Tag Archives: Yunanistan

Çocuklu ve Göbekli Yunanistan Tatili

Standard

Sevgili okurlar,

Uzuuun bir aradan sonra nihayet yeni bir yazı ile bloguma dönebildim. Bu uzun araya bir adet daha çocuk, bir kaç tane uzunlu kısalı seyahat hikayesi aldım. Hazır yaz yaklaşıyorken ve bazılarınız tek bir tatil köyüne kapanmadan ama küçük çocukla rahat da ederek yapılabilecek tatil arayışına girmişken Yunanistan – Peloponez (Mora Yarımadası – Peloponnese) turumuzu anlatmanın tam sırasıdır diye düşündüm.

Öncelikle bir kaç detayı belirteyim, 10 gün süren bu turu 2016 Haziran ayında yaptık, yani kalınacak, yemek yenilecek yer tavsiyelerim ne kadar güncelliğini koruyor emin değilim, internetten tekrar kontrol etmekte fayda var.

Elafonisos

Elafonisos Adası’nın muhteşem plajlarından biri

Seyahat sırasında Maya 2,5 yaşındaydı ve ben 4 aylık hamileydim. Denize güneşe doyabileceğimiz ama tek bir mekana ya da şehre bağlı kalmadan, dolaşarak ve keşfederek zaman geçirebileceğimiz, 2 yaş krizleri tüm hızıyla devam eden çocuk ve hormonları dengesini bozmuş hamile kadın dostu bir rota arayışımız Yunanistan kararı ile sonuçlandı. Til de ben de Yunanistan’ı gezip görmemiştik daha önce. Havası, suyu, insanı, mutfağı Türkiye’ye benzer, hele de son yıllarda pahalılaşan ve kalitesizleşen Türk tatil mekanlarına alternatif olmuş bu ülkeyi ziyaret etmenin tam sırası diye düşündük. Rahat batan, plaja sıfır güzel bir tatil köyüne girip de yatamayan bir aile olarak illa ki bir tur, macera, sıcakta trekking yapıp fenalık geçirme, Maya ile restorana gidip fenalık geçirme arayışındaydık yine. Neyse Fransız anaları ve çocuklarından eser yoktu buralarda, Yunan çocukları bizimkilere benzermiş, etrafta çığlık atan, sinirli sinirli kendi bildiğini okuyan bir tek bizim Maya değildi yani bu kez 😉

 

Peloponez turuna nasıl ve neden karar verdik kısmına gelecek olursak; öncelikle Atina’ya uçup oradan araba kiralayarak gezebileceğimiz, içine sadece deniz ve plaj değil, Akropolis, Olimpiya ve daha bir kaç önemli tarihi-kültürel noktayı dahil edebileceğimiz bir rota olması hoşumuza gitti. Hatta bir de henüz çok turistik olmamış, gece hayatı ve parti odaklı olmaktan ziyade sakin, çocuk dostu bir Yunan adası bile alabildik bu rotaya. Ve gezinin sonunda da çok memnun kaldık kararımızdan, çok keyifli, ilginç, hareketli ama rahat bir tur gerçekleştirdik; Yunanistan’ı çok sevdik. Turistiz diye kimsenin bizi kazıklamaya çalışmadığı, en güzel tertemiz plajların halk plajı olduğu, heryerde güleryüzle karşılaştığımız ve çocuksever Yunanlılar sağolsun Maya’nın el üstünde tutulduğu bir tatil oldu. Uzun uzun yazmak yerine fotoğraflar ve kısa bigilerle turu özetliyorum, buyrunuz 🙂

Peloponez, Yunanistan’ın güneyinde bir yarım ada bölgesi; Antik Yunan’dan Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına dek pek çok dönemin izlerini taşıyan, tarihi yapıtlarla ve de güzelim plajlarla dolu bir bölge. Atina üzerinden Napflio, Mystras, Monemvasia, Aeropoli antik şehirlerini ve tabii ki Olimpiya’yı ziyaret ettik. Arada bir de Elafonisos Adası’nda plaj tatili molası verdik.

