin ikinci üçüncü tekrarlarını tercih etmiyorum.
  2. Her sene o seneki kiez kinolar içinden en az bir tane daha önce hiç gitmediğime bilet alıyorum. Diğer kiez kino filmlerini programıma uyan günlerde başka sinemalarda görmeye özen gösteriyorum çünkü çok iyi oluyorlar kalitece.
  3. Panorama programını hatmedip konusu bana ilginç gelen en az iki belgesel ve el verdiğince kurgu filmi seçiyorum.
  4. O sene seyahat edeceğim ülkelerden filmler varsa onları tercih ediyorum, bu hangi ülkeyse filmin öncesi ya da sonrası o ülkenin mutfağından örnekler sunan bir restorana gitmeye özen gösteriyorum ki Berlin sağolsun hemen hemen her mutfağı buluyorsunuz. Bak şimdi aklıma geldi bu sene İzlandaya gidecektim ama programda hiç İzlanda filmi yoktu, hatta Berlin’de İzlanda restoranı da yoktu (neden acaba!!!), hayıflandım, neyse dedim. Sonuç: Hiç akla gelmeyen bir sebepten (Brüksel’de terör saldırıları) İzlanda seyahatim iptal oldu! Berlinale ile benim aramda kesin gizli bir bağ var 🙂
  5. Memleketimin yasaklara, sansürlere karşın direnmeye çalışan sinema sektörünü destekleyeyim diye her sene bir tane Türk filmi izliyorum. Çok iyi olduklarını duysam da birden fazla Türk filmi seyretmiyorum; Türkiye’de giderim ya da ulaşırım nasılsa. Her sene programda ortalama 2-3 Türk filmi bingo oluyor.
  6. Edinilmiş memleketimin kültürünü iyice tanıyıp anlayayım diye en az bir Alman filmi izliyorum.
  7. Mutlaka Friedrichstadtpalast’ta bir saat sabah 9 seansı filmi izliyorum. Bir Berlinale klasiğidir; bu saatte kim sinemaya gelir dersiniz, söylene söylene yataktan kalkar gidersiniz ki 2000 kişilik salon tıklım tıklımdır, uykulu gözlerle içeriye kahve sokabilmiş Berlinliye gıptayla bakarsınız (evet ne demiştik, termos güzel bir şeydir ama içeri girene kadar çantanızdan çıkartmayın bazen laf ediyorlar). Sabırlı olun çıkışta 150 metre kadar ötedeki Riverside cafede bir dilim yaş pasta ve Avustruya kahvesi sizi bekliyor, hem de biletini gösterene 15% sanırım indirim yapıyorlar Berlinale boyunca.
Riverside Cade (Friedrichstrasse 106)

Riverside Cade (Friedrichstrasse 106)

  1. En az bir Generation filmi izliyorum ve bunu yukarıda bahsettiğim Bötzow mahallesindeki Theatre am Friedrichshain’da yapmaya, ardından bir güzel Fransız yemeği ziyafeti çekmeye özen gösteriyorum (ayrıntıları anlatacağım az sonra).
  2. Günde yapacak hiçbir işim yoksa bile 4 filmi geçmiyorum, fazlası bünyeyi bozuyor, denedim tavsiye etmiyorum 🙂 Eğer arka arkaya dört film izleyecekseniz türlerini farklı seçin; biri komedi, biri animasyon, biri belgesel gibi.
  3. Filmlere geç kalmamaya, birkaç filmi bir arada görebileceğim yakınlıkta mekanları aynı güne toplamaya, film sonu tartışma kısımlarını kaçırmamaya özen gösteriyorum.
  4. Her sene festival başlamadan önce yaptığım görülecekler listesinde 3-5 boşluk bırakıyorum çünkü Berlinale sürprizlerle dolu, hiç iltifat etmem dediğiniz bir filmin çok güzel olduğu ortaya çıkıveriyor ilk günlerden sonra, onlar için cepte yer bulunsun.

Hadi bakalım kolay gelsin! Peki film izlemek dışında Berlinale’de yapılmasi gereken 10 şey nedir?

