Tag Archives: Kamboçya

Bambu Tren ile Yolculuk ve Yüzen Köyü Ziyaret: Battambang ve Kompong Luong

Standard

14 – 15.05.2012

Angkor Tapınakları’nı gezip bitirdikten (daha doğrusu doyamadan bitirmek zorunda kaldıktan) sonra, biraz da Kamboçya’nın pek bilinmeyen, keşfedilmemiş rotalarını gezelim diyoruz ve otelimiz vasıtasıyla bir turist otobüsü ayarlayarak Battambang’a doğru yola çıkıyoruz.

Battambang, Kamboçya’nın kuzey batısında bulunuyor. Angkor ile ünlü Siem Reap şehrine otobüsle 3 saat, Phnom Penh’e ise otobüsle 5 saat uzaklıkta. Ayrıca vaktimiz var derseniz, Kamboçya’nın en güzel nehir seyahatlerinden biri olduğu söylenen Siem Reap – Battambang arası tekne yolculuğunu tercih edebilirsiniz. Ama en az 7-8 saatlik yolculuğu göze almanız lazım.

Battambang zarif ve güzel bir ırmak şehri. Fransız kolonisi zamanlarından kalma Fransız dönemi mimarisinin en güzel muhafaza edilmiş örneklerini de burada görmek mümkün. Öğlen saatlerinde Battambang’a varıyoruz ve öncelikle buraya geliş sebebimiz olan bambu trene binmek için hemen yola düşüyoruz. Bir tuk-tuk taksi ile bizi önce bambu trene, sonra da gün batımını izlemek için Pnom Sampeau tepesindeki tapınağa götürmesi için anlaşıyoruz.

Bambu tren yolculuğuna hazırlık

Bambu tren yolculuğuna hazırlık

Bambu tren, Güney Asya ülkelerindeki alternatif ve ucuz taşımacılık yöntemlerinin en yaratıcılarından bir tanesi. Uzun yıllardır yerli halk tarafından yük ve yolcu taşımasında kullanılan bu tren, son zamanlarda turistler tarafından da keşfedilerek bir turist aktivitesi haline gelmiş. Fransızlar döneminde yapılmış olan ve iyice eskimiş raylar üzerine yerleştirilen bambu platformların ucuna bir gaz motoru takılmış ve ortaya son derece sevimli ve havadar bambu vagonları çıkmış. Ne yazık ki yakın zamanda yapılması planlanan yeni demiryolu sistemiyle bu gelenek ortadan kalkacak, ilgilenenlerin elini çabuk tutması lazım yani ziyaret etmek için.

Bambu tren istasyonuna varınca bir vagon kiralıyoruz ve vagon kaptanımız arkada biz önde başlıyoruz yolculuğa. Tren rayları tek bir şerit halinde uzayıp gidiyor ve bir süre sonra karşıdan bize doğru gelmekte olan başka bir turist vagonunu farkedince meraklanıyoruz, ne olacak şimdi diye. İki vagon karşı karşıya gelince duruyorlar. Biz vagondan iniyoruz. İki vagon kaptanı elbirliğiyle bizim vagonu raydan kaldırıp yana çekiyorlar ve diğer vagon geçip yoluna devam ediyor. Bizim vagonu tekrar raylara yerleştirip biz de yolumuza devam ediyoruz. Yarım saatlik bir yol sonrası bir köy kahvesinde mola verip bir şeyler içiyor ve sonra geldiğimiz yoldan geri dönüyoruz. Toplam bir saatlik bu bambu treni yolculuğu, Kamboçya gezimizin en ilginç anılarından biri oluyor.

Sadece turistik amaçlı değil, yük ve yolcu taşımada da kullanılıyor

Sadece turistik amaçlı değil, yük ve yolcu taşımada da kullanılıyor

Karşıdan gelen başka bir turist vagonu. Şimdi ne olacak?

Karşıdan gelen başka bir turist vagonu. Şimdi ne olacak?