Berlin’den Atina’ya varır varmaz havaalanında bir araç kiraladık ve Atina’daki Airbnb evimize gittik. Eleni’nin Akropolis’e yürüme mesafesindeki sakin, güzel evi çocukla konaklama için çok uygun ve rahattı. Eleni bir de üşenmemiş çocuklu aile geliyor diye Maya’ya hediye almış üstelik 🙂

 

Atina’da kaldığımız iki gün boyunca uzun uzun Akropolis ziyaretleri yaptık, arta kalan zamanlarda da Akropolis civarı sokakları gezinerek, Gyros yiyerek ve Maya’ya çocuk parkı arayarak geçirdik. Atina’ya geliş ve iki gün kalış sebebimiz olan Akropolis milattan önce 5. yüzyıldan kalma eski şehir kalıntılarını içeren dünyaca meşhur bir bölge. Yaz sıcağında ve turist kalabalığında, fazla yürümek istemeyen küçük çocukla ziyaret biraz zorlayıcı olsa da bol bol yeme içme molası vererek (Akropolis içinde tarihi kalıntıların olduğu kısımlarda birşeyler yemek yasak bu arada), şemsiyemizin altına saklanarak ve ziyaretleri iki güne yayıp sürelerini kısaltarak hakkıyla gezebildik Akropolis’i.

 

Atina’dan sonraki durağımız arabayla yaklaşık iki saat uzaklıktaki güzel şehir Nafplio.  Atina – Nafplio arasındaki yolda meşhur Corinth Kanali var, 10 dakika fotoğraf molası verip Corinth Kanalını da görmüş olduk.

20160610_110930

Corinth Kanalı

Nafplio zarif mimarisi, deniz kokan taş sokakları ile sevimli bir sahil kasabası. Sahil şeridine sıralanmış kafe restoranlardan herhangi biri denenebilir, aralarında pek bir fiyat kalite farkı görmedim ben. Kaldığımız otel (Atheon Traiditional Guesthouse) tepede olması sebebiyle güzel deniz manzaralı, çocuk dostu rahat bir oteldi, tavsiye ederim. İki gece bir günümüzü Nafplio sokaklarında dolaşıp kafe restoranlarını keşfederek, arabayla yarım saat uzaklıktaki Unesco Dünya Mirası listesinde de yer alan Miken kalıntılarını ziyaret ederek ve tabi ki Nafplio’daki çocuk oyun parkını bulup Maya’yı eğleyerek geçirdikten sonra seyahatimizin en uzun araba yolculuğunu kapsayan en yorucu günü için yola çıktık: Önce eski şehir Mystras’ı ziyaret, oradan da feribot ile Elafonisos Adası’na geçiş.

 

Nafplio Manzaraları

 

Miken Harabeleri

 

Mystras, Nafplio’ya araba ile yaklaşık iki saat uzaklıkta, Unesco Dünya Mirası listesinde yer alan bir eski şehir. Eski şehrin hala çok iyi durumda olan tarihi kalıntılarını dolaşmak için en az bir saat, bence daha fazla zaman ayırmak lazım.

 

Mystras

 

Mystras’tan iki saatlik araba yolculuğu ile varılan Pounta şehrinden saat başı Elafonisos Adası’na giden feribotlar kalkıyor. Konuyla ilgili websitesi burada ama önceden online bilet almak gerekli değil, feribot iskelesine gidip sıraya girince en fazla bir saat sıra beklemek gerekiyor, o kadar. Feribot yolculuğu 10 dakika sürüyor, biletler kişi başı 1 Euro, araba başı 11 Euro.

20160612_194654

Elafonisos’a varış

20160614_141721

Elafonisos’un en güzel plajı

Elafonisos minicik, sessiz sakin bir ada. Kışın nüfusu 350 kişi kadarmış, yazın üç binlere kadar çıkıyor. Yüksek sezonda konaklama imkanı bulmak zor olabilir. Ama yüksek sezonda bile sakin, sessiz bir adacık çünkü meşhur turistik Yunan Adaları aksine buraya gelen turistler gece hayatı, eğlenceden ziyade sakinlik arayışındalar. Turistlerin yarısından çoğu da İtalya’dan gelen çocuklu aileler. Eğer gece hayatı, bol ve çeşitli restoranlar kafeler, her gün gezip görülecek yeni yer arayışında iseniz, burayı tavsiye etmem, sıkıcı olabilir. Adanın tek sahil şeridi bir kilometre filan ve toplasan üç beş kendi halinde balık restoranı, bir iki kafe,dondurmacıdan ve marketten başka bir mekan yok. Biz tam da böyle bir yer aradığımız için çok memnun kaldık ama sıkıcı bulanlar da olabilir. Bir de arabasız bu adayı ziyaret etmeyi önermem çünkü adanın merkezinde de güzel sayılır bir plaj olmasına rağmen, asıl rüya plajlar arabayla gidilecek mesafede ve toplu taşıma yok. Anett Studios‘ta kaldık ve çok da memnun kaldık. İçinde mutfağı olan geniş, ferah odamız, çamaşır yıkama imkanı, merkeze yakınlık ve otelin sevimli sahipleri Anett ve eşi bizi çok rahat ettirdi, Maya’ya da biraz ev yemeği yedirmiş olduk mutfak sayesinde.