Naçizane bu liste tamamen benim yapmaktan zevk aldığım eylemlerden kurulu ve kesinlikle şehrin festival zamanı aktivitelerinin tümü değil. Ayrıca pek çoğu festival dışı da tecrübe edilebilir ama zannımca aynı tadı vermez.

  1. Güzelleşilir: Berlinale’nin gedikli sponsoru Loreal’in Postsdamerplatz’da kurduğu locada bedava makyaj yaptırılır sonra da hoş bir bara gidilir. Dikkat! ilk seferler çok da elimi kolunu sallaya sallaya defalarca gittiğim bu yer son birkaç senede keşfedilmiş. Festivalin ilk günü gidip randevu almanız önerilir yoksa makyözler dolu oluyor.
Berlinale'nin en güzel ayısı Loreal ayısı

Berlinale’nin en güzel ayısı Loreal ayısı

  1. Berlin’in en iyi ilk üç dondurmacısından olan Caffe´ e Gelato da ricotta ve acı çikolatalı dondurma yenir, ön bilet satış sırasındakilere bakılıp zevklenilir (sizin biletlerinizin cebinizde olduğu varsayımından hareketle!).
Bir Berlinale sabahı Cafe´ e Gelato da *2

Bir Berlinale sabahı Cafe´ e Gelato da *2

Bir Berlinale sabahı Cafe´ e Gelato da *2

Cafe´ e Gelato

  1. Delphi’de ilginç bir forum filmi akşamı Berlin’in en meşhur caz barlarından Quisomodo’da şarap içilir, müzik dinlenir, film kritiği yapılır.
  2. Şahsına münhasır bir Berlin barı tecrübesi için Berliner Festspiele’de bir film öncesi ya da sonrası 60 küsür yıldır mevcut ve tarzını korumuş Die kleine Philharmonie gay barına gidilir (cinsel kimliğiniz her ne ise çekinmeden gidebilirsiniz, gay bar derken işleten çift gay). Annanenizin dantel örtüleri, tavanda plastik güller, alabildiğine güzel müzik, babaannenizin komşusunun televizyon salonunu andıran iç mekan eşliğinde bir içki yudumlanıp en Alman bar atıştırmalıkları yenir (soğuk köfte, sosis, kumpir çakması – evet Almanların öz mutfakları süper gelişmiş bir toplum olduğunu iddia eden olmadı :)).
Die kleine Philarmonie – dış görünüş

Die kleine Philarmonie – dış görünüş

Die kleine Philarmonie – iç mekan

Die kleine Philarmonie – iç mekan

  1. Zoopalast’ta bir film ardından Berlin’in en güzel manzaralarından biri için Monkey Bar‘a gidilir ya da Postdamerplatz’da bir film ardından aynı tarz Solar Bar‘a. İkisi de festival zamanı çok dolu oluyor, aşağıda bayağı sıra beklemek gerekebiliyor. Sıra beklemek Berlinale’nin kitabındandır demiştik değil mi?
Monkey Bar'ın süper Zoo manzarası

Monkey Bar’ın süper Zoo manzarası

  1. Potsdamerplatz’a sabahın ilk ışıkları ile gidilir ve gece yarısına kadar orada vakit geçirilir. Kah filme gidersiniz, kah Berlinale Palast’a akan ünlülerden imza almak için yarışanları seyredersiniz, kah film araları Berlinale’nin son yılların en güzel kazanımı sosyal otobüsüne gider oturursunuz. 3 NGO’nun ortak girişimi ile restore edilip kafe havasına bürünmüş bu otobüse yemeğinizi dışarıdan getirebilidiğiniz gibi içeride su, meşrubat bedava; bir sürü festival seyircisi ile tanışıp kaynaşmak da bonusu. Bu arada yemek için de hemen yan sokaktaki Berlinale Street Food market yeni lezzetlere açık gurme festival seyircisini bekliyor. Bazı standlar her sene aynıyken bazıları değişiyor. Geçen seneki favorim Akdeniz ve Ortadoğu mutfağını harmanlayan, gönüllü olarak Suriyeli bir mülteci çalıştırandı, adı maalesef aklımdan çıkmış.
Berlinale Sosyal Otobüs

