Category Archives: Sırt Çantasıyla Güney Asya

Kamboçya’nın Hüzünlü Geçmişi ve Herşeye Rağmen Gülümseyen bir Başkent: Phnom Penh

Standard

15-17.05.2012

Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh ile ilgili, buraya gelmeden önce nedense olumsuz şeyler, kötü tecrübe hikayeleri duyduk bol bol. Büyük ve kargaşa dolu bir şehir, çantanıza cüzdanınıza sahip çıkın, yollarda dikkatli yürüyün, geceleri ıssız yerlerde dolaşmayın, kimseye yanaşmayın diye bizi uyaran gezgin sayısı hiç de az değildi. Akşama doğru şehre vardığımızda bastıran muson yağmuru altında uzunca bir süre dolaşıp bir sürü kötü durumda ve buna rağmen yüksek fiyatlı otelle de karşılaşınca ikinci bir Delhi vakası mı yaşayacağız acaba diye iyiden iyiye endişelendik (bkz: Hindistan Günlükleri – Delhi). Neyse ki sonunda merkezi bir yerde bulunan Royal Guesthouse Otel’de temiz, klimalı ve uzunca bir terasa açılan uygun fiyatlı bir oda bulup tuttuk hemen.

İlk akşamımızda muson yağmuru şiddetle yağmaya devam ediyor, yorgunuz da, bu yüzden şehri keşfetmeyi ertesi güne bırakıp akşam yemeği için Mekong kıyısındaki sahil yoluna gidiyoruz. Kıyı boyunca uzanan bu geniş, kalabalık ve modern caddede pek çok restoran, kafe ve eğlence yeri var. Rehberimizde tavsiye edilen Chiang Mai Riverside Restoran’da (evet Kamboçya’dayız ama bu Pad Thai bulduğumuzda yemeyeceğiz anlamına gelmiyor! 🙂 ) akşam yemeği yiyor ve yine bu sahil caddesinde bulunan Riverside Bar & Bistro’da, Asya’daki ilk çikolatalı kekimizi deniyoruz. Tadı hiç fena değil, beklentilerimizin çok yüksek olmamasından belki de.

