Author Archives: Şilan

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About Şilan

Ankara doğumluyum, Berlin'de yaşıyorum, boş zamanlarımda dünyayı gezmeyi ve seyahat günlükleri tutmayı, bir de yoga yapmayı seviyorum... Facebook: http://www.facebook.com/SeyahatGunlukleri

Batı Karadeniz Turu 1: Sakarya-Akçakoca-Ereğli-Zonguldak

Standard

Konuk Yazar: Ceren Aydın

Herkese merhaba,

Daha önceki yazıları okuduysanız gördünüz, temmuzda yaptığımız Doğu Karadeniz turu notlarını sizlerle paylaşmıştık. Karadeniz’i o kadar beğendik ki bu kurban bayramında da (yani Ekim ayında) Batı Karadeniz’e gidelim dedik. Yok aslında tam olarak öyle olmadı, aylarca erkek arkadaşımın başının etini yedim Dubrovnik de Dubrovnik diye, ama kendisi ancak bayramdan bir hafta önce uygun oldu, o sırada da aradığım 76 seyahat acentesinde yer kalmamıştı, neyse, yine sinirleniyorum… Şaka bir yana, Karadeniz bu mevsimde yağmurlu olur diye korkmuştuk, ancak gayet başarılı, güneşli, eğlenceli bir üç gün geçirdik.

Bu arada ilk defa bu gezide Doğu Karadeniz nerde başlar nerde biter, Batı Karadeniz nerde başlar nerde biter öğrendim. Tamamıyla coğrafi bir ayrım var, Sakarya-Kızılırmak arası Batı Karadeniz(Zonguldak, Karabük, Bartın, Sinop) Kızılırmak Melet ırmağı arası Orta Karadeniz (Samsun,Ordu) ve Melet’den sonrası yani Trabzon,Rize, Artvin, Giresun ve Batum Doğu Karadeniz oluyor.

Gezimiz Sakarya, Akçakoca, Kastamonu, Safranbolu ve muhteşem Amasra’yı kapsıyor ve üç günlük bir gezi, ancak paylaşacak çok fotoğraf, anlatacak çok yer var, 5 sayı çıkar, başlayalım mı?

İlk durağımız Sakarya’ya bağlı, Sakarya nehrinin denize açıldığı noktada bulunan Yenimahalle ilçesi. Bu arada Sakarya nehrinin tam 840 km uzunlukta olduğunu biliyor muydunuz? Sakarya isminin nereden geldiği ile ilgili de iki farklı bilgi var, birincisi nehrin eski adının Sargaros nehri olmasından, diğeri ise Sakar Dede türbesinden olduğu yönünde.

Yenimahalle

Yenimahalle

Burası küçük bir balıkçı kasabası, uzun bir sahili var, bu yüzden yazları kalabalık olurmuş, ama asıl enteresan şey nehirdeki yan yatmış ve batmak üzere olan gemi! Zamanında İstanbul’da bu gemiye uyuşturucu baskını yapılmış, sonra da buraya çekilmiş. İlgilenilmeyince su almış, yavaş yavaş batıyormuş.

Sonrasında gördüğümüz yer Acarlar Longoz’u diye geçiyor. Longoz ne demek diye sorduysanız benim gibi, hemen söyleyeyim görmedikçe gözünüzde pek bir şey canlanmayacak. Su basan orman demekmiş efendim, evet canlandırın hayalinizde bakalım. Burada da kendisi…

Longoz

Longoz

Bu enteresan bir doğa olayı, kavak ağaçları, söğüt ağaçları sularla kaplı, sel basmamış hayır, hep böylelermiş. Ve o nilüferler…

Longozda gezen deniz bisikleti

Longozda gezen deniz bisikleti

Yaklaşık 2 kilometre, isteyen longoz içinde deniz bisikleti kullanabilir, 10 dakikalık tekne turu da yapılabiliyor. Biz tekne turu yaparken burası yeterince derin midir diye düşündük, sonra derindir herhalde dedik geçtik. Her taraf ördek dolu. Yine yürüyüş yapmak da mümkün, ayrıca yanında güzel bir restoran da var.

Sıra geldi Akçakoca’ya. Akçakoca Düzce’nin bir ilçesi, eski adı Diapolis. Sonra Osmanlı döneminde Akçakoca Bey burayı alınca Orhan Bey de onun adını veriyor.

Akçakoca’yı da genel olarak hoş buldum, emekli kasabası deriz ya öyle biraz, ama mavi bayraklı plajına geleceğim bir gün tekrar. Sende yüzeceğim Akçakoca!!

Akçakoca plaj

Akçakoca plaj

Bu plajın yanında bir de kalesi var, daha doğrusu kale kalıntısı. Ceneviz Kalesi diye geçiyor. Şehre ve denize hakim bir yerde yapılmış.

Ceneviz Kalesi

Ceneviz Kalesi

Kalenin içi piknik alanı, mesire yeri. Çay bahçesi vs var, bir de dilek kuyusu, kuyunun dibinde bir sütun, sütunun üstünde de bir çanak var. Yukarıdan çanağın içine bozuk para atıyorsunuz, çanağı tutturursanız dileğiniz gerçek oluyor..muş..