Pratik çözümler

Pratik çözümler

 

Bambu tren maceramız sona erince tuk tuk şöförümüz bizi Pnom Sampeau’ya götürüyor. Burada 10-15 dakikalik bir yokuşu tırmanarak tepedeki „Ölüm Mağaraları“nı ve küçük tapınağı ziyaret etmek mümkün. Şöförümüz tek başımıza yolu bulamayacağımızı söylüyor ve ufak bir ücret karşılığı yanımıza 10-11 yaşlarında Kamboçyalı bir kız çocuğu veriyor, rehberimiz olarak. Sonradan anlıyoruz ki aslında bu yolda kaybolmak pek de mümkün değil ama yine de sevimli rehberimizle yürüyüş eğlenceli, bir şikayetimiz yok bu yüzden. Yokuşun ilk durağı, Kızıl Kmer ordusu tarafından katledilen yüzlerce insanın cesetlerinin bulunduğu mağaralar, yani „Ölüm Mağaraları“. Kamboçya’nın çeşitli yerlerinde rastlanan bu tür ölüm mağaraları ve ölüm tarlaları, Kamboçya halkının acı ve savaşla dolu yakın geçmişinin sessiz tanıkları. Mağaralardan sonra beş dakikalık bir yokuş daha tırmanarak en tepedeki tapınağa varılabiliyor. Buradan günbatımını seyretmek güzel olurmuş diye duyduk ama biz oradayken hava bulutlu ve kapalı, biz de günbatımından umudu kesiyoruz. Ama Battambang şehrinin bu noktadan kuşbakışı manzarası cidden çok güzel.

Pnom Sampeau tepesinden Battambang manzarası

Pnom Sampeau tepesinden Battambang manzarası

Pnom Sampeau tepesinden manzaralar

Pnom Sampeau tepesinden manzaralar

Küçük rehberimizle Battambang'ı kuşbakışı izlerken

Küçük rehberimizle Battambang’ı kuşbakışı izlerken

Battambang’da bir gece geçirdikten sonra (gayet temiz ve klimalı iki kişilik bir odaya sadece 10 Dolar ödüyoruz), ertesi sabah Kompong Luong yüzen köyünü görmek için yola düşüyoruz yine. Bu arada yola çıkmadan hemen önce, methini duymuş olduğumuz Vegetarian Foods Restaurant’ta sabah kahvaltısı yapmayı ihmal etmiyoruz. Yemekler cidden harika. Otobüsten Krakor şehrinde iniyoruz. Krakor’dan kiraladığımız bir moto-taksi ile 10 dakikada yüzen köyün başladığı nehir kıyısındayız. Sırtçantalarımızı bir otelin emanetine bırakıp, kıyıdaki bilet gişesinden bize köyü gezdirecek rehberli bir kayık kiralıyoruz (Bir saatlik kayık kirası 8 Dolar). Rehberimiz daha doğrusu kayık sürücümüz İngilizce konuşamadığı için bize açıklamalı rehberlik yapamıyor malesef. Ama sadece gördüklerimiz de yetiyor bize.

Kompong Luong yüzen köyünde sıradan bir gün

Kompong Luong yüzen köyünde sıradan bir gün

Köyde günlük alışveriş :)

Köyde günlük alışveriş 🙂

Kompong Luong’da sıradan bir balıkçı köyünde rastlayabileceğiniz herşey var: Köy evleri, evlerin balkonlarında havlayan köpekler ve evlerin önünde oynayan çocuklar, bakkallar, manavlar, elektronik tamirci dükkanları, bilardo salonu, restoranlar ve hatta bir benzin istasyonu. Alışılmadık olan ise bu köy, yani bahsi geçen bu ev ve dükkanların hepsi suyun üstünde yüzüyor! Çocukların ev önündeki oyun alanları bahçe yerine nehir. Komşular birbirlerini küçük kayıklarıyla ziyaret ediyor, bir yerden bir yere bu kayıklarla gidiyorlar. Kuru sezonda, ırmak sularıyla birlikte köy de geriye çekilip yerini bir miktar değiştiriyor ve yağmurların başlamasıyla birlikte tekrar eski yerine dönüyormuş.

Yüzen köydeki bir saatlik kayık turumuzdan sonra sırtçantalarımızı alıp ana yola çıkıyoruz. Yoldan geçmekte olan Pnom Penh otobüslerine işaret ediyoruz bir süre ve çok geçmeden bir tanesi bizi almak için duruyor. Bir sonraki durağımız Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh. ..