Phnom Penh'in nehir kıyısındaki yürüyüş yolu

Phnom Penh’in nehir kıyısındaki yürüyüş yolu

Ertesi gün sabah erkenden kalkıp şehri keşfe çıkıyoruz. İlk durağımız yakın tarihte yaşanmış Kızıl Khmer vahşetini gözler önüne seren Killing Fields (Ölüm Tarlaları). 1975 – 1979 yılları arasında Kamboçya’da yönetimde bulunan diktatör Pol Pot önderliğindeki bu komunist rejim kendi kendine yeten bir tarım toplumu oluşturma ideolojisini benimsedi ve bu toplumun temel direği olarak gördüğü köylü ve toprak çalışanı vatandaş sınıfına dahil olmayan tüm Kamboçyalıları katletmeye başladı. Okuyup eğitim görmüş Kamboçyalılar, şehirlerde yaşayan ve maddi durumu iyi olan modern sınıf, akademisyenler, sanatçılar, din adamları öldürüldü. Hatta ve hatta yabancı bir dil bildiği ya da gözlük taktığı için sayısız Kamboçyalı Kızıl Khmerler’in kurbanı oldu. Aileler dağıldı, tarlalarda çalışamayacak kadar yaşlı, hasta ya da güçsüz olan herkes ölüme terkedildi, çocuklar ailelerinden ayrılıp çocuk asker yetiştirme kamplarına alındı. Yönetimde oldukları bu 5 senelik dönemde Kızıl Khmer rejimi tarafından öldürülen Kamboçyalıların sayısının 3 milyonu bulduğu tahmin ediliyor. Bu dönemde Kamboçya’nın toplam nüfusu ise 8 milyondu… Günümüzde sokaklarda karşılaştığınız, alışveriş yaptığınız, bir şekilde tanışıp konuştuğunuz Kamboçyalıların çoğunun ailesinde Pol Pot rejimi tarafından öldürülmüş anne babalar, kardeşler, akrabalar var… Kızıl Khmer’lerin Vietnam ordusunu püskürtmek için Kamboçya’nın çeşitli yerlerine yerleştirdiği kara mayınları bugün halen can almaya devam ediyor. Mayınlar yüzünden ya da iç-dış savaşlarda yaralanıp sakat kalmış, kolunu, bacağını kaybetmiş insanlar sokaklarda yanıbaşınızdan geçip gidiyor… Ve tüm bunlara rağmen gülümseyen, tarihlerini tekrar ve daha iyi, daha umutlu bir şekilde yazmaya çalışan insanlar Kamboçyalılar. Biz nedense çekindik hep, pek soramadık Kızıl Khmer vahşetiyle ilgili kişisel kayıplarını, hikayelerini tanıştığımız insanlara. Hiçbiri de değinmedi kendiliğinden bu karanlık geçmişe, hep gülümseyerek güzel şeyler anlattılar bize. Ama ulusal ve uluslararası seviyede, bu vahşeti unutmak, yok saymak değil Kamboçya’nın istediği. Ölüm Tarlaları, Tuol Sleng Hapishanesi gibi, Pol Pot vahşetinin bire bir yaşandığı noktalar bugün ziyaretçilere açık, bu konuda her türlü bilgiyi veren yerler.Kamboçya’nın çeşitli yerlerinde Ölüm Tarlaları’na rastlamak mümkün ama belki de en bilineni Phnom Penh’de bulunanı. Bir audio-rehber eşliğinde burayı gezerken, binlerce insanın katledilip gömüldüğü toprakların üzerinde yürürken hissedilenleri anlatmak mümkün değil. Kurbanların dişleri, giysilerinden parçalar bugün hala toprağın üzerine çıkmaya devam ediyor. Kamboçya’yı ziyaret edecek herkese, bu vahşeti yaşamış olan bir Kamboçyalı, Loung Ung’un kendi hikayesini kaleme aldığı   First They Killed My Father (Önce Babamı Öldürdüler) adlı kitabı öneririm.

Bu yemyeşil, ağaçlık, park görünümündeki yer aslında bir toplu mezar - Ölüm Tarlaları

Bu yemyeşil, ağaçlık, park görünümündeki yer aslında bir toplu mezar – Ölüm Tarlaları

Ölüm Tarlaları

Ölüm Tarlaları

Ölüm Tarlaları’ndan ayrıldıktan sonra bizi meşhur Rus Pazarı’na (Russian Market) götüren tuk-tukta bir süre hic birşey konuşamıyoruz bile aramızda. İnsanın insana yapabileceği kötülüklerin boyutunu düşünmek korkutucu ve can yakıcı. Öldürülenlere ait 8000 adet kafatasının bulunduğu anıt gözlerimizin önünden gitmiyor…

Rus Pazarı (Psar Toul Tom Poung – Russian Market) çeşit çeşit lokal yemek ve tatlıların bir de taklit aksesuvar ve  tekstil ürünlerinin satıldığı bir pazar. Lezzetli yemeklerin tadına bakmayı ve tabi ki meyve standlarından günlük Durian alışverişimizi yapmayı ihmal etmiyoruz.

Rus Pazarı Yiyecek Bölümü

Rus Pazarı Yiyecek Bölümü

Öğleden sonramızı Ulusal Müze’yi (National Museum) ve Phnom Penh’in en canlı ve büyük pazarı olan Central Market’i gezerek geçiriyoruz. Ve ikindi vakti biraz günbatımı manazarası izlemek umudu ile kendimizi Mekong kıyısındaki cıvıl cıvıl sahil yoluna atıyoruz yine. Burada bulunan FCC (Foreign Correspondents Club)’ın teras katında çok hoş bir bar var, özellikle Happy Hour zamanına denk getirip ziyaret etmeniz şiddetle önerilir. Hava yağmurlu ve bulutlu olduğu için günbatımını izleyemiyoruz buradan ama terasın manzarası yine de çok güzel.