Dilek kuyusu

Dilek kuyusu

Ceneviz kalesinden görünen manzara

Ceneviz kalesinden görünen manzara

Akçakoca Merkez Cami’ne hem otantik hem modern olabildiği için bayıldım. 90’larda yapılmış, 2004’te açılmış. Özelliği Selçuklularda kullanılan, sekizgen köşeler üstüne oturtulmuş otağ çadırlarından esinlenilmesi.

Akçakoca Merkez Cami

Akçakoca Merkez Cami

Caminin içi de çok hoş, havadar. İçinde hiç kolon yok ve tam 5000 kişilik. Burada caminin minarı Ergün Subaşı’ya selam yolluyorum.

Merkez Cami içi

Merkez Cami içi

Kalacak yer olarak birçok apart ve pansiyon var, bir de yeni Diapolis oteli açılmış.

Günün sonunda Zonguldak’a geçecektik, yaklaşık bir buçuk saat sürüyor. Arada Ereğli’den de geçtik, önce Ereğli.

Ereğli kelimesi Heraklia’dan geliyormuş, yani Herkül. Hatta mitolojide bahsi geçen cehennem ağzı mağarası da burda, ama biz göremedik.

Ereğli tam bir sanayi kasabası, Erdemir’in burada olması kasaba halkı için çok önemli, çünkü ya Erdemir’e çalışıyorlar, ya Erdemir’de çalışıyorlar.(Klişeye gel)

Erdemir

Erdemir

Ereğli’nin modern çilek heykeli, dikkatli bakarsanız yansıma görebilirsiniz, otobüsün içinden çektiğim için fotoğrafı. Bu yansımayı nasıl silebileceğimi bilen varsa lütfen yorum yazsın.

Ereğli’nin modern çilek heykeli, dikkatli bakarsanız yansıma görebilirsiniz, otobüsün içinden çektiğim için fotoğrafı. Bu yansımayı nasıl silebileceğimi bilen varsa lütfen yorum yazsın.

Ve son durağımız Zonguldak. Zonguldak taaa MÖ 2500 ’lerde kurulmuş. Frigler, Persler ve sonrasında Büyük İskender dönemleri olmuş. Zongalık (sazlık, bataklık demek) sonrasında Zoguldak oluyor.

Zonguldak’taki kömürün hikayesini de merak edenler için yazmak istiyorum. İnce Memed’in teknesi fırtınada batıyor, kayalıklara çıkıyor, ordaki kayaları birbirine sürtünce yandıklaarını görüp padişah 2. Mahmud’a haber veriyor. Böylece taş kömürü bulunmuş oluyor. Tabi bizde onları işleyecek teknoloji ne gezer, Belçikalı ve Fransız uzmanlar getirtiyorlar. Hatta burdaki madeni keşfedenler Mondros Anlaşması sonrası buraya bela oluyorlar, işgal ediyorlar burayı, ama Kuva-yi Milliye engel oluyor.

Akşam üstü Zonguldak, bir de şu kamyon olmasa.

Akşam üstü Zonguldak, bir de şu kamyon olmasa.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Yazan: Ceren Aydın

Kamboçya’nın Hüzünlü Geçmişi ve Herşeye Rağmen Gülümseyen bir Başkent: Phnom Penh

Standard

15-17.05.2012

Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh ile ilgili, buraya gelmeden önce nedense olumsuz şeyler, kötü tecrübe hikayeleri duyduk bol bol. Büyük ve kargaşa dolu bir şehir, çantanıza cüzdanınıza sahip çıkın, yollarda dikkatli yürüyün, geceleri ıssız yerlerde dolaşmayın, kimseye yanaşmayın diye bizi uyaran gezgin sayısı hiç de az değildi. Akşama doğru şehre vardığımızda bastıran muson yağmuru altında uzunca bir süre dolaşıp bir sürü kötü durumda ve buna rağmen yüksek fiyatlı otelle de karşılaşınca ikinci bir Delhi vakası mı yaşayacağız acaba diye iyiden iyiye endişelendik (bkz: Hindistan Günlükleri – Delhi). Neyse ki sonunda merkezi bir yerde bulunan Royal Guesthouse Otel’de temiz, klimalı ve uzunca bir terasa açılan uygun fiyatlı bir oda bulup tuttuk hemen.

İlk akşamımızda muson yağmuru şiddetle yağmaya devam ediyor, yorgunuz da, bu yüzden şehri keşfetmeyi ertesi güne bırakıp akşam yemeği için Mekong kıyısındaki sahil yoluna gidiyoruz. Kıyı boyunca uzanan bu geniş, kalabalık ve modern caddede pek çok restoran, kafe ve eğlence yeri var. Rehberimizde tavsiye edilen Chiang Mai Riverside Restoran’da (evet Kamboçya’dayız ama bu Pad Thai bulduğumuzda yemeyeceğiz anlamına gelmiyor! 🙂 ) akşam yemeği yiyor ve yine bu sahil caddesinde bulunan Riverside Bar & Bistro’da, Asya’daki ilk çikolatalı kekimizi deniyoruz. Tadı hiç fena değil, beklentilerimizin çok yüksek olmamasından belki de.