Berlinale Sosyal Otobüs 1

Berlinale Sosyal Otobüs 2

Berlinale Sosyal Otobüs 2

Berlinale Street Market

Berlinale Street Market

 

  1. Filmtheatre am Friedrichshein’da bir saat 10 Generation filminin ardından Berlin’den Fransa’ya gitmenin en kolay yoluna sapar, süper Fransız lokantası Chez Maurice‘e gidersiniz. Hafta içi ve öğlense 11 Euro’ya iki kap süper yemeğin yanına bir karaf Fransız şarabı çakarsınız, değmeyin keyfinize. Ama bundan sonra izleyeceğiniz film varsa aksiyon tarzı olsun, şarabın üstüne uyuyakalmayın.
Benim için bir Berlinale klasiği: Generation filmi üstü Chez Maurice'te kırmızı şarap ve peynir

Benim için bir Berlinale klasiği: Generation filmi üstü Chez Maurice’te kırmızı şarap ve peynir

  1. Berlinale ile ilgili kitapların satıldığı Cinemaxx’taki Berlinale kitapçısından bir kitap alır, kahveniz eşliğinde oturur okursunuz.
Berlinale Kitapçısı – sadece festival zamanı kuruluyor

Berlinale Kitapçısı – sadece festival zamanı kuruluyor

 

  1. Audi Lounge! Son iki senedir hayatımıza giren bu güzel mekan, içinde bir bar bulundurması, özel (ve bedava) Berlinale konserleri ve söyleşileri ile kalbimizde taht kurarken Berlinale Palast’ın kırmızı halı kulvarına olan stratejik manzarası ile de paparazzi ruhlu festival izleyicisini memnun edecektir. Bu sene çok hoş etkinlikler vardı, programa bakıp erken gitmekte yarar var. Giriş ücretsiz ama dolu olursa almıyorlar, biri çıkana kadar soğukta bekliyorsunuz içeri girmek için.
Audi Lounge'ta Merat Becker Konseri

Audi Lounge’ta Merat Becker Konseri

Audi Lounge'ta prost :)

Audi Lounge’ta prost 🙂

  1. Kino International’da bir film öncesi ya da sonrası, Cafe Alberts ya da Moskau’da günün hangi saati olduğuna göre kahve, yemek, içki ya da parti ortamına dalıp Berlin duvarı yıkılmadan önceki eski Doğu Berlin zamanlarına akarsınız.
Cafe Moskau'daki kulübün giriş lobisi henüz boş, herkes daha Kino International'da.

Cafe Moskau’daki kulübün giriş lobisi henüz boş, herkes daha Kino International’da.

 

Bu liste aslında uzar gider, her sene yenisini, değişiğini yazmak dileğiyle, Berlinale 2016’nın beni en çok etkileyen etkinliklerini anlatacağım dizinin son yazısına kadar hoşçakalın; sanatsız, sevgisiz, sinemasız kalmayın!

Funda Çelikel Esser

 

 

Reklamlar

Berlin Film Festivali (BERLINALE) 1 – Niçin gitmeli?

Standard

Konuk Yazar: Funda Çelikel Esser

Sevgili seyahat günlükleri takipçileri,

Biliyorum gözünüz yollarda kaldı, Selanik ve Chalkidiki yazısının devamı niye gelmiyor diye. Ne desen haklısın sevgili okur; ben yoğunluğumdan, kendime ve seyahat blogu yazmak gibi hobilerime zaman ayıramamaktan yakınmaktan yoruldum, işler güçler benim başımı aşmaktan yorulmadı. Sabrın sonu selamet, gelecektir önümüzdeki günlerde size vaadedilen yazının ikinci bölümü. Bu arada olağanüstü hal gündemimden dolayı bambaşka bir yazı girmeyi uygun bulduk. Yazının konusu (eşittir bahsedilen olağanüstü hal durumu) bendenizin artık sevgi boyutundan çıkmış sapıklığa varan tutku boyutuna gecmiş Berlinale yani Berlin Film Festivali ile 10 yıldır süren ilişkisi. Kısacası bolca duygusal ve kişisel bir yazı olacak, kemerlerinizi bağlayın. Yine de pek bir yerde kolayca rastlayamayacağınız, emek emek 10 yıl boyunca toplanmış bilgiler içereceğinden sıkılmaz okursunuz ve hatta gaza gelir, seneye atlar Berlinale’ye gelirsiniz, orada buluşuruz diye ümit ediyorum.