Tipik bir yüzen köy evi ve evin bekçileri

Tipik bir yüzen köy evi ve evin bekçileri

Benzin istasyonu

Benzin istasyonu

Market alışverişi

Market alışverişi

Reklamlar

Kamboçya’nın Hüzünlü Geçmişi ve Herşeye Rağmen Gülümseyen bir Başkent: Phnom Penh

Standard

15-17.05.2012

Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh ile ilgili, buraya gelmeden önce nedense olumsuz şeyler, kötü tecrübe hikayeleri duyduk bol bol. Büyük ve kargaşa dolu bir şehir, çantanıza cüzdanınıza sahip çıkın, yollarda dikkatli yürüyün, geceleri ıssız yerlerde dolaşmayın, kimseye yanaşmayın diye bizi uyaran gezgin sayısı hiç de az değildi. Akşama doğru şehre vardığımızda bastıran muson yağmuru altında uzunca bir süre dolaşıp bir sürü kötü durumda ve buna rağmen yüksek fiyatlı otelle de karşılaşınca ikinci bir Delhi vakası mı yaşayacağız acaba diye iyiden iyiye endişelendik (bkz: Hindistan Günlükleri – Delhi). Neyse ki sonunda merkezi bir yerde bulunan Royal Guesthouse Otel’de temiz, klimalı ve uzunca bir terasa açılan uygun fiyatlı bir oda bulup tuttuk hemen.

İlk akşamımızda muson yağmuru şiddetle yağmaya devam ediyor, yorgunuz da, bu yüzden şehri keşfetmeyi ertesi güne bırakıp akşam yemeği için Mekong kıyısındaki sahil yoluna gidiyoruz. Kıyı boyunca uzanan bu geniş, kalabalık ve modern caddede pek çok restoran, kafe ve eğlence yeri var. Rehberimizde tavsiye edilen Chiang Mai Riverside Restoran’da (evet Kamboçya’dayız ama bu Pad Thai bulduğumuzda yemeyeceğiz anlamına gelmiyor! 🙂 ) akşam yemeği yiyor ve yine bu sahil caddesinde bulunan Riverside Bar & Bistro’da, Asya’daki ilk çikolatalı kekimizi deniyoruz. Tadı hiç fena değil, beklentilerimizin çok yüksek olmamasından belki de.