 

Elafonisos’tan plaj manzaraları

 

Elafonisos sokaklarından manzaralar

 

Elafonisos’taki 5 günlük deniz plaj molasından sonra yola devam ettik ve bir saatlik araba yolculuğu ile bir ada üzerine kurulu Monemvasia’ya geldik. Görkemli ortaçağ kalesi ve Bizans dönemi tarihi kalıntılarıyla meşhur bu eski şehir bizi çok etkiledi. Kale içindeki otellerden birinde kaldık, kale dışı otellere göre biraz daha pahalı ama eski şehir surları içinde konaklamak, iki günlüğüne ortaçağdan kalma şehir duvarları, Bizans kiliseleri arasında  yaşamak paha biçilmez. Bastione Malvasia Oteli , özellikle muhteşem deniz ve şehir surları manzaralı açık hava kafesi ve burada yapılan kahvaltılar harikaydı, şiddetle tavsiye ederim. Surların hemen dışında güzel plajlar da var ve keşke daha fazla zamanımız olsaydı da daha uzun kalabilseydik burada diyerek, doyamadan ayrıldık Monemvasia’dan.

20160616_142957

Monemvasia kale içi sokakları

 

 

 

20160616_174948

Monemvasia kale içi

Bir sonraki durağımız bir buçuk saat uzaklıktaki, savaş tanrısı Ares’in şehri Aeropoli oldu. Ama Aeropoli yakınındaki otelimize varmadan önce yol üstündeki Diros Mağaraları’nda küçük bir mola verdik. Yaklaşık bir saat süren bir bot turu ile gezilebilen bu mağaraları sadece Til ziyaret etti, Maya ile ben mağara girişine yakın bir plajda deniz ve güneşin tadını çıkarırken (küçük çocuklar için çok uygun bir tur değil).

 

 

Aeropoli’de yine çok zarif mimarili, taş sokaklı tarihi bir şehir karşıladı bizi. Bu sefer eski şehir merkezinde değil araba ile 5 dakika uzaklıkta ama Mani bölgesine dahil Kastro Maini Otel‘de kaldık. Otelin havuzu ve daha önce çok az yerde benzerini gördüğüm zengin açık büfe kahvaltısı (Türk usülü çiğ börekten Yunan mezelerine dek herşey vardı yahu) otelin en büyük avantajı. Fiyatı da eski şehir merkezindeki fazla turistik otellere göre daha uygundu.

 

aero2

Aeropoli eski şehir merkezi

Aeropoli’de yine çok zarif mimarili, tas sokakli tarihi bir sehir karsiladi bizi. Bu sefer eski sehir merkezinde degil araba ile 5 dakika uzaklikta ama Mani bölgesine dahil Kastro Maini Otel’de kaldik. Otelin havuzu ve daha önce çok az yerde benzerini gördügüm zengin açik büfe kahvaltisi (Türk usülü çig börekten Yunan mezelerine dek hersey vardi yahu) otelin en büyük avantaji. Fiyati da eski sehir merkezindeki fazla turistik otellere göre daha uygundu.

 

Bir sonraki durağımız hem güzel plajlara hem de meşhur Olimpiya’ya yakın mesafedeki Kalo Nero. Burada zeytin ağaçlarının ortasında bir Airbnb evinde kaldık, merkezi değil ama yemyeşil, büyük bir bahçesi olan ve araba ile yakındaki plajlara 10 dakika, Olimpiya’ya ise 1 saat uzaklıkta bir ev. İki gece burada kaldık ve neredeyse bir tam günü ilk olimpiyat oyunlarının başladığı antik kent Olimpiya’da geçirdik, bir gün de plajda dinlendikten sonra dönüş uçağımızı yakalamak için tekrar Atina’ya yola çıktık.