SONY DSC

Berlinale Canavarı 1

Berlinale Canavarlari II

Berlinale Canavarı 2

İnsan sevdiceğini kelimelerle nasıl tasvir edebilir ki? Ne desem bir şeyler eksik kalacak gibi hissediyorum. Kimbilir belki de bu yüzden bunca sene, hele ki şimdiye kıyasla dünyanın tüm zamanlarının benim olduğu yıllarda bile, Berlinale konulu yazılar yazmama dair teşvikleri kibarca geri çevirmiştim. Niye şimdi birdenbire yazmaya karar verdin derseniz, bu sene insanlık için küçük benim için büyük bir dönüm noktası: kişisel Berlinale tarihimin 10. yıldönümü. Bu vesile ile bu seneki festival ziyaretimi bir yazıyla ölümsüzleştirmeye karar verdim.

Cekirdekten yetisme bir Berlinale fan

Çekirdekten yetişme Berlinale fanları

Cekirdekten yetisme bir Berlinale fanII

Çekirdekten yetişme Berlinale fanları

Takribi dört bölüm sürecek yazı dizisinde, bana bu geçtigimiz 10 sene boyunca Berlinale ile ilgili “sıkça sorulan sorulardan” bir seçki sunacağım. Bu bölümde neden Berlinale’ye gitmeliyiz sorusunu irdelerken, önümüzdeki bölümlerde peki nasıl gideriz, yapılacak etkinlikleri nasıl seçeriz sorularını cevaplayacak, en son bölümde ise bu seneki Berlinale’den izlenimlerimi paylaşacağım.

SONY DSC

Dalga dalga Berlinale bayrakları

afis 2014

Çeşitli Berlinale afişleri

afis 2015

Çeşitli Berlinale afişleri

afis the whole city is a sinema

Çeşitli Berlinale afişleri

  1. Altı üstü bir film festivali, ahanda İstanbul’da iki tane var ve hatta artık her yerde elini sallasan film festivaline çarpar. Ne ekstra özelliği var o festivallere kıyasla? Niye bu kadar seviyorsun ?

Bu soruya önce öznel sonra da elimden geldiğince objektif cevap vereceğim. Öncelikle benim için sinema candır. Yanlış anlaşılmasın öyle maalesef sinemanın her teknik detayından anlayan, tarihini adı soyadı gibi bilen, tüm klasik filmleri seyretmiş biri (henüz) değilim. Gelgelelim ilk hatırladığım sosyalleşme aktivitem sinemaydı. Ailemle, ilk flörtümle, en yakın arkadaşımla hep sinemaya gittim ilk gençliğimden beri. Ankaralı okurlar bilirler Eti, Batı, Menekşe ve hele ah Akun sinemalarının ne anıları vardır bende. Orta halli bir ailenin ortanca çocuğu olarak bolluk içinde yetişmedim, bulunduğum şehre gelmezlerdi pek ama gelseler de öyle rock konserlerine falan yetişecek bir bütçem olamadı. Kendim çalışıp kazanmaya başlayıncaya kadar sinema ulaşılabilir ve paylaşılabilir bir keyifti benim için, hala da öyledir. Zaten önce tek sonra bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda kanallı televizyonu da uzun süre izlemem yasak olduğundan, yasak kalktığında ise bu istibdat devrinde kendimi oyalayacak başka alanlara yöneldiğim için bir türlü izlemeye adapte olamadığımdan ekran tecrübem sinemayla sınırlıdır hala. Çok nadirdir televizyonda dizi falan takip ettiğim. Kendimi nasıl eğlendirsem diye düşündüğümde ilk aklıma gelen aktivite sinemaya gitmektir hala mesela.

