Author Archives: Şilan

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About Şilan

Ankara doğumluyum, Berlin'de yaşıyorum, boş zamanlarımda dünyayı gezmeyi ve seyahat günlükleri tutmayı, bir de yoga yapmayı seviyorum... Facebook: http://www.facebook.com/SeyahatGunlukleri

Kapadokya’da Bir Gün

Standard

Konuk Yazar: Ceren Aydın

Herkese merhaba,

Adım adım Anadolu yazılarından sonuncusu Türkiye’de en sevdiğim bölgelerden biri olan Kapadokya hakkında. Kapadokya’ya 4 defa gittim, yazı ayrı güzel olur, sıcaktır ama, kışı ayrı güzel olur (Karla kaplı peribacaları). Bu sefer de baharını gördüm, o da apayrı güzeldi.
Kapadokya rüya gibidir, Unesco dünya mirası listesindedir.

8 Mart 2014 / Evet penise benziyor evet :)

8 Mart 2014 / Evet penise benziyor evet 🙂

Şimdi Kapadokya denince Uçhisar, Ürgüp, Göreme, Avanos bölgelerinin hepsi kast edilebiliyor, bu isimlerle de anılırsa kafanız karışmasın, zaten hepsi birbirine yakın ilçeler bunlar. Hepsi Nevşehir iline bağlı. Turlarla en çok gidiliyor, ama otobüsle ya da Kayseri’ye uçakla, sonra da araba kiralayarak da çok rahat gezilebilir. Kayseri ile Kapadokya arası arabayla yaklaşık 1 saat. Araba kiralamayı öneririm, taksi çok mantıklı değil.

Kayseri’den görünen Erciyes Dağı

Kayseri’den görünen Erciyes Dağı

Yine bir başka seçenek de kışın gelip hem Kapadokya bölgesini gezmek, hem de birkaç günlüğüne Erciyes’e gidip kayak yapmak. Bu iki geziyi birleştirmek de benim için başka bir zamana kaldı.

Bu arada Kapadokya’da Türk turistten çok yabancı turist var, özellikle kaya oluşumları Uzak doğulu turistlerin çok ama çok ilgisini çekiyor. Bu yüzden hiçbir şey çok uygun fiyatlı değil, genelde pahalı bile denebilir. Gerçi 30’lu yaşlardakiler Asmalı Konak dizisini hatırlarlar, o diziden sonra buralarda bir turizm patlaması yaşandı tam anlamıyla, sonrasında biraz durulmuş sanırım. Yine bir altı ay kadar önce manyağın biri bir Japon turisti öldürdü, belki hatırlarsınız, o zaman da ciddi bir darbe yemiş burası, ama şimdi yavaş yavaş eskiye dönüyormuş. Gördüğü her esnafla nasıl işler diye konuşan Ceren Kapadokya’dan bildiriyor 🙂

Özellikle son yıllarda çok moda olan balon turlarının kişi başı fiyatları 100-150 EUR arasında değişiyor. Ben yapamadım ne yazık ki ama sırf balon turu yapmak için buraya bir daha geleceğim söz verdim kendime. Genelde kaldığınız yerden sizi sabah 5 gibi alıyorlar, kısa bir eğitimden sonra bir-bir buçuk saatlik bir balon turu yapıyorsunuz. Bindiğiniz yerden farklı bir yerde iniyorsunuz, balonla aynı yere geri dönme imkanı olmadığı için, araçlarınız sizi indiğiniz yerde karşılıyor, otelinize bırakıyor. Bu arada sabahın körünü sizi uykusuz bırakmak için seçmemişler 🙂 Zavallı balon rüzgara karşı tamamen çaresiz, güneşin yeni doğduğu sabahın erken saatleri de rüzgarın en az olduğu saatlermiş, bu yüzden hep sabah yapılırmış bu balon turları. Tabi çok sıkı giyinmekte fayda var.

Zelve

Zelve

Kapadokya güzel atlar ülkesi demek, orjinali Farsça. (KatpaTuka) Pers – Yunan savaşları sırasında Persler buradan geçerken bu bölgeye bu ismi vermişler, çok iyi cins atlar yetiştiğini gördüklerinden.