Phnom Penh'in nehir kıyısındaki yürüyüş yolu

Phnom Penh’in nehir kıyısındaki yürüyüş yolu

Ertesi gün sabah erkenden kalkıp şehri keşfe çıkıyoruz. İlk durağımız yakın tarihte yaşanmış Kızıl Khmer vahşetini gözler önüne seren Killing Fields (Ölüm Tarlaları). 1975 – 1979 yılları arasında Kamboçya’da yönetimde bulunan diktatör Pol Pot önderliğindeki bu komunist rejim kendi kendine yeten bir tarım toplumu oluşturma ideolojisini benimsedi ve bu toplumun temel direği olarak gördüğü köylü ve toprak çalışanı vatandaş sınıfına dahil olmayan tüm Kamboçyalıları katletmeye başladı. Okuyup eğitim görmüş Kamboçyalılar, şehirlerde yaşayan ve maddi durumu iyi olan modern sınıf, akademisyenler, sanatçılar, din adamları öldürüldü. Hatta ve hatta yabancı bir dil bildiği ya da gözlük taktığı için sayısız Kamboçyalı Kızıl Khmerler’in kurbanı oldu. Aileler dağıldı, tarlalarda çalışamayacak kadar yaşlı, hasta ya da güçsüz olan herkes ölüme terkedildi, çocuklar ailelerinden ayrılıp çocuk asker yetiştirme kamplarına alındı. Yönetimde oldukları bu 5 senelik dönemde Kızıl Khmer rejimi tarafından öldürülen Kamboçyalıların sayısının 3 milyonu bulduğu tahmin ediliyor. Bu dönemde Kamboçya’nın toplam nüfusu ise 8 milyondu… Günümüzde sokaklarda karşılaştığınız, alışveriş yaptığınız, bir şekilde tanışıp konuştuğunuz Kamboçyalıların çoğunun ailesinde Pol Pot rejimi tarafından öldürülmüş anne babalar, kardeşler, akrabalar var… Kızıl Khmer’lerin Vietnam ordusunu püskürtmek için Kamboçya’nın çeşitli yerlerine yerleştirdiği kara mayınları bugün halen can almaya devam ediyor. Mayınlar yüzünden ya da iç-dış savaşlarda yaralanıp sakat kalmış, kolunu, bacağını kaybetmiş insanlar sokaklarda yanıbaşınızdan geçip gidiyor… Ve tüm bunlara rağmen gülümseyen, tarihlerini tekrar ve daha iyi, daha umutlu bir şekilde yazmaya çalışan insanlar Kamboçyalılar. Biz nedense çekindik hep, pek soramadık Kızıl Khmer vahşetiyle ilgili kişisel kayıplarını, hikayelerini tanıştığımız insanlara. Hiçbiri de değinmedi kendiliğinden bu karanlık geçmişe, hep gülümseyerek güzel şeyler anlattılar bize. Ama ulusal ve uluslararası seviyede, bu vahşeti unutmak, yok saymak değil Kamboçya’nın istediği. Ölüm Tarlaları, Tuol Sleng Hapishanesi gibi, Pol Pot vahşetinin bire bir yaşandığı noktalar bugün ziyaretçilere açık, bu konuda her türlü bilgiyi veren yerler.Kamboçya’nın çeşitli yerlerinde Ölüm Tarlaları’na rastlamak mümkün ama belki de en bilineni Phnom Penh’de bulunanı. Bir audio-rehber eşliğinde burayı gezerken, binlerce insanın katledilip gömüldüğü toprakların üzerinde yürürken hissedilenleri anlatmak mümkün değil. Kurbanların dişleri, giysilerinden parçalar bugün hala toprağın üzerine çıkmaya devam ediyor. Kamboçya’yı ziyaret edecek herkese, bu vahşeti yaşamış olan bir Kamboçyalı, Loung Ung’un kendi hikayesini kaleme aldığı   First They Killed My Father (Önce Babamı Öldürdüler) adlı kitabı öneririm.

Bu yemyeşil, ağaçlık, park görünümündeki yer aslında bir toplu mezar - Ölüm Tarlaları

Bu yemyeşil, ağaçlık, park görünümündeki yer aslında bir toplu mezar – Ölüm Tarlaları

Ölüm Tarlaları

Ölüm Tarlaları

Ölüm Tarlaları’ndan ayrıldıktan sonra bizi meşhur Rus Pazarı’na (Russian Market) götüren tuk-tukta bir süre hic birşey konuşamıyoruz bile aramızda. İnsanın insana yapabileceği kötülüklerin boyutunu düşünmek korkutucu ve can yakıcı. Öldürülenlere ait 8000 adet kafatasının bulunduğu anıt gözlerimizin önünden gitmiyor…

Rus Pazarı (Psar Toul Tom Poung – Russian Market) çeşit çeşit lokal yemek ve tatlıların bir de taklit aksesuvar ve  tekstil ürünlerinin satıldığı bir pazar. Lezzetli yemeklerin tadına bakmayı ve tabi ki meyve standlarından günlük Durian alışverişimizi yapmayı ihmal etmiyoruz.

Rus Pazarı Yiyecek Bölümü

Rus Pazarı Yiyecek Bölümü

Öğleden sonramızı Ulusal Müze’yi (National Museum) ve Phnom Penh’in en canlı ve büyük pazarı olan Central Market’i gezerek geçiriyoruz. Ve ikindi vakti biraz günbatımı manazarası izlemek umudu ile kendimizi Mekong kıyısındaki cıvıl cıvıl sahil yoluna atıyoruz yine. Burada bulunan FCC (Foreign Correspondents Club)’ın teras katında çok hoş bir bar var, özellikle Happy Hour zamanına denk getirip ziyaret etmeniz şiddetle önerilir. Hava yağmurlu ve bulutlu olduğu için günbatımını izleyemiyoruz buradan ama terasın manzarası yine de çok güzel.