Cocuklugumun sinemalarina oykunen bir Berlinale siname salonu I

Çocukluğumun sinemalarina öykünen bir Berlinale sinema salonu

Fuaye

Fuayede heyecanlı bekleyiş (2015)

Üniversitede ise hayatıma yepyeni bir kavram girdi: film festivalleri! Bırak daha televizyonlara düşmeden izleyebilmeyi, daha kimse görmeden ilk kez bir filmi izlemenin verdiği mutluluk beni benden aldı. İstanbul’da yaşadığım sürece elimden geldiğince kaçırmamaya çalışırdım IF’i ve Film Ekimi’ni ama bu, haftasonu belki iki hadi bilemedin dört film görmek olarak vücut bulan bir takipti. Ta ki 2004 yılında şimdi eşim olan Alman şahsiyet o zaman bana hoşlandığı kızın memleketi ile ilgilendiğini anlatmak için “duydun mu Berlin Film Festivali’nde bir Türk/Alman filmi ödül almış” diyene kadar. Merak ettim, gittim korsan Kadıköy standlarından aldım Fatih Akın’ın Duvara Karşı filmini. Ve tam anlamıyla çarpıldım! Hala da en sevdiğim filmlerdendir. ‘Vay bu Berlin Film Festivali’nde böyle filmler varsa bir gün mutlaka gitmeli’ diye kişisel “bucket list”ime (Kişinin yaşamı boyunca en az bir kere mutlaka yaşamak istediği tecrübe listesi – ölmeden önce yapılacak şeyler listesi diye mi çevirsek?) not aldım; günler, aylar, yıllar geçti. O Alman şahsiyet Berlin’e taşındı, Berlinale’nin olduğu bir haftasonu ben onu ziyarete gittim. Gitmeden önce de ultimatom verdim, “bak ben geliyorum, 3-4 filme bilet al” diye. Bu maceranın ayrıntılarını biletler kısmında anlatacağım ama istediklerimizin aksine alakasız, normalde suratına bile bakmayacağım filmlere bilet bulabildiğimiz, toplamda 4 filmin 1’ini zamanlama hatası yapıp kaçırdığımız, Berlinale nin yıldızları olan yarışma filmlerine ve yıldızların boy gösterdiği mekanlara burnumuzu bile uzatamadığımız halde tam anlamıyla ÇARPILDIM! Dün gibi hatırlıyorum, daha hava alanına varır varmaz sanki koca bir sinema kulisinin ortasına düşmüşüm gibi, koca şehir sanki festivalle soluk alıp veriyordu. Kağıt üzerinde suratına bile bakılmayacak o filmlerin hepsinde güldürücü, düşündürücü, insanı kalıplarından çıkartmaya tahrik eden bir unsur vardı. Filmler etrafında yaratılan akademik ortamı, insanların sanata saygısını, son alt yazı bitmeden kimsenin salonu terk etmemesini, patlamış mısır yeme yasağını, seyircinin sorduğu inanılmaz soruları ağzım açık izledim, ilham aldım. Önümüzdeki sene daha uzun süre Berlinale’ye vakit ayırmak sözünü kendime vererek ayrıldım bu güzelim sinema kulisinden.

Berlinalede ikinci yilim

Berlinale’de ikinci yılım, mutluyum huzurluyum (2008)

Körün istediği bir göz, yukardaki verdi 3-5 göz misali bir sonraki sene ben de Berlin’e taşındım, hem de tam Berlinale başlamadan 10 gün önce 🙂 Tabii yeni işe başladığımdan 10 gün 10 gece festivalde harcayamadım zamanımı ama haftaiçi en az günde bir, haftasonu 3-4 film ile olaya yoğun bir giriş yaptığımda artık benim için çok geçti: Bir Berlinale fanı olarak literatürdeki binlercesine dahil olmuştum 🙂 Bundan sonraki her Berlinale’ye ama az ama çok (ya da aşırı) katıldım. Yeni doğum yapmış olmak, bebek emziriyor olmak, başka ülkelerde çalışmak, çocuğumdan ayrı kalmak, işten izin almanın imkansıza yakın olduğu döneme denk gelmesi, işsiz ve parasız olmak gibi engeller beni yıldıracağına Berlinale’ye maksimum katılım konusunda daha da yaratıcı yaptı.