 

Son söz: Ben, Türkiye’de yaşadığım yıllarda nasıl olsa çok yakın, bir ara gidiveririm diye diye ziyaret etmeyi hep ertelediğim komşuya bayıldım. İleriki yıllarda iki çocukla gidilebilecek sakin sessiz köylerini, adalarını araştırmaya başladım bile.

20160618_180546

Kalo Nero’da bir plaj

Bir sonraki yazıda (umarım yine bir sene gecikmeli olmaz) 4 yaşındaki çocuk ve 7 aylık bebeyle çıktığımız iki ay süren Avrupa turunu anlatacağım, bekleyiniz beni sevgili okurlar.

Reklamlar

Komşuya Gider gibi 1: Selanik ve Chalkidiki

Standard

Konuk Yazar: Funda Çelikel Esser

Merhabalar sevgili Seyahat Günlükleri takipçileri,

Süzüldüm eridim, sizsiz olamadım 🙂 Umman yazı dizime verdiğiniz tekrar ve daha sık yazmalısın yorumları yüzümü ziyadesiyle gülümsetirken bir yandan da yeniden klavye başına oturmam için itici güç oldu, itiraf ediyorum. Her ne kadar Umman dizisine gelen en hoşuma giden yorumlar “çocukla seyahatin mümkün hatta eğlenceli olduğunun ispatısın” tadında olsa da bu sefer sizlere çocuk babaanesine satılır, bir güzel bekar günlere öykünen bir kaçamak tatil yapılır temalı çalışmamı sunacağım. Çocuklu insanlar okumayı lütfen kesmeyin, sizin de bir molaya, birazcık da olsa nefes almaya, kendinize zaman ayırmaya, çocuğunuz için “tazelenmeye” ihtiyacınız yok mu? En kötü hadi bir komşuya uzanıp gelelim derim ben, sonrasında kendinizi çok daha iyi hissedeceğiniz garanti!

Niye bu kısacık kaçamak için mesela bir Yunan adasını değil de Temmuz sıcağının ortası Selanik’i seçtin diyenleriniz varsa eskiden birlikte çalıştığım bir arkadaşım bir sene kadar önce oraya taşındı da ondan diye gayet pragmatik bir cevap verip geçiyorum. Hem arkadaşımı göreyim, hem atalarımın şehrini (büyük büyükannemler Selanik göçmeni) sonunda ziyaret edeyim hem de orada yaşayan biri ile gezeceğimden turist kaynayan restoranlarda tatsız tuzsuz yemeklerle mutsuz olacağıma yerel halkın aktığı mekanlarda kendime kıyak geçebileyim diye gayet spontane bir kararla uçak biletimi aldım.Selanik yıllardır hep gitmek istediğim ama benden önce gitmiş bir ton Türk arkadaşımın “aman hiçbir şey yok, aynı İzmir’in tıpkısı, hem de çok sessiz hali, hiç hareket yok” diye negatif gaz vermesiyle gitmeyi hep ertelediğim bir şehirdi.

Izmir ve Selanik: hangisi hangisi ?

Izmir ve Selanik: hangisi hangisi ?

Izmir ve Selanik: hangisi hangisi ?

Izmir ve Selanik: hangisi hangisi ?

Ziyaret edeceğim sevgili Lidia “ … iyi ki Cumartesi akşam geliyorsun, Pazar tüm gün Chalkidiki’de oluruz, sahilde 1 saatte gidiliyor nasılsa ama Pazar akşamı dönmeye çalışmayalım, trafikte telef oluruz, orada geceleyelim“ deyince Selanik’in kuzeyinde uzanan 3 parmak şeklinde yarım adadan oluşan Chalkidiki bölgesinin de Selanikli’nin Çeşme’si olduğuna kanaat getirdim.Tesadüf bu ya geçtiğimiz Mayıs ayında bir düğün ve aile ziyareti nedeniyle 5 günlük bir İzmir-Çeşme kaçamağı yapmış ve orayla ilgili bilgi ve izlenimlerimi tazelemiştim.

Çeşme vs Chalkidiki: hangisi hangisi?

Çeşme vs Chalkidiki: hangisi hangisi?

Çeşme vs Chalkidiki: hangisi hangisi?

Çeşme vs Chalkidiki: hangisi hangisi?