Kalacak yer çok var, seçenekler sınırsız, ben Avanos’taki DoubleTreeby Hilton otelde kaldım, iş gezisiyle karışık bir geziydi, bu yüzden seçme şansım yoktu, ancak genel olarak çok memnun kaldım. Yemekler, odaların mimarisi, sauna havuz vs. çok hoş. Ancak Kapadokya’ya kadar gelmişken taşlardan oyulmuş çok hoş butik oteller var, oraları da deneyin derim.

Peribacaları / İngilizcesi fairychimney, bilimsel adı monolit / Türkiye’de Erzurum’da ve Afyon’da da benzer oluşumlar varmış.

Peribacaları / İngilizcesi fairychimney, bilimsel adı monolit / Türkiye’de Erzurum’da ve Afyon’da da benzer oluşumlar varmış.

Devren Vadisi / Peri bacalarının en popülerlerinden – Deve şeklinde olanı

Devren Vadisi / Peri bacalarının en popülerlerinden – Deve şeklinde olanı

Yemek olarak da Uçhisar kalesi yakınlarında ElaiRestaurant’ta yemek yedik, orasını da beğendim, öneririm. Özellikle ana yemekler ve yemek yanındaki fasıl ekibi başarılıydı. İstanbul’dan alışmışım, her an başımıza gelip bahşiş isteyecekler diye bekledim bir süre 🙂

Uçhisar- Gece

Uçhisar- Gece

Gelelim bu peribacalarının nasıl oluştuğuna. En derinine inersek peri bacalarının tam 20 milyon yıllık bir geçmişi var. O zamanlarda bu çevredeki 3 dağın (Erciyes, Hasandağ, Melendiz) üçü de volkanik dağlar. Sürekli bir püskürtme durumu var. Bu volkanik küller (tüfler) rüzgarlar, bulutla, yağmurla taşınıyor civara. Bu yaklaşık 5 milyon yıl sürüyor. Bu volkanlar içlerindeki minerallere göre farklı renklerde de püskürtebiliyorlar bu tüfleri. (Sülfür yeşil, bakır kırmızı oluşuma sebep oluyor vb.)

Sonraki 15 milyon yıl da bu biriken katmanların erozyona uğrayarak erimesiyle geçiyor. Bazalt ve kültaşı gibi farklı yapıdaki taşların da faklı şekillerde erozyona uğramasıyla bu peri bacaları oluşuyor işte. Bazalt üstteki şapkayı, kültaşı da alttaki tabakayı oluşturuyor. Bunlar Göreme vadisinde en belirgin şekilde görünüyor. Tabi düşününce üzücü, erozyon devam edecek ve bu muhteşem doğa da zamanla yok olacak.

Göreme Milli Parkı / Panaroma Vadisi – Erozyonun açtığı yollar belirgin şekilde görünüyor.

Göreme Milli Parkı / Panaroma Vadisi – Erozyonun açtığı yollar belirgin şekilde görünüyor.

Yine Kapadokya’nın olmazsa olmazlarından biri de Avanos’ta çömlek atölyesi gezmek. Biz ekipçe Venessa Seramik’e gittik. Venessa Avanos demek. Çömlekçilik burada çok yaygın çünkü Kızılırmak’tan çok kaliteli çamur çıkarmış. Gittiğiniz atölyede muhtemelen önce kısa bir tanıtım ve şov yapacaklardır. Bize de yaptılar. Orada çalışan öğrenci ya da usta (öğrencilikten ustalığa geçmek 10 yıl sürüyormuş!) size küçük bir şekerlik yapıyor 2 dakikada. Anlattıklarına göre eski zamanlarda babalar kızlarını isteyen çömlekçi erkeklerden şekerlik yapmalarını istermiş. Şekerliğin önce alt kısmı yapılır, sonra da kapağı yapılırmış. Eğer kapak şekerliğe tam oturmazsa kız mız verilmezmiş, bu adam kızımızı geçindiremez, beceriksiz diye 🙂

Size kısaca hazırlık ve fırınlama dönemleri hakkında da bilgi veriliyor. Mesela bir defa fırınlanan kırmızı seramiklerin içi sırla dışı vernikle kaplanırmış. İki defa fırınlanan beyaz seramiklerin ise içi de dışı da sırla kaplanırmış. Kaliteli seramikler quartz tozuyla boyananlarmış, renkleri sabit tutar ve uzun yıllar saklarmış. Pahalı olduklarını söylemek zorundayım, tabi çok ince işçilik ve el işi var.

