Category Archives: Hindistan Günlükleri

Hindistan’da gezip gördüklerim, yiyip içtiklerim, yapıp yapamadıklarım..

Biraz Alışveriş, Biraz Kültür-Tarih, Biraz Hastane (Nam-ı diğer Jaipur, Udaipur, Jodhpur)

Standard
Hawa Mahal - Jaipur

Hawa Mahal – Jaipur

12.08-16.08.2010

Fatehpur Skri’den 4-5 saatlik bir otobüs yolculuğu ile akşama doğru Jaipur’a varıyoruz. Bu şehrin turistler arasında iki ismi var: pembe şehir ve alışveriş şehri. Pembe olmasına pembe ama alışveriş konusunda (Hindistan gezimizin kalanında olduğu gibi) beni biraz hayalkırıklığına uğratıyor. Doğru, herşey çok ucuz, şimdilerde batıda yine çok moda olan şalvarlar, bol pantolonlar, tunik bluzlar bir sürü. Ama hintli kadınların ufak tefek olmalarına karşın, bedenler (turistlere yönelik textil sektörü ön planda olduğu için) büyük, üzerime göre bir şey bulmakta zorlanıyorum. Bir de nedense çok fazla çeşit yok, gezdiğimiz bütün şehirlerde hep aynı model ve tipte kıyafetlere, aksesuarlara rastladık genelde. Alışveriş cennetimiz Hindistan değil, gezinin devamındaki Nepal oldu sonuç olarak, hem bol çeşit, hem daha iyi kalite hem de çok ucuz fiyatlar. Daha sonra Nepal günlüklerinde bahsedeceğim.

Jaipur’a akşamüzeri yorgun varıyoruz ve ilk işimiz bir gecelik kalabileceğimiz, otobüs istasyonuna yakın otel aramak oluyor. Rehberimizde tavsiye edilen otellerin hepsi dolmuş, rastgele girdiğimiz oteller ise kötü durumda olmalarına ragmen Hindistan otel fiyatları çerçevesinde pahalı. Sonunda aramaktan yorulup mecburen bir cadde üzeri oteline atıyoruz kendimizi. Rotamızdaki şehirlerin çoğunda olduğu gibi, bu şehirde de gece yapılacak pek bir şey yok. Biraz sokaklarda dolaşıp, satıcıların ve turist avcılarının ataklarından bunalarak otelimize kaçıyoruz. Yanlış anlaşılmasın, gezimizin genelinde, önyargıların aksine, çok rahattık. Benim Hintlilerden görünüş itibarıyla pek bir farkım olmamasından mıdır bilinmez, hiç de öyle bunalmadık turistlere özel ilgiden. Insanları çok sıcak ve samimi bulduk. Ama Jaipur istisnalardan biriydi. Ertesi sabah otelden ayrılıp önce otobüs garından akşam için Udaipur biletlerimizi alıyoruz. Sırt çantalarımızı gardaki bagaj emanete bırakıp , sadece cidden görülmesi gereken Hawa Mahal, City Palace ve Jantar Mantar’ı ziyaret ediyoruz. Hawa Mahal pembe dev bir bal peteğini andıran çok güzel ve enteresan bir saray. Jantar Mantar ise yüzyıllık bir astronomik gözlemevi. Gezilip görülecek mekanları bitirdikten sonra, şansımıza tam o gün Jaipur’da kutlanacak olan büyük bir sokak festivalini izlemek için kalabalığın arasına karışıyoruz. Bir kez daha şaşırıp hayran kalıyorum insanların sıcaklığına ve merakla karışık nezaketine. Kadınlar cadde kenarında yanlarına oturabilmem için yer açıyorlar bana; erkekler Til’e tüm seyahat boyunca alıştığımız klasik soruları sormaya başlıyorlar: Nereden geliyorsunuz, nereye gidiyorsunuz, evli misiniz 🙂 Teej Festivali ile muson yağmurlarının gelişini kutluyor Jaipur halkı. Rengarenk sariler içinde süzülen kadınlar, dans eden erkekler, fillerin resmi geçidi derken iki üç saat nasıl geçiyor anlamıyoruz ve kendimizi yine bir otobüste, Udaipur’a giderken buluyoruz. İlk kez bir yataklı gece otobüsünde seyahat ediyoruz ve şaşırtıcı derecede konforlu. Ama sonraki otobüs deneyimlerinde (yataklı yataksız), bu ilk seferin bir istisna oldugunu anlayacağız:)