Peki Selanik – Chaldiki ve İzmir – Çeşme gerçekten de tıpatıp aynı yumurta ikizi mi? Bana sorarsanız özellikle iki coğrafyada yaşayan insanların yaşam tarzı açısından İzmir Selanik’e; Chalkidi yarımadasının en azından daha az bakir olan en batıdaki parmağı da Çeşme yarımadasına çok benziyor. E o zaman hangisine gidelim ya da madem öyle, gül gibi memleketim dururken ne diye Yunan ellerine yaz tatiline gidip bir de eşek yükü para bayılalım dediğinizi duyar gibiyim. Henüz çok değil 15 yıl kadar önce Yunanistan’a özellikle de deniz güneş kum tatiline gitmek standard bir Türk için hayal edilmesi zor bir şeydi. Burnumuzun dibindeki adalara bakar iç çekerdik. Zamanla iki ülke arası diplomatik ilişkiler nispeten gelişti (ya da Türkiye’nin diğer komşularıyla ilişkileri o kadar bozuldu ki sosyal medyada aaah ne iyi düşmanmışsın sen Yunan Abla diye paylaşımlar dolaşır oldu!), önce adalara sonra anakaraya ulaşım imkanları sağlandı, Yunanistan Schengen vizesine geçti, yeşil pasaporta vize kalktı, Yunanistan krize girdi fiyat kırdı, Türkiye’de benzin, gezme, yeme-içme fiyatları izan sınırlarını aştı. Böylelikle özellikle İstanbul ve Ankara’da ya da Türkiye dışında bir ülkede yaşayanlar hele bir de hali hazırda yeşil pasaportu ya da bir Schengen vizesi olanlar için Yunanistan daha bile ekonomik bir seçenek haline dönüştü.

Yunan kahvaltısı vs Türk kahvaltısı. Hangisi hangisi diye sormaya gerek yok sanırsam :)

Yunan kahvaltısı vs Türk kahvaltısı. Hangisi hangisi diye sormaya gerek yok sanırsam 🙂

Yunan kahvaltısı vs Türk kahvaltısı. Hangisi hangisi diye sormaya gerek yok sanırsam :)

Yunan kahvaltısı vs Türk kahvaltısı. Hangisi hangisi diye sormaya gerek yok sanırsam 🙂

Bu durumda yazarınız sizler için gavurların ‘luxury problem’ diye nitelendireceği hangisine gitsem sorunsalına çözüm bulmaya yardımcı olacak bir küçük test hazırladı:

Kim İzmir üstü Çeşme’ye gitsin

Kim Selanik üstü Chalkidiki’ye gitsin

Günün en önemli öğünü
sizce kahvaltı ise bir otelde
rezervasyon yaparken en önem verdiğiniz şey kahvaltı kalitesi ise

Sizce Kahvalti olmasa
da olur zaten ise ve
mümkünse az yenilmesi gereken bir öğünse

Demli Türk çayı
sizce cansa

Üniversite yıllarında nescafe ile ufak
çaplı bir aşk yaşadıktan sonra şu an Starbucks ın frappicinosu ile evli olduğunuz
halde arada nescafe 3+1 soğuk ile kaçamak yapmaya
behis görmüyorsanız

Et mi balık deseler tabii ki et deniz
ürünü de olmasa da olur derseniz

Denizden babanız bile çıksa
yiyesiniz geliyorsa

 

Balığın yanında salata
ve ot bazlı
mezeler masanızı
görünmez derecede kaplamalı ise

Balığın mezesi deniz ürünüdür yanında bir ufak salata
yeter diyorsanız

Şık mekanda uluslararası
füzyon mutfağı,
büyük tabak küçük öğün severseniz

Salaş mekanda bol kepçe ızgara severseniz

Bu güzel yerde içmeden olmaz diye 1 kadeh şarabı zor bitirenlerdenseniz

Şarap yemeğin yanında
su gibi akmalı yine de cep yakmamalıdırcılardansanız

Rakıyı buzla suyla hatta şalgamla içerseniz

Rakıyı susuz içerseniz

Plaja giriş parası
şezlong parası vermek sizi rahatsız
etmiyorsa

Plajdaki yegane duşun
suyunun basınçsız
olması sizi rahatsız etmiyorsa

Deniz ürünü yemek tabii ki pahalı
olmalı ise

Ahtapot ızgara 10 eurodan
fazla tutmamalı ise

E Türkiye’nin en gözde beach club’ı, tabii ki küçük
şişe suya 5
lira vermeliyiz derseniz