Aksşm yemeğini nerede yesek diye sokaklarda dolaşırken, sadece yerli halkın önünde kuyruk olduğu, tek bir turistin bile olmadığı küçük bir yol kenarı lokantası gözümüze çarpıyor. İçerisi tıklım tıklım, menü yok, personel İngilizce konuşamıyor. Yemeklerini yemekte olan bir Kamboçyalı ailenin yanına ilişiyoruz, garson gelince de ailenin tabaklarında gözümüze kestirdiğimiz yiyecekleri işaret edip siparişimizi vermeye çalışıyoruz. Başarılı oluyor bu konuşmadan sipariş girişimi ve az sonra önümüze lezzetli mi lezzetli Kamboçya yemekleri geliyor. Hem de fiyatlar çok ucuz. Bu küçük lokantanın bir tabelası ya da adı yoktu (ya da biz göremedik) ama tabi ki size tarif edebilmek için kendimce bir not aldım günlüğüme: Phnom Penh merkezdeki Street 19 (19. Sokak) üzerinde bulunan The Camfirst School‘un hemen yanındaki lokanta! Mutlaka deneyin.

Ulusal Müze'nin bahçesi

Ulusal Müze’nin bahçesi

FCC (Foreign Correspondents Club) terasında kokteyl keyfi

FCC (Foreign Correspondents Club) terasında kokteyl keyfi

Street 19'daki isimsiz yol üstü lokantası. Mutlaka denenmeli!

Street 19’daki isimsiz yol üstü lokantası. Mutlaka denenmeli!

Phnom Penh’deki son günümüzde önce Royal Palace (Kraliyet Sarayı) ve Silver Pagoda’yı ziyaret ediyoruz. Şehrin en turistik noktalarından bu saray ve anıt ama bizde hayalkırıklığı yaratıyor. Belki de dört haftanın sonunda artık saray ve budist anıtları ziyaretten yorulduk biraz , kimbilir. Öğle yemeği molasını küçük ama turistler arasında çok sevilen, kendi ev yapımı makarna ve eriştelerinden yemekler servis eden “Little Noodle Shop”ta veriyoruz. Makarna çorbaları harika.

Öğleden sonramızı Tuol Sleng Müzesi’ne ayırıyoruz. Daha önceleri kendi halinde bir okulken 1975 yılında Pol Pot rejimi tarafindan rejim karşıtlarının tutulduğu bir hapishaneye çevrilen bu binada 15.000’e yakın insan işkence edilip öldürülmüş. Pol Pot rejimi devrildiğinde bu hapishaneden canlı olarak çıkmayı başaran sadece 8 kişi olmuş.

Son akşam yemeğimizi otelimize yakın bir sokak arası lokantasında yedikten sonra, erkenden otele dönüyoruz. Ertesi sabah yola devam, bir sonraki durak nihayet Kamboçya sahilleri!

Bu şehirdeki son gecemizde düşünüyorum da, Phnom Penh bana güzel bir seyahat dersi verdi: Başkalarından duyduğun hikayelerin seni etkilemesine izin verme, kendi tecrübelerin çok farklı olabilir. Korktuğum gibi tekinsiz, tehlikeli, karmaşık ve yorucu bir şehir olmadı benim yaşadığım Phnom Penh. Tam tersi, tüm kargaşası ve kalabalığına rağmen kendini sevdiren, hep gülümseyen, sürprizleriyle şaşırtan, geçmişiyle ders veren güzel bir başkent…

Little Noodle Shop'un el yapımı makarnaları

Little Noodle Shop’un el yapımı makarnaları

Bu da makarnanın pişirilip, makarna çorbası olarak servis edilen hali. Çoook lezzetli

Bu da makarnanın pişirilip, makarna çorbası olarak servis edilen hali. Çoook lezzetli

Tuol Sleng Hapishanesi'nde öldürülenlerin resimleri

Tuol Sleng Hapishanesi’nde öldürülenlerin resimleri

Tuol Sleng Hapishanesi'ndeki Hücreler

Tuol Sleng Hapishanesi’ndeki Hücreler

Kraliyet Sarayı bahçesindeki ilginç ağaç

Kraliyet Sarayı bahçesindeki ilginç ağaç

Tipik bir Asya kahvaltısı: Kızarmış sebzeli pirinç, makarna çorbası ve buzlu tatlı kahve