Aksşm yemeğini nerede yesek diye sokaklarda dolaşırken, sadece yerli halkın önünde kuyruk olduğu, tek bir turistin bile olmadığı küçük bir yol kenarı lokantası gözümüze çarpıyor. İçerisi tıklım tıklım, menü yok, personel İngilizce konuşamıyor. Yemeklerini yemekte olan bir Kamboçyalı ailenin yanına ilişiyoruz, garson gelince de ailenin tabaklarında gözümüze kestirdiğimiz yiyecekleri işaret edip siparişimizi vermeye çalışıyoruz. Başarılı oluyor bu konuşmadan sipariş girişimi ve az sonra önümüze lezzetli mi lezzetli Kamboçya yemekleri geliyor. Hem de fiyatlar çok ucuz. Bu küçük lokantanın bir tabelası ya da adı yoktu (ya da biz göremedik) ama tabi ki size tarif edebilmek için kendimce bir not aldım günlüğüme: Phnom Penh merkezdeki Street 19 (19. Sokak) üzerinde bulunan The Camfirst School‘un hemen yanındaki lokanta! Mutlaka deneyin.

Ulusal Müze'nin bahçesi

Ulusal Müze’nin bahçesi

FCC (Foreign Correspondents Club) terasında kokteyl keyfi

FCC (Foreign Correspondents Club) terasında kokteyl keyfi

Street 19'daki isimsiz yol üstü lokantası. Mutlaka denenmeli!

Street 19’daki isimsiz yol üstü lokantası. Mutlaka denenmeli!

Phnom Penh’deki son günümüzde önce Royal Palace (Kraliyet Sarayı) ve Silver Pagoda’yı ziyaret ediyoruz. Şehrin en turistik noktalarından bu saray ve anıt ama bizde hayalkırıklığı yaratıyor. Belki de dört haftanın sonunda artık saray ve budist anıtları ziyaretten yorulduk biraz , kimbilir. Öğle yemeği molasını küçük ama turistler arasında çok sevilen, kendi ev yapımı makarna ve eriştelerinden yemekler servis eden “Little Noodle Shop”ta veriyoruz. Makarna çorbaları harika.

Öğleden sonramızı Tuol Sleng Müzesi’ne ayırıyoruz. Daha önceleri kendi halinde bir okulken 1975 yılında Pol Pot rejimi tarafindan rejim karşıtlarının tutulduğu bir hapishaneye çevrilen bu binada 15.000’e yakın insan işkence edilip öldürülmüş. Pol Pot rejimi devrildiğinde bu hapishaneden canlı olarak çıkmayı başaran sadece 8 kişi olmuş.

Son akşam yemeğimizi otelimize yakın bir sokak arası lokantasında yedikten sonra, erkenden otele dönüyoruz. Ertesi sabah yola devam, bir sonraki durak nihayet Kamboçya sahilleri!

Bu şehirdeki son gecemizde düşünüyorum da, Phnom Penh bana güzel bir seyahat dersi verdi: Başkalarından duyduğun hikayelerin seni etkilemesine izin verme, kendi tecrübelerin çok farklı olabilir. Korktuğum gibi tekinsiz, tehlikeli, karmaşık ve yorucu bir şehir olmadı benim yaşadığım Phnom Penh. Tam tersi, tüm kargaşası ve kalabalığına rağmen kendini sevdiren, hep gülümseyen, sürprizleriyle şaşırtan, geçmişiyle ders veren güzel bir başkent…

Little Noodle Shop'un el yapımı makarnaları

Little Noodle Shop’un el yapımı makarnaları

Bu da makarnanın pişirilip, makarna çorbası olarak servis edilen hali. Çoook lezzetli

Bu da makarnanın pişirilip, makarna çorbası olarak servis edilen hali. Çoook lezzetli

Tuol Sleng Hapishanesi'nde öldürülenlerin resimleri

Tuol Sleng Hapishanesi’nde öldürülenlerin resimleri

Tuol Sleng Hapishanesi'ndeki Hücreler

Tuol Sleng Hapishanesi’ndeki Hücreler

Kraliyet Sarayı bahçesindeki ilginç ağaç

Kraliyet Sarayı bahçesindeki ilginç ağaç

Tipik bir Asya kahvaltısı: Kızarmış sebzeli pirinç, makarna çorbası ve buzlu tatlı kahve

Tipik bir Asya kahvaltısı: Kızarmış sebzeli pirinç, makarna çorbası ve buzlu tatlı kahve