Öğle yemeğimizi de Avanos’ta VenessaSerak’in hemen arkasındaki Han Restaurant’ta yedik, açık büfe, aradığınız her şeyi bulabilirsiniz, tabi lüks ya da otantik bir ortam beklemeyin, hatta bütün tur otobüsleri geldiği için biraz kalabalık, yine de çok vaktiniz yoksa denenebilir.

Yine bu bölgeye özgü testi kebabı vardır, o da denenebilir. Aslen Yozgat yemeği olduğunu ama Avanos’taki çanak çömlek durumlarıyla ilişkilendirildiği için burada da bayağı iyi yapıldığını duymuştum, ben çok etçi biri olmadığım için denemedim, ama öneren çok var.

Bunun dışında bu sefer gidemediğim ama geçen gezilerimde gittiğim Ihlara Vadisi ve Göreme Açık Hava Müzesi içindeki yer altı şehirleri (http://www.muze.gov.tr/goreme / Yerin 7-8 kat altına inen kayalardan oyulma bir yer altı şehri, en az 2 saat ayrılmalı) mutlaka gelmişken görmeniz gereken yerler.

Şarapçıysanız Turasan Şarap Fabrikası ve Uçhisar Kalesi de vaktiniz varsa gidebileceğiniz yerlerden.

Halı-kilim olayına hiç girmiyorum, bana çok gereksiz gelir, ama illa isterim diyorsanız kıran kırana pazarlık yapın derim.

Benim anlatacaklarım bu kadar. En son Kayseri’den havaalanına 1 km mesafedeki Göncüler’den ya da Şahin’den mantınızı, sucuğunuzu ve pastırmanızı (kuşgönü olacak tabi ki) almayı unutmayın diyorum.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere,

Ceren Aydın (Twitter: @Cerenayayay)

Kategori: Konuk Yazarlar

 

 

 

 

 

Bosna-Hersek’teyiz: Mostar ve Saraybosna

Standard

10 – 12.05.2013

Geçmişin izlerini sadece insanların değil şehirlerin yüzlerinde de görmek mümkünmüş, Mostar ve Saraybosna öğretti bunu bana…

Dubrovnik’ten 3,5 saatlik, rahat bir otobüs yolculuğu ile Mostar’a vardık. Bu şehirde 3-4 saat geçirip Saraybosna’ya devam etmeyi düşündüğümüz için öncelikle akşama doğru Saraybosna’ya hareket edecek bir otobüs için bilet aldık hemen. Sırtçantalarımızı da otobüs garındaki emanete bıraktıktan sonra meşhur Mostar Köprüsü’ne doğru yola koyulduk. Mostar savaşın izlerini hala derinde taşıyan bir şehir. Eski şehre doğru ilerlerken geçtiğimiz yollardaki yıkık binaların cephelerinde gördüğümüz kurşun izleri, şehrin orta yerindeki koca mezarlıktaki 20’li 30’lu yaşlarında ölmüş onlarca insanın mezartaşları, bir zamanlar bu şehrin üzerine çökmüş olan savaş vahşetinin sessiz tanıkları… Bosna-Hersek gezimize başlamadan önce iki film izlemiştik 90’lı yıllardaki savaşı konu alan: “No Man’s Land (Tarafsız Bölge)” ve “In the Land of Blood and Honey (Kan ve Aşk)”. Özellikle bol ödüllü “No Man’s Land” çok etkilemişti bizi. Ama hiç bir film, çıplak gerçeğin kendisi kadar etkileyemiyor insanı. Mostar bu gün cıvıl cıvıl, hayat dolu, güzel mi güzel bir şehir ama tüm o turist kalabalıklarının, yenilenmekte olan binaların, caddelerin gizleyemediği bir acı ve hüzün sinmiş yine de şehrin üstüne sanki…

Savaşta yıkılmış binalar...