Tipik bir Asya kahvaltısı: Kızarmış sebzeli pirinç, makarna çorbası ve buzlu tatlı kahve

Doymadım, Doyamadım Gezmelere Seni Ben: Siem Reap ve Angkor Tapınakları

Standard

10 – 14.05.2012

Güneydoğu Asya seyahatimin en heyecanla beklediğim durağıydı Kamboçya’nın Siem Reap şehri. Çünkü hep resimlerde görüp bir gün ziyaret etmeyi hayal ettiğim Angkor Tapınakları bu şehirde yer alıyordu. Angkor Tapınakları tam da beklediğim gibi seyahatimin en etkileyici anılarını bıraktı bende. Beklemediğim ve şaşırarak farkettiğim ise Siem Reap şehrinin sessiz, çekingen güzelliği oldu…

Ankor Wat'ı uzaktan seyretmek

Ankor Wat’ı uzaktan seyretmek

Öncelikle Kamboçya’ya gitmeyi planlayanlar için bir kaç pratik bilgi vereyim. Gezgin Türk vatandaşlarının aklına gelecek ilk soru tabii ki vize durumu. Güzel haber: Kamboçya şimdilik Türk vatandaşlarına direk sınırda vize alma şansı veriyor. Biz Laos’tan (4 Bin Adalar’dan yola cikan bir otobus ile) karayolu ile Kamboçya’ya geçtik ve sınırda hiç problemsiz, 15 dakikada vizeler alındı. Bizim 4 Bin Adalar’daki bir tur acentasından ayarladığımız bilete sınırda vize alınması da dahildi. Yani otobüsten bile inmedik, acenta görevlileri sınırda vize işlemlerimizi bizim yerimize halletti. Bizi Siem Reap’e götürecek bu otobüse kişi başı 35 Euro ödedik. Biraz pahalı ama değdi. Çok konforlu bir turist otobüsüydü ve videoda meşhur film “Killing Fields”i (Ölüm Tarlaları) izleme şansımız oldu. Yine de seyahate çıkmadan önce vizede son durumu kontrol etmenizi tavsiye ederim çünkü Güneydoğu Asya ülkelerinde Vietnam ile başlayıp Laos ile devam eden bir „Türk vatandaşlarına vizede zorluk çıkarma“ modası gündemde. Kamboçya’ya direk uçmuyor ve diğer Güneydoğu Asya ülkelerini kapsayan bir tura dahil etmek istiyorsanız, Laos, Vietnam ve Tayland’dan bu ülkeye karayolu ile sınır geçişleri mümkün. Havası ve insanları sıcak, yemekleri lezzetli, otelleri kaliteli ve ucuz bir ülke. Yakın geçmişteki acı dolu hikayesine (bkz. Kızıl Kmer dönemi) rağmen hep gülümseyen insanları özellikle derinden etkiledi beni.

Siem Reap, Angkor Tapınakları sayesinde özellikle son yıllarda Kamboçya’nın turizm gözbebeği haline gelmiş bir şehir. İrili ufaklı, en lüksünden en ucuzuna her bütçeye uygun otel ve pansiyonlar, kafe ve restoranlar bulmak mümkün. Biz Golden Temple Villa Otel’de kaldık ve tüm Güney Asya seyahatimizin en favori oteli bizim için bu oldu. Biraz pazarlıkla (ölü sezon olmasının da etkisiyle) iki kişilik lüks ve klimalı bir odaya gecelik sadece 16 Dolar ödedik. Ve bu fiyata otelin internet odasındaki bilgisayarlarda sınırsız internet kullanımı, bir seferlik Khmer masajı ve otelin kiralık bisikletleri de dahildi. Merkezi olması ve yemyeşil bir bahçenin içinde yer alması da cabası. Otelin bitişiğindeki restoranda ise mutlaka Kamboçya’nın meşhur yemeği olan Amok’u denemelisiniz.