Jantar Mantar - Jaipur

Jantar Mantar – Jaipur

Teej Festival - Jaipur

Teej Festival – Jaipur

Udaipur, sıcak ve kalabalık şehirlerden sonra serin, sakin bir dinlenme molası oluyor bize. Bir göl şehri Udaipur ve içinden su geçen (illa deniz olması gerekmiyor, bunu farkettim ne zamandır, bir göl, nehir de yetiyor bir şehrin havasını yumuşatmaya) tüm şehirler gibi iklimi yumuşak, en azından diğer Rajasthan şehirlerine oranla. Bir James Bond filmi olan Octopussy, Udaipur’daki bu Pichola gölü üzerinde yüzen Lake Palace Hotel’de çekilmiş zamanında. Bu otel şimdi lüks bir otel olarak turistlere hizmet veriyor. Biz kalmadık ama resimlerini çektik:) Udaipur’a varır varmaz Til hastalanıyor. Uzun süreli Hindistan seyahatlerinde mikroplardan, yiyeceklerden, iklimden etkilenip hastalanmak bir olmazsa olmaz neredeyse. Aramızdaki çürük elma olarak  ilk önce benim hastalanmamı beklerken, Til’in yataklara düşmesi sürpriz oluyor. Sanırım ben çok da hijyenik olmayan ortamlara, etrafta dolaşan mikroplara ve bol baharatlı yiyeceklere Turkiye’den idmanlıyım ki neredeyse tüm yolculuk boyunca da ciddi bir sağlık sorunu yaşamayacağım. Til ilk iki gün iyileşemeyince en yakınımızda bulabildiğimiz tek hastane olan Amerikan Hastanesi’ne gidiyoruz. Turistleri yakalamışken Til’i check-uptan geçirip, koluna serumu takıp bir de üstüne o gece hastaneye yatırmaya kalkıyorlar (bir gecelik hastane odası fiyatı Hindistan’da 5 yıldızlı bir otel fiyatına denk). Hastanede kalma kısmına hop deyip, gerekli (ve bence biraz abartılmış) tedavi yapıldıktan sonra otelimize dönüyoruz. Ama hakkını vermek lazım, Til süper etkili antibiyotik serumu aldıktan sonra ayağa kalkıveriyor.

Til hasta yatarken, ben Udaipur’daki görülesi yerleri ziyaret ediyorum: City Palace, içindeki müzeleriyle birlikte, Rajasthan’ın en büyük sarayı. Sarayın üst kat pencerelerinden Pichola gölü ve Lake Palace otelini içine alan manzaralar çok hoş. Diğer bir etkileyici yapı, tüm duvarları inanılmaz derecede detayla işlenmiş oymalarla kaplı bir Indo-Aryan tapınağı olan Jagdish Tapınağı.  Eğer Udaipur’un turistik merkezi sayılan Lal Ghat bölgesinde kalıyorsanız, Udaipur’un kalabalığa rağmen telaşsız, minicik, şirin sokaklarında yürüyerek bahsi geçen saraya ve tapınağa ulaşmak mümkün. Diğer bir tavsiyem de City Palace’in bahçesinden hareket eden tur botlarıyla Pichola gölünde bir mini tur yapmanız ve Ayurvedic Body Care (yine Lal Ghat bölgesinde) isimli küçük stüdyoda cilt bakımı yaptırıp ayurvedik ürünleri denemeniz. Buradan alıp sonradan bağımlı olduğum ayurvedik bazlı kremleri şimdi internet yoluyla sipariş edip kullanmaya devam ediyorum.

Udaipur’dan sonraki durağımız mavi şehir olarak da bilinen Jodhpur oluyor. Burada sadece, hayatımda gördüğüm en büyük hisar olan Jodhpur kalesini geziyoruz ve sonrasında çöl turu macerası yasamak üzere bizi Jaisalmer’e götürecek olan otobüsümüze binerek yola devam ediyoruz..