Savaşta yıkılmış binalar…

Bina cephelerindeki mermi izleri

Bina cephelerindeki mermi izleri

Şehir merkezine gitmeden önce yol üstündeki şehir müzesini ziyaret ettik. Bu küçücük müzenin yine küçücük film salonunda Mostar Köprüsü’nün tarihi boyunca çekilmiş fotoğraf ve film karelerinden derlenmiş kısa bir film seyrettik. Müzeden ayrılmadan önce müze görevlisi orta yaş üzeri bayanla biraz sohbet ettik. Görünürde yıllardır süren barış ortamında Boşnak ve Sırplar bir arada bir yaşam sürdürüyorlar şehirde. Ama savaşı bizzat yaşamış bir Boşnak olan bu müze görevlisi bayanla sohbetimizde aslında savaş günlerindeki düşmanlığın üzeri kapalı olarak devam eden bir ayrılığa dönüşmüş olduğunu hissettik.

Mostar

Mostar

Bosna’daki savaşın sembollerinden biri haline gelen meşhur Mostar Köprüsü bu gün şehrin en önemli turist atraksiyonu durumunda. Etrafı ve üzeri  fotoğraf çeken turistlerce kuşatılmış; Mostar’lı bir kaç genç, turistlerden aldıkları bahşişler karşılığında köprünün üstünden nehre balıklama atlıyorlar; civardaki restoran ve kafelerden kahveleri yudumlayarak köprü ve arka planda Mostar manzarasının tadını çıkarmak mümkün; yine civardaki hediyelik eşya dükkanlarından Mostar Köprü’lü buzdolabı magnetleri satın alabiliyorsunuz. Biz de köprü manzaralı bir restorana oturup cevapcicilerimizi yerken bir yandan da Mostar Küprüsü’nün onlarca fotoğrafını çektik, güzel ve güneşli havanın, manzaranın tadını çıkardık. Oysa bundan çok da uzun olmayan bir zaman önce, şimdi bir turist keyfi ve merakıyla izlediğimiz bu köprünün üzerinden geçmeye çalışan sivil insanlar, çocuklar vurulup öldürülüyorlardı. Gezgin olmayı çok seviyorum elbette ama böyle zamanlarda hep bir vicdan azabı duyuyorum ve hep aynı şeyi düşünüyorum: Biz sıcak savaştan uzak bir zamanda, sıcak savaş yaşanmayan  bir ülkede dünyaya gelmiş ve yaşamış olmanın ne büyük bir şans ve lüks olduğunun farkında bile değiliz çoğu zaman… Mostar Köprüsü 1566 tarihinde Mimar Sinan’in öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından inşa edilmiş. Bosna-Hersek iç savaşı sırasında Sırp ve Hırvat saldırıları sonucu yıkıldığında yaklaşık 500 yaşındaymış bu köprü. Savaş sonrası UNESCO ve Dünya Bankası’nın desteğiyle eski haline uygun olarak yeniden inşa edilmeye başlanmış ve 2004’te kullanıma açılmış.

Mostar’ın eski şehir merkezinin küçük, cıvıl cıvıl sokaklarını da hızlıca gezip bir restoranda cevapcici molası verdikten sonra bizi Saraybosna’ya götürecek otobüse bindik ve 3 saatlik bir yolculuktan sonra Saraybosna’ya ulaştık.

Mostar Köprüsü

Mostar Köprüsü

Mostar şehir merkezi

Mostar şehir merkezi

Saraybosna’da aile dostlarımız olan Jose ve Pilar’ın konukları olduk üç gün boyunca. Burada otel araştırmak ve ayarlamak isteyenler buraya bakabilir. İsviçreli bu çift, Jose buraya İsviçre’den sosyal projeler geliştirip yönetmek için gönderildiğinden dolayı, bir kaç yıldır burada yaşıyor. Bu projeler de Boşnak, Sırp ve Hırvat gençler arasındaki iletişimi güçlendirmek üzerine yoğunlaşmış daha çok. Jose bize şehir turlarında rehberlik yaparken bir yandan da uzun uzun anlattı, hala bu üç gruba ait gençler arasında süregelen çatışma ve uçurumu.