Geleneksel yemek: Amok

Geleneksel yemek: Amok

Siem Reap’te yapılması gereken başlıca turistik aktivite tabii ki Angkor Tapınakları’nı ziyaret etmek. 10. ve 12. yüzyıllar arasında inşa edilmiş olan Angkor Tapınakları Kmer İmparatorluğu’nun ve mimarisinin en önemli sembolü. 400 kilometrekarelik bir alana yayılmış olan Arkeolojik Park içindeki bu tapınak kompleksini hakkını vererek ziyaret etmek için en az üç gün, mümkünse bir hafta gerekli. Angkor Tapınakları’nı ziyaret için bir günlük (kişi başı 20 Dolar), üç günlük (kişi başı 40 Dolar) ve bir haftalık (kişi başı 60 Dolar) olmak üzere üç  ayrı bilet seçeneği var. Biz kısıtlı zamanımız olduğu için üç günlük bilet aldık ve bu üç günün neredeyse tümünü Angkor Tapınakları’na ayırmamıza rağmen yine de doyamadan, gözümüz arkada ayrıldık buradan.

Angkor'un asırlık dev ağaçları

Angkor’un asırlık dev ağaçları

Peki üç günlük bir biletle Angkor Tapınakları en verimli şekilde nasıl gezilir? Öncelikle tapınak kompleksini gezmek için tuk-tuk (Asya ülkelerinde yaygın olan bir çeşit yerel moto-taksi) kiralayabilir ya da kendiniz bisikletle gezebilirsiniz. Tüm gün sıcağın altında pedal çevirip yorulmak istemeyenler ve sadece bir günlük bileti olanlara tuk-tuk kiralamalarını öneririm. Biz 3 günün iki gününü otelimizden ödünç aldığımız bisikletlerle gezerek geçirdik. Tapınak kompleksinin merkezinde ve yakınlarında bulunan tapınaklar arasında bisiketle dolaşmak büyüleyici. Yollar asfalt ve gayet iyi, iki yanınızdan ağaçlar, göller ve yüzyıllık görkemli tapınaklar geçiyor. İnsan sıcağı, yorgunluğu ve hatta zaman kavramını bile unutuyor bu bisiklet seyahati sırasında. Üçüncü gün ise kiraladığımız bir tuk-tukla kompleksin en uzak köşesinde bulunan Banteay Srei tapınağını ve Kamboçya Mayın Müzesi’ni ziyaret ettik . Bir de sabah erkenden yola düşmek hem ziyaretçi kalabalıklarından bir nebze kurtulmanızı sağlıyor hem de –yeterince erken uyanmışsanız- gün doğumunda Angkor manzarası görmenizi.

Angkor Arkeolojik Parkı içinde sayısı bini aşkın tapınak yer almakta. Hepsini rahat rahat gezip görebilmeniz için en az bir hafta lazım. Biz üç günlük biletimizle biraz seçici davrandık mecburen. Mutlaka görülmesi gereken en meşhur tapınaklar arasında ilk sırada tabi ki Angkor kompleksinin incisi olan Angkor Wat var. Angkor Wat‘ın dünyanın en büyük Hindu tapınakları grubu olduğu söyleniyor. Kamboçya’nın bayrağında bile yer alan milli bir sembol haline gelmiş olan Angkor Wat diğer Angkor tapınakları arasında günümüze dek en iyi muhafaza edilmiş olanı ve Kmer mimarisinin en güzel örneği.

Mutlaka ziyaret edilmesi gereken diğer tapınaklar ise Angkor Thom bölgesinde yer alan ve Kamboçya’nın efsanevi kralı VII. Jayavarman’a ait tam 216 adet yüz figürünün bulunduğu Bayon ve dünyanın belki de en ince ve zarif taş oymacılığı örneklerini görebileceğiniz güzelim Banteay Srei. Angkor Tapınakları’nın tipik resmi olan tapınak harabeleri arasından yükselen dev ağaç kökleri ve dallarını ise Ta Prohm Tapınağı’nda görmek mümkün.