Peki nedir bu Berlinale’yi bu kadar özel kılan?

Öncelikle Berlin’dir bana sorarsanız. Berlin bence, şu yazıdan da okuyabileceğiniz gibi, yaşam kalitesi anlamında Avrupa’nın bir numarası, dünyanın sayılı merkezlerindendir. Berlinale her şeyden önce bu şehirde gerçekleştiği için eşsiz bir festivaldir. Herkes Berlin’i en az bir kere, mümkünse Berlinale zamanı ziyaret etmelidir diyerek konuyu geçiştireyim, devamına hiç girmeyeyim çıkamam 🙂 Eğer Almanca biliyorsanız şu fotoğraftaki kitabı tavsiye edeyim bir de, Berlin’in ne kadar çok Berlinale filmine kulis olduğunu ve niye sinematografik anlamda çok tercih edildiğini anlatıyor.

berlin sinema kulisi kitabi

Şarap eşliğinde Filmlandschaft Berlin

SONY DSC

Berlin’imin sık rastlayamayacağınız fotolarından – Berlinale zamanı (2010)

Ikinci olarak az önce de dediğim gibi Berlinale’de koca Berlin resmen bir sinemaya dönüşür. Her şey 2 hafta boyunca festival etrafında döner. Şehir çapında (ki oldukça geniş alana yayılmış bir şehirdir) en az 10-20 sinemada festival süresince başka hiçbirşey gösterilmez, patlamış mısır satılmaz, kimse de niye diye sormaz. Genç, yaşlı, öğrenci, işsiz, beyaz yaka, sanatkar, turist, esnaf, zanaatkar film izlemek için şehrin muhtelif yerlerinde saatlerce kuyruklarda bekler. Normalde bence Berlin’in pek güzel olmayan meydanlarından olan, Berlinale Palast’ı barındırması nedeniyle festivalin merkezi kabul edilen Potsdamerplatz bir gelin gibi süslenir. Berlin öyle başka Alman ya da Avrupa şehirleri gibi noel ya da karnavalı çok da şaşaalı kutlayan bir şehir değildir, Berlin’in noeli Berlinale’dir. TVde her gün Berlinale’de o gün ne olup bitiyor haberi çıkar, gazeteler 2 hafta boyunca ücretsiz Berlinale ilaveleri verir. Kitapçılarda o sene festival programında yer alan kitap uyarlaması filmlerin orjinal kitapları sergilenir ve de iki haftada en çok satanlar kategorisine ulaşırlar. Metro seferleri uzatılır, ek otobüs seferleri getirilir. Tüm şehri, omuzlarına astıkları Berlinale standından alınmış çantalarıyla oradan oraya koşturan telaşlı film severler basar. Berlinale’ye gidip bir film izlemeye çalışmayana, en azından ilgilendiğini belirtmeyene uzaydan inmiş yaratık gözüyle bakılır.

festival zamani postdamerplatz (1)