Sıcakta su içmek insanın en doğal ihtiyacıdır içme suyu ya ücretsiz
ya da cüzi
ücretli olmalıdır
derseniz

Sevgilizle butik bir otelde romantik bir tatil hedeflerseniz

Kız kıza tatil
yapıp aynı zamanda ne giydik nereye gittik diye tedirgin olmak istemezseniz

Sizce kaldığıniız otel butik ve
lüks olmalı ise, bu durumda
100-150 euroyu gözden çıkarırsanız

Otel temiz ve klimalı  olsun yeter ise

Hızlı ve etkin servis ve müşteri
memnuniyetini ilke edinmemiş restoran bar vs.ye
bir daha gitmez, yarım saat yemeği servis etmezlerse restorandan sinirlenir kalkar giderseniz

Güzel şeyler için
sabırla beklemekten usanmaz 1 saat sizi beklettikten sonra siparişinizi eksik getiren garson ile empati
kurabilirseniz

Denize geçerayak İzmirde
alışveriş yapmak
tatilin olmazsa olmazı ise

Denize geçerayak tarihi
yerler gezmek olmazsa olmazınız ise

Sanat kısıtlı zümreye hitap eden pahalı bir eylemdir derseniz

Sanat sokakta olur derseniz

Cumartesi 16:00’da mağaza kapanır zaten haftaiçi de en geç 9’da kapalı her yer diye sinirlenirseniz

Gece 12’de akşam yemeği
için her türlü restorana (bkz.sokak yemekçileri ile sınırlı olmamacasına)
gitmekte sakınca görmezseniz

Süper doğal bitki
çayı karışımı,
naneli limonata, fesleğenli ayran, damla sakızlı güllü Türk kahvesi
ise

Frappe Yunan kahvesi, rakı uzo ise

Gece yemege şık
şıkırdım düğüne
gider gibi gitmek mümkünse İzmir’den sezonluk sizin siteye taşınmiş kuaförde
fön çektirmek sizce tatilin bir parçası ise

Gece bir tiril elbise, parmak arası terlik yeter de artar ise

Midye yemek demek ya tava ya
da Mardinlilerin geliştirdiği dolma demekse

Midye çeşitli soslarla
pişirilebien ana yemek olarak bile yenebilen bir canlı ise

Kalamar taratorsuz olmaz
ise

Kalamar tepeleme masaya
gelmeli ise

Türk türke tatil yapacaksanız

Yabancı olduğu görünüşünden
belli arkadaşınız ya da eşinizle
tatil yapacak ve is this your table ve where
are you from kelimesini her 3 dakikada
bir duymak istemiyorsanız

Süper taze çoban salatasına Yunan salatası diyenler sinirlerinizi bozuyorsa

Yeni tanışıp kanki olduğunuz Yunanlı arkadaşınıza anlaması
kolay olsun diye Tenedos’umuz da iki adacığımızdan
biri çok güzeldir demek sizi rahatsız etmiyorsa

Toplam puan

 

Evet sayın okur, testi çözün, her işaretlediğiniz kriter için kendinize bir puan verin ve toplamda hangi taraf daha çok puan topluyorsa oraya gidin, bu kıyağımı da unutmayın 🙂 Eğer test sonucu Selanik artı Chalkidiki çıktı ise buyurun yol hazırlığı ve pratik bilgiler – önerilere.