Angkor Wat ve önünde ibadet eden budist keşişler

Angkor Wat ve önünde ibadet eden budist keşişler

Bayon Tapınağı

Bayon Tapınağı

Bayon Tapınağı'nın yüzleri

Bayon Tapınağı’nın yüzleri

Banteay Srei

Banteay Srei

Banteay Srei'nin güzelim taş oymaları

Banteay Srei’nin güzelim taş oymaları

Ta Prohm Tapınağı

Ta Prohm Tapınağı

Her ne kadar çoğu turist için Siem Reap’e geliş sebebi Angkor Tapınakları’ni görmek olsa da, hazır gelmişken bu güzel şehrin kendisinin de tadını çıkarmayı unutmayın derim. Siem Reap hızla gelişip popüler bir turist merkezi haline dönüşmekte olmasına rağmen sevimliliğini, sıcaklığını yitirmemiş bir Asya kenti. Sokaklarında, pazarlarında dolaşmayı, insanlarıyla konuşmayı ihmal etmeyin.

Siem Reap’te Angkor Tapınakları’ndan arta kalan zamanlarda mutlaka yapılması gerekenler:

  • Kızıl Kmer ordusunda çocuk askerlik yapmış ve daha sonra da Vietnam ordusu için savaşmış olan bir Kamboçyalı tarafından kurulmuş olan Kamboçya Mayın Müzesi‘ni (Cambodia Landmine Museum) ziyaret edin. Kamboçya’nın savaşla dolu yakın geçmişi ve günümüzde bile mayınlardan temizlenememiş topraklarının hikayesi yalın ve açık bir şekilde anlatılıyor.
  • Siem Reap’in gece pazarlarını dolaşın. Özellikle Arts-Night Market (Sanat pazarı) tam bir hediyelik eşya cenneti.
  • Tüm gün tapınaklar arasında yürüyüp pedal çevirdikten sonra kara sular inmiş ayaklarınıza bir Kmer Masajı hediye edin. Şehir merkezinde ve gece pazarlarının içinde çok sayıda masaj salonu var
  • Kamboçya’nın geleneksel yemeği olan Amok’un tadına bakın. Amok muz yaprakları arasında servis edilen balık, tavuk ya da dana eti körisi ve çok lezzetli.
  • Bir geleneksel Kmer dansı gösterisi izleyin. Barlar sokağındaki çeşitli bar ve restoranlarda akşamları yemeğinizi yerken ya da birşeyler içerken ekstra ücret ödemeden dans gösterisini de seyretmeniz mümkün.
  • Veeee en unutulmaması gereken: Kamboçya bir Durian cenneti! Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim bu meyve ile aşkım tam da bu şehirde, yani Siem Reap’te başladı. Anlatmaya çalışsam, anlatamam bu meyvenin tadını. Bu yüzden dedikodulara, beğenmeyenlerin eleştirilerine aldırmayıp mutlaka denemeli ve kendi kararınızı vermelisiniz. Ya sevecek ya nefret edeceksiniz. Kamboçya’da bu meyve “Meyvelerin kralı” olarak biliniyor. Kamboçya standartlarında oldukça pahalı olmasına rağmen (yerli halk için ve  turistler için aynı fiyat geçerli: kilosu 2-3 Dolar civarı), yerli aileler sofralarını bu meyveden mahrum etmiyorlar. Sokaklarda Durian satıcıları görmek mümkün. Tayland’dakilerin aksine burada parçalanmış, yarım, çeyrek durianlar satılmıyor. Tüm bir durian almak durumundasınız ki bu da en az 1 kiloluk bir meyve. Temizleyip, kesip size yenmeye hazır biçimde veriyor satıcılar. Her gün bir kiloyu tek başıma yedim. Otellere, otobüslere yanımda taşıdım, bazen yasaklara aldırmadan. Herşeyi göze aldım günlük durian dozum için. Şimdi nasıl zor geliyor ayrı kalmak… Durian ticaretine mi başlasam, niye yoklar Avrupa’da?
Durian satıcısı bizim için bir tanesini kesip temizlerken..

Durian satıcısı bizim için bir tanesini kesip temizlerken..

Klasik yol manzaraları: Lüks arabaların yanısıra tuk-tuk ve bisikletler. Ve tabi ki maymunlar :)

Klasik yol manzaraları: Lüks arabaların yanısıra tuk-tuk ve bisikletler. Ve tabi ki maymunlar  🙂

Tapınağı saran dev ağaç kökü

Tapınağı saran dev ağaç kökü