Berlinale zamanı Potsdamerplatz

Berlinale Palast

Film arası Berlinale Palast

SInema sehrinden manzara

Sinema şehrinden manzaralar

Sinema sehrinden manzara iki

Sinema şehrinden manzaralar

Sinema sehrinden manzara uc

Sinema şehrinden manzaralar

Şimdi objektif özelliklere gelelim. Berlin Film Festivali sinema kritiklerinin değerlendirmelerine göre de kalite anlamında dünya çapında en önemli sinema kültür sanat etkinliklerindendir. Bu anlamda Avrupa’da Cannes ve belki Venedik Festivalleri ile, dünya çapında ise Sundance, belki Toronto, Asya’da Hong Kong Film Festivali ile boy ölçüşebilir. Peki tüm bu festivallere fark atan yanı nedir Berlinale’nin derseniz: en demokratik film festivali oluşu derim 🙂 Resmi verilere göre Berlinale yıllık ortalama 450.000 izleyici sayısı ile en çok katılımcıya ev sahipliği yapan festivaldir ki bunun 350 bin civarı halka satılan biletlerdir. Diğer adı geçen festivallerde normalde sarı çizmeli Mehmet ağa olarak sadece kısıtlı sayıda ve çok baba aktörlerin rol almadığı filmleri izleyebilirken Berlinale’de açılış filmi galası hariç tüm film gösterimlerine sabırlı ve esnek izleyici ufak bir bütçe ile katılabilir. Katılmakla kalmaz dünyanın sayılı sinema figürleriyle aynı ortamlara çok rahat girip çıkabilir. Örneğin kısa süreli Berlinale tarihimde Meryl Streep, Keanu Reeves, Christian Bale, Colin Firth gibi isimlerle çok da zahmete girmeden karşılaştım 🙂 Berlinale’nin gediklilerinden George Cooloney’i saymıyorum bile! “Aman parası neyse üç katını veririm, n’olacak veriverin bana 3-5 galaya davetiye” diyen burnu havada zengin ise Berlinale’de avucunu yaladığıyla kalır!

Colin Firth

Berlinale’de ünlüler geçidi: Colin Firth

meryl streep

Berlinale’de ünlüler geçidi: Meryl Streep

keanu reeves

Berlinale’de ünlüler geçidi: Keanu Reeves Berlinalepalast’daki fotoğrafını imzalamadan hemen önce

Berlinale’de seçenekler sınırsızdır. ‘Ay yok ben o tarz filmleri sevmiyorum, gitmem’ derseniz yalan söylüyorsunuz demektir, zira 11 gün boyunca en Hollywood’undan maksimum Bollywood’una, en ciddi belgeselinden en kara komedisine, kısa filminden klasiklere, en deneysel filmlerden, dünyanın aklınıza dahi gelmeyecek köşelerinden filmlere, sinema politik kültürel konulardaki söyleşilerine, ekstra müzik dans gösterilerine kadar Berlinale’de tabiri caizse bir kuş sütü etkinliği eksiktir. Eger sabırla 400 küsür film üzerine bir ton kültürel programın anlatıldığı yıllık programı gözden geçirirseniz kendinize uygun bir şey bulmamanız mümkün değil. Daha olası olanı tüm bu detaylara konsantre olacak vakti enerjiyi bulamamanızdır ama endişelenmeyin. Nasıl kendinize en uygun Berlinale programı yapılırı yazı dizisinin bir sonraki bölümünde ele alacağım.

Berlinale program ansiklopedisi

Berlinale Programı

biletler

Biletler

Berlinale bir sanat kültür festivali olmanın yanı sıra, global düzeyde toplumların tüm açık yaralarını göz önüne sererek en tabu politik, sosyal, tarihsel konuları filmler aracılığıyla masaya yatıran sosyal, politik bir oluşum hatta dünyanın her neresinde olursa olsun saçma gidişatı gözler önüne serip buna karşı ses getirmeye çalışan direnişin tam da kendisidir. Her sene pek çok güncel konuya odaklanır, mesela bu seneki odak noktası Orta Doğu daki savaş, göç ve mülteciler idi. 24 tane gayet sanatsal film arasından Altın Ayı ödülü Lampedousa’daki göçmenleri konu alan bir belgesel filme verildi. En iyi film oscarının bir belgesele verildiğini düşünebiliyor musunuz?  Kısacası Berlinale ötekine, itilmişe, başka türlü sesini duyuramayana ses olmayı amaçlar. Tabii bunda izleyicinin de büyük katkısı vardır. Berlinale seyircisi de olaya sadece filme gideceğim, yıldızları göreceğim diye bakmaz. Seçmek zorunda ise belli başlı Hollywood aktörlerinin boy gösterdiği galaya değil de mesela Suudi Arabistan’da yasaklara karşı çekilmiş bağımsız bir komedi filmine gidebilmek için saatlerce sıra bekler. Bu anlamda benim için Berlinale çok da eğitici bir okuldur.

the look of silence

Joshua Oppenheimer Endonezya’daki soykırıma maruz kalmış bir ailenin en küçük oğlunun katillere ve topluma karşı direnişini anlattığı “The Look of Silence” belgeselinin ilk gösteriminden sonra izleyicilerin sorularını yanıtlıyor

kursidh director of life at the border documentary

Suriye Türkiye sınırındaki Kürt köylerinden İşid tehdidi nedeniyle mülteci kamplarına taşınmak zorunda kalmış 8 çocuğun kampı ziyaret eden Kürt yönetmenin kamerası yardımıyla hayatlarını film ettikleri “Life on the Border” ın gösteriminden sonra projeyi başlatan Bahman Ghobadi’den yorumlar.