Selanik’te sokak sanatından kesitler

Selanik’te sokak sanatından kesitler

Selanik’te sokak sanatından kesitler

Selanik’te sokak sanatından kesitler

Ulaşım: İlk akla gelen ve tabii ki en pratiği uçakla gitmek. THY birkaç sene önce İstanbul’dan direkt uçak koydu. Selanikliler bu gelişmeyi çok sıcak karşılamışlar hatta buna belediye başkanlarının vesile olduğunu gururla anlatıyorlar zira THY onların dünyaya açılan kapıları gibi olmuş İstanbul üstü bağlantıları ile. Bana sorarsanız THY’nin çok da belediye başkanının motivasyonuna ihtiyacı olmamıştır; adamların büyüme politikası bana Osmanlı’yı anımsatıyor, ne pahasına olursa olsun plansız programsız fetih fetih fetih. Neyse, uçak iyi güzel hoş da iki dezavantajı var: Birincisi eğer çok önceden almazsanız ve ölü sezonda gitmezseniz biletler ateş pahası olabiliyor. Mesela ben yüksek sezonda ve sadece 10 gün önce aldığım için biletimi neredeyse Japonya’ya gider gibi para ödeyecektim, mil puanlarım koşmasaydı yardımıma. Bir de Selanik’te kalmayacak da civarı gezecekseniz, ki önerilir, araba kiralamanız gerekebilir. Orada yaşayan arkadaşım araba alana kadarki dönemi gayet sıkıntılı geçirdiğini, sahile bile yazın 4 kere gidebildiğini, günde sadece 3 otobüs olduğunu ve saatlerinin asla öngörülemeyeceğini söyledi. Yolda sık sık bozulan, şöförü fosur fosur sigara içen otobüsler de cabası! Üstüne üstlük bu blog sahibinin eşi gibi kişisel karbon üretiminizi minimize etmek sizin için önemli bir kriter olabilir yolculuk tercihlerinizi belirlemede, bu durumda da kısacık yol için uçağa binmek istemeyebilirsiniz. Peki alternatif ne?

Karayolu seyahati! Eğer kendi arabanız varsa ve İstanbul veya daha batısında oturuyorsanız atlayın gidin Selanik’e. İstanbul’dan 600 KM gibi ve gidenlerin anlattığına göre gayet rahat bir otobandan ulaşabilirsiniz şehre. Yolda Kavala başta olmak üzere pek çok diğer turistik yerleri ziyaret imkanı da bonus. Ancak bu sene bu yolla Yunanistana giden bir arkadaşımın dediğine göre arabaya uluslararası sigorta istiyorlarmış ek masraf. Üzerine benzini, direksiyon stresi derken bu alternatif de kafanıza yatmazsa o zaman otobüs derim. Uff çekilir mi onca yol otobüste diyeniniz 90’larda ve sonrasında doğmuş demektir. Az mı gitmişimdir üniversitede kelle koltukta otobüslerde 12 saatte Bodruma! Ulusoy ve Metro Turizm’in düzenli Yunanistan seferleri var, denemedim deneyen lütfen bizi de bilgilendirsin.

Son olarak 2 yıl öncesine kadar Selanik Sirkeci arası Dostluk Expresi seferleri vardı. Denemedim, deneyenin tecrübelerini çok merak etmekteyim. AB fonları tarafından bir süre finanse edilen bu ulaşım projesi oldukça da başarılı olmasına rağmen kriz vs nedeniyle rafa kalktı diye duydum. Şimdi Türkiye’den Selanik’e trenle ulaşmak isteyenleriniz için direkt hat imkanı bulunmayıp önce otobüs ya da trenle Sofya’ya ulaşıp, oradan Selanik’ e devam etmek gerekiyor. Dışişleri’nin web sitesine göre bu transit geçişlerde 5 güne kadar Bulgaristan ek vize istemiyor. Ne güzel işte geze geze gideriz derseniz uğramışken Sofya’da sevgili blog sahibi Şilan’ın izlerini de sürebilirsiniz.

Konaklama: Selanik için tahmininiz üzerine otel ismi bilemiyorum, arkadaşımın evinin olduğu Pavlo Mela caddesi civarını alan olarak önerebilirim sadece. Chalkidiki’de ise Afytos köyünü ve de kaldığımız Aegean Blue Studios‘u gayet önerebilirim. Ha şunun bir daha altını çizeyim, testimizden de anladığınız üzere Türkiye’deki tesis kalitesi Yunanistan’da yok. En azından Santorini, Mykonos belki Girit dışında yok. Odalar genelde nereye giderseniz gidin gayet standart. Kesin kez tavsiye ettiğim yere gidip de bir düz yatak, normal bir banyo, kahvaltıda sade bir frappe bulunca dönüp bana çatmayın 🙂

Afytos Aegean Blue Studios’ta kahvaltı manzaraları

Afytos Aegean Blue Studios’ta kahvaltı manzaraları

Afytos Aegean Blue Studios’ta kahvaltı manzaraları

Afytos Aegean Blue Studios’ta kahvaltı manzaraları

Diğer pratik bilgilere, ne yenilir, ne içilir, ne giyilire pek de gerek yok sanırsam, dedik ya komşuya gider gibi diye, her şey çok aşina. Peki ne dedikodular mı yaptık komşudaki bu kısa ziyarette? Az sonra…

Funda Çelikel Esser