City Palace'tan Pichola Gölü Manzarası

City Palace’tan Pichola Gölü Manzarası

Jagdish Tapınağı Duvar Süslemeleri

Jagdish Tapınağı Duvar Süslemeleri

Şehir Sakinlerinin Pichola Gölü Sefası

Şehir Sakinlerinin Pichola Gölü Sefası

Udaipur'un kutsal ve güzel inekleri:)

Udaipur’un kutsal ve güzel inekleri:)

şafak sökerken Jodhpur kalesinin görkemli duvarları

şafak sökerken Jodhpur kalesinin görkemli duvarları

Jodhpur sokakları

Jodhpur sokakları

Jodhpur Kalesi'nin İçi

Jodhpur Kalesi’nin İçi

Mavi Şehir Jodhpur

Mavi Şehir Jodhpur

 

Hindistan Günlükleri kategorisindeki diğer yazılara ulaşmak için tıklayın!

 

 

 

10.08.2010: Agra

Standard

Olmazsa olmaz Tac Mahal fotosu

Delhi’den sabah erken hareket ediyoruz. Hindistan’da ilk otobüs deneyimimiz. Şehrin içindeki yoğun trafik sebebiyle 7 saat süren komik bir seyahat oluyor. Turist acentesinin klimalı lüks otobüs diye bize sattığı biletlerimiz elimizde, eski ve dökülmekte olan bir otobüsün en arkadaki küçücük koltuklarında bir kaç başka sırt çantalı turistle neredeyse kucak kucağa vaziyette otururken buluyoruz kendimizi. Klimalar çalışmıyor, yol boyunca otobüsün camları açık gidiyoruz. Açık camlardan içeri 40 derece sıcaklıkta havadan başka bir şey girmiyor. Yine de memnunuz halimizden, Hindistan’ın tadı böyle çıkar diyerek. (Daha yolculuğun başındayız, enerjiğiz, dinamiğiz tabi:) ). Yolda otobüsün mola verdiği yol üzeri lokantasında (kalabalık Hintli müşteri profiline güvenerek) lokal bir kaç yemek tadıyoruz, yol üzeri lokantalarında asla yemek yenmemesi, hijyenin buralarda sıfırın altında olduğu uyarılarına kulak asmadan. Yemekler lezzetli, şans eseri mi artık bilinmez, hiç bir sağlık problemi de yaratmıyorlar.

Öğleden sonra nihayet Agra’ya varıyoruz. Burada Til’in kız kardeşi ve arkadaşlarıyla buluşacağız. Milyon tane yerli ve yabancı turistin olduğu Tac Mahal bölgesinde, ne akla hizmetse, güney kapısının önünde şu saatte buluşalım diye sözleştik, sanki Kadiköy’de Boğa heykeli önünde buluşuyoruz. Ama her nasılsa pat diye buluşuveriyoruz, cep telefonu bile olmadan, Hindistan’ın en yoğun turistik bölgelerinden birinin orta yerinde. Cep telefonu demişken: Seyahat için yanımıza sadece bir tane, kaybetmeyi göze almış olduğumuz eski bir cep telefonu aldık. Hindistan’a varır varmaz da lokal bir kontörlü kart satın aldık, yolculuk boyunca bu bizim için yeterli oldu.

Önce kalacak bir yer bulmak için Tac Mahal civarındaki bir kaç küçük hosteli ziyaret ediyoruz. Dün geceki pahalı otel lüksümüzden sonra, nasıl olsa iyice dinlenmiş olmamıza da güvenerek, gözümüzü karartıp ucuz bir hostel odası kiralıyoruz, tek kriterimiz otelin bir terasının olması. Tac Mahal’in üzerine güneşin doğuşunu izlemek şart, bunu da en güzel kaldığımız otelin terasından yaparız diye düşünüyoruz. Aynı zamanda dayanma sınırımızı deneyeceğiz bu ucuz otel odasıyla, minimum nereye kadar inebiliyoruz otel konforunda bakalım. Çantaları bırakıp, otelin terasında ilk hint çayımızı içip (sütlü ve baharatlı bu tatlı çay yolculuk boyunca favorilerimizden olacak)  Tac Mahal’i uzaktan seyrediyoruz. Güneşin batışını Tac Mahal’in içinde seyretmek çok tavsiye edildiğinden, gün batımına bir kaç saat kala bilet kuyruğuna giriyoruz. Hindistan’da görüp göreceğimiz en pahalı turistik anıt giriş ücreti Tac Mahal’de: 750 Rupi (10 Euro civari). Grubumuzdaki Hintli arkadaşın, Hintliymiş gibi davranıp lokal turist bileti  satın almam konusundaki tavsiyelerine kulak asmadan turist biletimi alip içeri giriyorum. (Hintliler için fiyat 10 Rupi civarı, sırf  Türkiye’de değilmiş yani bu turiste kat kat pahalı bilet satma uygulaması)

