Tag Archives: sırtçantasıyla Avrupa

Hırvatistan’da Bir Doğal Park: Plitvice Gölleri

Standard

01.05.2013

Plitvice Gölleri Doğal Parkı, Hırvatistan gezimizin en heyecanla beklediğimiz kısımlarındandı. Yolculuğu planlarken yaptığımız araştırmalarda karşımıza çıkmıştı UNESCO Kültür Mirasları listesindeki bu doğal park ve resimlerini görür görmez gitmeye karar vermiştik. Ve Zagreb’den sabah erkenden bindiğimiz bir otobüs ile 2,5 saatte Plitvice’de bulduk kendimizi. Burayı günübirlik ziyaret edebilir ya da park alanı içindeki otellerden birinde bir kaç gece konaklayabilirsiniz. Biz günübirlik ziyareti tercih ettik.

İlk karşılaşma...

İlk karşılaşma…

Otobüsler, yolcuları park girişine 10-15 dakika yürüme mesafesinde olan bir durakta bırakıyor. Parka ulaşınca öncelikle bilet gişesinde park giriş biletlerimizi alıyoruz (Tam: 15 Euro, öğrenci: 10 Euro). Sonra sırtçantalarımızı yakındaki otellerden birinin emanetine bırakıyor (çanta başına 3 Euro emanet ücreti ödemek gerekiyor) ve nihayet park gezimize başlıyoruz!

Plitvice Gölleri Parkı, Zagreb ile başlayıp güneydeki şehir ve adalara doğru planlanan bir Hırvatistan turu için harika bir ara durak. Zagreb’ten kısa sürede varılıp, günübirlik ziyaret edilip sonra güneydeki şehirlerden birine devam edebilmek için yeterli zaman ve ulaşım imkanı mevcut.  Turkuaz renkli, irili ufaklı 16 adet gölden ve aralarda nefes kesici güzellikleriyle kendilerini gösteren şelalelerden arta kalan kısımlar yemyeşil, ormanlık alan. Parkı isterseniz bir kaç gün boyunca, yavaş yavaş yürüyerek ziyaret edebilirsiniz. Ya da bizim gibi günübirlik ziyaretçilerdenseniz, park içinde belli noktalar arasında ulaşım için ücretsiz hizmet veren küçük otobüsler ve vapurlardan faydalanmanızı öneririm.

Ziyaretçi vapurları

Ziyaretçi vapurları

Biletleri aldığımiz gişenin hemen yanında bir danışma ve bilgi gişesi var, burada günübirlik ziyaret için en uygun ve güzel yürüyüş rotası hakkında bilgi ve tavsiye aldıktan sonra bir park otobüsüne binip 5 dakikalık bir yolculukla başlangıç noktamıza ulaşıyoruz. Ormanlık alanın ve göllerin arasına ustaca yerleştirilmiş, ağaçtan yapılmış doğal yürüyüş patikaları çok hoşumuza gidiyor. Rahat ve spor ayakkabılar, şapka, güneş kremi ve bol bol su bir günlük doğa yürüyüşü için mutlaka yanınızda bulundurulması gerekenler. Bir de küçük tavsiye: Parkta yeme-içme molaları için çeşitli noktalarda bir kaç tane restoran ve kafe var ama yiyecekler son derece kötü. Her restoranda aynı menü mevcut, menüde de toplam 3-4 adet bol yağlı, kötü görünümlü fastfood seçeneği. Mecburen aldığım hamburgerin yarısını bile yiyemezken, etraftaki Hırvat ailelere gözüm takılıyor. Bu konuda tecrübeli ya da önceden uyarılmış olmalılar ki hepsi yanlarında piknik sepetleriyle, evde hazırladıkları yiyeceklerle gelmişler. Sözün kısası, yapabilirseniz kendi piknik çantanızı hazırlayıp getirin derim buraya.

Diğer bir tavsiye ise ziyaretin zamanlaması ile ilgili. Biz sabah yürüyüşe başlamamıza ve yüksek sezonda olmamamıza rağmen yürüyüş patikalarında ara sıra büyük turist gruplarının yarattığı trafik sıkışıklıklarına takılıyoruz. Yüksek sezon olan yaz mevsiminde buraya gelen ziyaretçi sayısının çok daha fazla olduğunu düşünecek olursak, sabah mümkün olduğunca erkenden yürüyüşe başlamakta fayda var.