Saraybosna kuşbakışı manzarası

Kuşbakışı Saraybosna

Bosna-Hersek’in başkenti olan Saraybosna dini ve kültürel çeşitliliğiyle de meşhur: Boşnak, Hırvat ve Sırpların birarada yaşadığı bu şehirde Müslüman, Yahudi, Katolik ve Ortodokslar özgürce ve uyum içinde ibadetlerini yerine getiriyorlar. Tüm bu dinlere ait ve hatta ateist mezartaşlarının bir arada bulunduğu Lion’s Cemetery (Lion’s Mezarlığı) bu şehirdeki dini çeşitliliğin bir sembolü gibi…

Lion's Mezarlığı

Lion’s Mezarlığı

Üç gün boyunca Saraybosna’da gezip gördüklerimiz, yiyip içtiklerimiz ise şöyle:

  • İlk iş olarak tabii ki eski şehrin sokaklarında kaybolduk. Hediyelik eşya alışverişi yapmak, lezzetli yerel yiyeceklerin tadına bakmak için ideal burası. Özellikle Balkan turumuzda yediğimiz en iyi cevapcicilerin mekanı olan Galatasaray‘ı öneririm. (Adres: Gazi Husrev Begova 44). Buranın sahibi bir zamanlar Galatasaray futbol takımında yer almış meşhur futbolcu Tarık Hodzic’miş ve genelde kendisi de sık sık mekanda bulunurmuş.
  • İki müze ziyaretinde bulunduk; Tünel Müzesi ve Srebrenica Katliamı Müzesi (Srebrenica Genocide Museum).  Tünel Müzesi şehrin merkezine biraz uzak ama toplu taşıma araçlarıyla kolay ulaşılabiliyor. Daha da kolay ulaşmak isteyenler de şehir merkezindeki tur acentalarından Tünel Müzesi’ne rehberli ulaşım paketi alabilirler. Tünel Müzesi, savaş sırasında Sırp kuşatması altında olan Saraybosna’yı Birleşmiş Milletler’in kontrolü altında olan bölgeye bağlamak ve böylece erzak, ilaç ve insan transferi yapabilmek için açılan tünelin olduğu yerde. Müze girişinde önce bu tünel ile ilgili tarihi bilgileri okuyup sonra da tünelin hala açık olan küçük bir bölümünü ziyaret edebilirsiniz.

Eski şehir merkezinde bulunan Srebrenica Katliamı Müzesi ise bizi çok etkiledi. Mutlaka görülmesi lazım.

Tünel Müzesi - tünelin girişi

Tünel Müzesi – tünelin girişi

  • 1984 Kış Olimpiyatları sebebeiyle bir zamanlar şehrin biraz dışına kurulmuş olan Bobsled ve kızak bu gün ormanın içinde terkedilmiş ve bir grafiti duvarı haline gelmiş. Vaktiniz varsa ilginç bir ziyaret olabilir.
  • Ve tabii ki lezzetli yerel yemeklerin tadına bakmayı unutmadık. Favorilerimiz Inat kuća ve Dveri restoranları oldu. Inat kuća’da pite (boşnak böreği) ve klepe (mantıya benzer bir yemek) mutlaka denenmeli. Dveri’nin ise özel ekmekleri çok lezzetliydi.

Saraybosna’daki üçüncü ve son günün gecesinde otobüs garındayız yine, tekrar yollara düşmek için. Sıradaki durak Belgrad. Bir sonraki yazıya! 🙂

Jose ile eski şehir sokaklarında

Jose ile eski şehir sokaklarında

Bobsled ve kızak

Bobsled ve kızak

Galatasaray'da cevapcici ziyafeti

Galatasaray’da cevapcici ziyafeti

Inat kuća'da ziyafet

Inat kuća’da ziyafet

Dveri'nin nefis ekmeği

Dveri’nin nefis ekmeği