Tac Mahal cidden etkileyici. Öyle görülecek, gezilecek kısımları, sergileri, odaları yok içinde. Sadece bahçesinde yürüyüp bu muhteşem bembeyaz mimariyi seyretmek, gün batımında avlusundaki serin beyaz taşlarına oturup heryerin kırmızıya boyanmasını izlemek lazım. Anlatması zor.

Malum Tac Mahal turistik fotomuzu da çektirip çıkıyoruz Tac Mahal’den. Hava kararmışken yakınlardaki bir teras lokantasına oturup gece ışıkları altında Tac Mahal’i bir kez daha seyrederken bir yandan da ilk Thal (tipik bir hint yemeği) denememizi yapıyoruz. Thal, ortaokul yıllarındaki okul yemekhanemize alıp götürüyor beni. Küçük bölmelere ayrılmış metal tepsi içinde gelen bulamaç gibi bir yemek ve pirinç pilavı. Ama görünüşüne aldanmamak lazım, tüm tuhaf ve bulamaç görünüşlü Hint yemekleri gibi Thal de oldukça lezzetli.

Saat 4’te kalkıp güneşin Tac Mahal üzerine doğuşunu izlemeye karar verdiğimiz için erkenden yatıyoruz. Odamızda klima yerine tavanda dönüp duran eski usul bir serinletme pervanesi var. Klima kadar olmasa da idare ediyor, bir gecelik ne olacak, dayanırız diyoruz. Ben çok kararlıyım, bu gezide çıtkırıldım şehir kızı olmaktan çıkıp gerçek bir gezgine dönüşmeye! Ama sonra.. elektrikler kesiliyor. Odada sıcaktan durulmaz hale gelince, Til otel görevlisini bulmak için dışarı çıkıyor, adam gece elektrik kesintilerinin çok olduğunu ama jeneratörü hemen çalıştırdıklarını, yani sorun olmayacağını söylemişti. Ama ortalıkta görevli filan yok. Otel odamız eski bir binanın iç avlusunda, Til odadan çıkıp görevliyi bulmaya gidiyor ama farkediyoruz ki avlunun dışarıya, yani otel resepsiyonuna açılan kapısı üzerimize kilitlenmiş. Yani resmen içeri avluda kilitlenmiş kalıyoruz. Til bir süre avluda dolaşıp, bulduğu bir kaç düğme ve şalterle oynuyor, sonunda nasıl olduysa jeneratörü çalıştırmayı başarıyor. İnşallah sabaha dek yangın filan çıkmaz da, sabah avlu kilidini açtıklarında kendimizi sağ salim dışarıya atabiliriz diyerek uyumaya çalışıyoruz.

Saat 4’te, pek de uyuyamamış şekilde, kalkıp terasa çıkıyoruz. Henüz Muson mevsimi tam sona ermediği icin, gökyüzü kapalı, güneşin doğuşunu izleyemiyoruz malesef. Ama hazır bu kadar erken kalkmışken, sabah sakinliğinde, Agra’nın ikinci büyük turist atraksiyonu olan Agra kalesine gidiyoruz. Kalede bizden ve burada küçük bir imparatorluk kurmuş olan yüzlerce maymundan başka kimsecikler yok. Bu ıssızlığın tadını çıkararak geziyoruz görkemli yapıyı. Sonra da bizi Fatehpur Skri’ye götürecek olan otobüse binip Agra’dan ayrılıyoruz.

Agra ve Rajasthan’da seyahat edecekler icin küçük bir not: Hindistan genelinde çok iyi bir trenyolu ağı olmasına rağmen, bu bölgelerde trenle ulaşım yok. Bu yüzden otobüsler tek ulaşım araçlarımız oldu bu bölgelerde.

Gün batımında Tac Mahal

Agra Kalesi

Agra Kalesi sakinleri

Agra Kalesi’nde ailece sabah yürüyüşü

Fatehpur Skri

Hindistan Günlükleri kategorisindeki diğer yazılara ulaşmak için tıklayın!