Peki neler mi görüyoruz bu güzelim parkta gün boyunca? İşte karşılaştığımız manzaralardan bazı kareler:

Doğal yürüyüş yolları

Doğal yürüyüş yolları

Ve yürüyüş yollarında zaman zaman trafik sıkışıklıkları...

Ve yürüyüş yollarında zaman zaman trafik sıkışıklıkları…

Ama ggörülen manzaralar herşeye değer

Ama görülen manzaralar herşeye değer

Şelalelerden bir tanesi

Şelalelerden bir tanesi

Park sakinleri

Park sakinleri

Sabah 10 gibi başlayan yürüyüşümüzü saat 17:00’de bitiriyoruz, çünkü bizi bir sonraki durağımız olan ve geceyi geçireceğimiz şehir Zadar’a götürecek olan son otobüs saat 17:15’te. Bu kadar zaman yeter mi Plitvice Parkı için derseniz, bu nasıl bir seyahat programınız ve bütçeniz olduğuna bağlı. Eğer fazla zamanınız yoksa ve en kısa zamanda en çok sayıda şehir ve ada ziyaret etmek istiyorsanız bizim yaptığımız şekilde bir günübirlik program oldukça tatmin edici. Pek çok güzel göl ve şelale görebilir, güzel bir yürüyüş rotası takip edebilir, öğle yemeği ve dinlenme molalarına da zaman ayırabilirsiniz. Eğer zaman sıkıntınız yoksa ve seyahat bütçeniz elveriyorsa buradaki otellerden birinde bir kaç gece konaklamak da güzel bir alternatif olabilir. Bir kaç günlük ziyaretçiler için parkta farklı yürüyüş rotaları, orman yolları, ziyaret noktaları mevcut.

Zadar otobüsümüz vaktinde geliyor, bizi sabahki otobüsün bıraktığı duraktan biniyoruz yine. Biletleri daha önceden almaya gerek yok, otobüsün içindeki muavinden kişi başı 10 Euro olan biletlerimizi alıyoruz. 3 saat sonra Hırvatistan’daki ilk sahil şehrimiz olan Zadar’dayız. Bu hikaye de bir sonraki yazıda! 🙂

Kategori: Avrupa

Sırtçantasıyla Balkanlar Turu hakkında diğer yazılar için tıklayın

Reklamlar

Viyana’da iki Gün

Standard

26 – 28.04.2013

Balkanlar turumuza başlamadan önce Berlin ve Zagreb arasında mutlaka görülmesi gereken bir durak olduğunu düşündüğümüz Viyana’da iki gece konaklamaya karar verdik. Berlin’den kalkan yataklı gece trenimiz ertesi sabah erkenden Viyana ana tren istasyonuna bıraktı bizi.

Viyana’da ekonomik seyahat eden, sırtçantalı turistler için hostel ve pansiyonlar en uygun konaklama seçenekleri. Biz hem uygun fiyatı hem de merkezi konumu sebebiyle Jugendherberge Myrthengasse isimli hosteli tercih ettik. Hostel tercih ederek Avrupa’da seyahat edenler bilir, Jugendherberge zincirine dahil hosteller özellikle sırtçantalı genç gezginlerin, geziye çıkmış okulların ilk tercihidir. Ama benim son yıllarda gözlemlediğim kadarıyla, özellikle Orta Avrupa’da bulunan Jugendherberge hostelleri temizlik, kalite ve konum avantajlarıyla sırtçantalı genç çiftlerin ve ailelerin de tercih ettiği konaklama mekanları olmuş. Bundan dolayı pek çok Jugendherberge’de çiftlere ve ailelere yönelik özel odalar bulmak ve çok uygun fiyatlara kiralamak mümkün. Biz Jugendherberge Myrthengasse’den oldukça memnun kalıyoruz. İki kişilik, banyosu olan bir odaya, kahvaltı dahil gecelik fiyat olarak 45 Euro ödüyoruz ki Viyana’nın merkezinde bu kalitedeki bir konaklama mekanı için çok uygun bir fiyat gerçekten bu. Ve de ilk sabah hostel yemek salonundaki kahvaltı büfesini gördüğümde en lüks otellerde bile olmadığım kadar beni mutlu eden bir manzarayla karşılaşıyorum: Taze Nutella çeşmesi! Evet, otellerdeki alışılagelmiş küçücük plastik  kutular içindeki, katılaşmış Nutella yerine, bu kendi halindeki hostel, kahvaltı salonuna çesmesinden taze Nutella akıtan bir kap koymuş. Kahvaltımız boyunca sürekli çeşmenin başında olduğumu söylememe gerek yok sanırım 🙂