Berlinale eşitliktir, toleranstır, paylaşımdır, dostluktur, dayanışmadır. Alman toplumu ve özellikle Berlinliler genel olarak pek de dışa dönük olma özelliği ile bilinmezler. Öyle sokakta metroda şurda burada kimse kimseyle pek alakadar olmaz, Berlinale zamanı hariç. Festival boyunca bilet kuyruklarında, filmin başlamasını beklerken sinema salonlarında, fuayelerde, kafelerde barlarda herkes birbirleriyle Berlinale filmleri, neyi gördüler, neyi görecekler, neyi beğendiler, neyi kınadılar muhabbeti yapar. Birbirlerini sıralarda korur gözetirler, çay kahve ısmarlarlar, ekstra bilet alırlar. Benim mesela senede bir festival zamanı görüştüğüm, onun dışında hiç kontağım olmayan bir sürü arkadaşım, bir sosyal ağım oldu 10 yıldır festivale katıla katıla. Bu tarz sosyal oluşumlar ve onlardan yayılan duyumlar sayesinde çok ümit bağlanan bir film seyirci baskısı ile tepe taklak olabilirken hiç ilgi çekmeyecek küçük bütçeli bir film Berlinale’nin yıldızları arasına girebilir. Bu anlamda Berlinale’yi sanki siz de yazıyormuşsunuz gibi bir hisse kapılırsınız, çorbada benim de tuzum var diye mest olursunuz.

Berlinale bilet kuyruklari

Berlinale bilet kuyrukları

SONY DSC

Yaşasın en öndeyim!

Ve gezgin ruhların en çok hoşuna gidecek özelliği nedir derseniz: Berlinale uygun fiyatlı bir dünya turu biletidir bence. Dediğim gibi sinema endüstrisinin bile olmadığı ülkelerden öyle filmler gelir ki ayağınıza, size 2 saat boyunca o ülkenin ortamına ışık tutar. Bir anda kışın ortası tropik sahillere, Afrikanın köylerine Orta Asya’nın dağlarına ışınlanabilirsiniz. Film ekipleri de genellikle festivale katıldığından, çok ünlüler haricinde de gayet rahat onlarla sohbet imkanı bulabilir, başka coğrafyalardaki başka hayatlara konuk olduğunuzu, bağlandığınızı hissedersiniz. Örneğin bu sene ben Güney Kore, Hindistan, Suudi Arabistan, Tunus, Gana, Brezilya gibi ülkelerden filmler izledim. Her sene, o sene nereye seyahat edeceksem, programda o ülkeden olan filmleri seçiyorum böylece ön hazırlık oluyor seyahate de, bir taşla 3-5 kuş  (Yanlış anlamayın, az önce saydığım yerlerin hepsine bu sene gitmeyi maalesef planlayamıyorum. Maksimum Hindistan, belki bir de Güney Kore!).

guetamala I

Guatemala(2015) ilk defa Berlinale’de sahne alırken…

guetamala 2

gana at Berlinale

Gana (2016) ilk defa Berlinale’de sahne alırken…

Son olarak Berlinale aşkıma 2004 yılında festivalde aldığı Altın Ayı ile bir nevi vesile olan Fatih Akın’ın sevdiğim bir sözünün (Sinemayı seviyorum diyen Amerika’yı seviyor demektir) uyarlaması ile bitireyim: Gezmeyi seviyorum diyen Berlin Film Festivali’ni sevecek demektir!

Bir sonraki bölümde Berlinale’ye nasıl gitmeli pratik bilgileri geliyor, takipte kalın.

Funda Çelikel Esser