Hostelimiz "Jugendherberge Myrthenstrasse"

Hostelimiz “Jugendherberge Myrthenstrasse”

Viyana’ya vardığımız ilk sabah, henüz saat çok erken olduğu için hostel odamıza check-in yapamıyoruz, biz de sırtçantalarımızı hostele bırakıp kruvasanlı kahveli bir Viyana kahvaltısı ve ufak bir şehir turu için yola düşüyoruz. Saat sabahın 8’i olduğu için şehir henüz boş, pek çok kafe açılmamış bile. Sonunda Opera Binası yakınlarında açık bir kafe bulup (Cafe Mozart) kahvaltımızı ediyoruz. Kahve ve kruvasan cidden lezzetli, e zaten iki kruvasanlı iki kahveli kahvaltı 20 Euro olunca, kalite de  ona göre olmalı. Viyana’da yeme içme fiyatları yüksek. Hele de en son sırtçantalı seyahatini Güney Asya’ya yapmış olan bizlere fiyatlar daha da bir yüksek göründü. Kahvaltı sonrası Müzeler Meydanı (Museumsquartier), St.Stephen’s Katedrali, Hofburg Sarayı gibi birkaç turistik noktayı ziyaret ediyoruz.

Viyana beni şaşırtıyor. Büyük, gösterişli, kalabalık ve telaşlı bir metropol beklentisiydeydim. Büyük, gösterişli ama telaşsız, rahat, neşeli ve sevimli bir şehirle karşılaştım. Güzelim tarihi mimarisi ve geniş, modern caddeleri uyum içinde. Turist kalabalıkları var ama Londra’nın Paris’in o telaşlı, trafikli, iş stresli şehir kalabalığına raslamıyoruz hiç. Yorulduğumuz her yerde oturup dinlenilebilecek, bir yandan da etraftaki güzelim yapıları izleyebilecek yeşil bir park var. Sanki her ara sokaktan klasik müzik sesi geliyor, her köşeye birazcık sanat ve tarih sinmiş gibi.

Viyana sokakları

Viyana sokakları

Hostelimizde küçük bir öğle molası ve siestasından sonra şehri keşif turlarımıza devam ediyoruz. Bu kez durağımız Hundertwasser Haus (http://www.hundertwasser-haus.info/en/). Meşhur Avusturyalı sanatçı Hundertwasser’nın konsepti ile geliştirilen, gerçek üstü görünümlü, çılgın ve eğlenceli bu bina, Viyana’daki favori keşiflerimden oldu. Binayı dışarıdan görebiliyorsunuz, içini gezmek mümkün değil çünkü binada kiracılarıyla, apartman daireleriyle sürüp giden bir günlük hayat var. Ama binayı dışarıdan gördükten sonra, yakınlarda bulunan Kunst Haus Wien‘e gidin ve buradaki Hundertwasser Museum tuvaletlerine bir uğrayın derim 🙂 Böylece bina içinin de dışı kadar çılgın tasarlandığını göreceksiniz. Müze bitişiğinde bulunan avlu içindeki Cafe Dunkelbunt‘un (http://www.kunsthauswien.com/en/caferestaurant) tatlıları lezzetli, dekorasyonu Hundertwasser konseptli. Bir kahve ve tart molası için ideal. Yeme içmeden bahsetmişken, Viyana’ya kadar gelip de meşhur Viyana şnitzelini (Wiener Schnitzel) tatmamak olmaz tabi ki. Rehberimizde önerilen Figlmüller sadece şnitzel üzerine yoğunlaşan, dev porsiyonlarda Viyana şnitzeli servis eden ve kapı önünden turist kuyruklarının eksik olmadığı bir restoran (http://www.figlmueller.at/en/welcome.html). Saat 16 civarında, yani akşam yemeği için erken, öğle yemeği için geç tuhaf bir saatte orada olmamıza rağmen en az yarım saat kuyrukta bekliyoruz biz de, restoranda bir masa kapabilmek için. İki dev porsiyon şnitzel, bir porsiyon patates salatası ve bir şişe su için 40 Euro ödüyoruz. Şnitzeller çok lezzetli neyse ki 🙂

Hundertwasserhaus

Hundertwasserhaus

Hundertwasser tuvaletleri :)

Hundertwasser tuvaletleri 🙂

Ve Viyana’da yapılmadan dönülmemesi gereken diğer bir aktivite: Devlet Opera Sahnesi’nde (Staatsoper) bir opera izlemek! Gündüz ilk işimiz bilet gişesine gidip o akşamki opera için bilet sormak oluyor. Tabi ki son dakikada bulunabilen biletler sadece en pahalı yerlerden kalmış, 100 Euro ya da üzeri fiyatlar. Ama öğreniyoruz ki ekonomik bir seçenek de mevcut: Ayakta opsiyonu. Operanın başlamasına 1,5 saat filan kala, ayakta biletlerinin satıldığı gişe önünde (Stehplatz Kasse) kuyruğa giriliyor, 3-4 Euro’ya en güzel operalar için, hem de Viyana sahnesinden bilet bulunuyor! Tabi saatlerce ayakta izlemeyi göze alın, topukluları giyip gelmeyin. Ama şort altı sandaletle de gelmeyin çünkü biz kuyruktayken önümüzde bekleyen bir turist kızcağızı üzerinde çok kısa ve spor bir kot şort, altında parmak arası terlik var diye geri çevirdiler. Zaten opera izlemeye gelmiş spor ayakkabılı turist izleyicilerle balo kostümlü ve smokinli Viyana sakinleri arasındaki tezat oldukça belirgin. Neyse ki sırtçantanızda Viyana operası için balo kostümü taşımak gerekmiyor. Biz kot pantolon altına spor ayakkabılarımızla sorun yaşamadan girdik içeri. “Werther’ operası sahneleniyor o gece, pek opera meraklısı olmayan ben bile etkileniyorum atmosferden, sahnede sergilenen performanstan.

Viyana’da canlı opera seyretmek isteyen ama 3-4 Euro bilet fiyatını da çok bulanlar için bir seçenek daha var: Opera binasının arka tarafındaki trafiğe kapalı caddede, opera binası üstüne sabitlenmiş dev bir projektörden içeride yayınlanan opera canlı olarak sokaktaki izleyicilere yansıtılıyor. Hele hava da güzelse, pek çok insan piknik sepetini, yiyeceğini, içeceğini, mini portatif sandalye ya da yere serilecek örtülerini alıp binanın önüne yerleşiyor ve açık havada, bedava opera keyfi yaşıyorlar. Biz Viayana’daki ikinci gecemizde de bunu denedik, çok keyifliydi.

Açık havada canlı opera!

Açık havada canlı opera!

Viyana’daki ikinci günümüzü müze gezmeye ayırıyoruz. Museumsquartier’deki Kunsthistorisches Museum (Sanat tarihi müzesi) ve Neu Burg Museum‘u gezmek neredeyse günün tamamını alıyor. Neu Burg’daki Efes Galerisi Türk ziyaretçiler için ilginç olabilir. Müzelerden arta kalan zamanlarda ise sokak kafelerinde oturup, sokak müzisyenlerini dinleyip, caddelerde ve parklarda dolaşarak Viyana’da güneşli bir yaz gününün tadını çıkarıyoruz. Ertesi gün erkenden Zagreb’e otobüsümüz kalkacak. İki gün yeterli oldu mu peki Viyana için? Bir hafta da kalsak sıkılmazdık hissi var içimde gerçi ama, en azından iki tam gün ve gece ayırmak bu şehri keşfedebilmek için iyi bir başlangıçtı diyebilirim.

Bir sonraki yazıda Balkan turumuzun ilk durağı olan Zagreb’deyiz!

Dev porsiyonlarda Viyana şnitzeli...

Dev porsiyonlarda Viyana şnitzeli…

Kunsthistorisches Museum

Kunsthistorisches Museum

IMG_1512

Kategori: Avrupa