Phnom Penh'in nehir kıyısındaki yürüyüş yolu

Phnom Penh’in nehir kıyısındaki yürüyüş yolu

Ertesi gün sabah erkenden kalkıp şehri keşfe çıkıyoruz. İlk durağımız yakın tarihte yaşanmış Kızıl Khmer vahşetini gözler önüne seren Killing Fields (Ölüm Tarlaları). 1975 – 1979 yılları arasında Kamboçya’da yönetimde bulunan diktatör Pol Pot önderliğindeki bu komunist rejim kendi kendine yeten bir tarım toplumu oluşturma ideolojisini benimsedi ve bu toplumun temel direği olarak gördüğü köylü ve toprak çalışanı vatandaş sınıfına dahil olmayan tüm Kamboçyalıları katletmeye başladı. Okuyup eğitim görmüş Kamboçyalılar, şehirlerde yaşayan ve maddi durumu iyi olan modern sınıf, akademisyenler, sanatçılar, din adamları öldürüldü. Hatta ve hatta yabancı bir dil bildiği ya da gözlük taktığı için sayısız Kamboçyalı Kızıl Khmerler’in kurbanı oldu. Aileler dağıldı, tarlalarda çalışamayacak kadar yaşlı, hasta ya da güçsüz olan herkes ölüme terkedildi, çocuklar ailelerinden ayrılıp çocuk asker yetiştirme kamplarına alındı. Yönetimde oldukları bu 5 senelik dönemde Kızıl Khmer rejimi tarafından öldürülen Kamboçyalıların sayısının 3 milyonu bulduğu tahmin ediliyor. Bu dönemde Kamboçya’nın toplam nüfusu ise 8 milyondu… Günümüzde sokaklarda karşılaştığınız, alışveriş yaptığınız, bir şekilde tanışıp konuştuğunuz Kamboçyalıların çoğunun ailesinde Pol Pot rejimi tarafından öldürülmüş anne babalar, kardeşler, akrabalar var… Kızıl Khmer’lerin Vietnam ordusunu püskürtmek için Kamboçya’nın çeşitli yerlerine yerleştirdiği kara mayınları bugün halen can almaya devam ediyor. Mayınlar yüzünden ya da iç-dış savaşlarda yaralanıp sakat kalmış, kolunu, bacağını kaybetmiş insanlar sokaklarda yanıbaşınızdan geçip gidiyor… Ve tüm bunlara rağmen gülümseyen, tarihlerini tekrar ve daha iyi, daha umutlu bir şekilde yazmaya çalışan insanlar Kamboçyalılar. Biz nedense çekindik hep, pek soramadık Kızıl Khmer vahşetiyle ilgili kişisel kayıplarını, hikayelerini tanıştığımız insanlara. Hiçbiri de değinmedi kendiliğinden bu karanlık geçmişe, hep gülümseyerek güzel şeyler anlattılar bize. Ama ulusal ve uluslararası seviyede, bu vahşeti unutmak, yok saymak değil Kamboçya’nın istediği. Ölüm Tarlaları, Tuol Sleng Hapishanesi gibi, Pol Pot vahşetinin bire bir yaşandığı noktalar bugün ziyaretçilere açık, bu konuda her türlü bilgiyi veren yerler.Kamboçya’nın çeşitli yerlerinde Ölüm Tarlaları’na rastlamak mümkün ama belki de en bilineni Phnom Penh’de bulunanı. Bir audio-rehber eşliğinde burayı gezerken, binlerce insanın katledilip gömüldüğü toprakların üzerinde yürürken hissedilenleri anlatmak mümkün değil. Kurbanların dişleri, giysilerinden parçalar bugün hala toprağın üzerine çıkmaya devam ediyor. Kamboçya’yı ziyaret edecek herkese, bu vahşeti yaşamış olan bir Kamboçyalı, Loung Ung’un kendi hikayesini kaleme aldığı   First They Killed My Father (Önce Babamı Öldürdüler) adlı kitabı öneririm.

Bu yemyeşil, ağaçlık, park görünümündeki yer aslında bir toplu mezar - Ölüm Tarlaları

Bu yemyeşil, ağaçlık, park görünümündeki yer aslında bir toplu mezar – Ölüm Tarlaları

Ölüm Tarlaları

Ölüm Tarlaları

Ölüm Tarlaları’ndan ayrıldıktan sonra bizi meşhur Rus Pazarı’na (Russian Market) götüren tuk-tukta bir süre hic birşey konuşamıyoruz bile aramızda. İnsanın insana yapabileceği kötülüklerin boyutunu düşünmek korkutucu ve can yakıcı. Öldürülenlere ait 8000 adet kafatasının bulunduğu anıt gözlerimizin önünden gitmiyor…

Rus Pazarı (Psar Toul Tom Poung – Russian Market) çeşit çeşit lokal yemek ve tatlıların bir de taklit aksesuvar ve  tekstil ürünlerinin satıldığı bir pazar. Lezzetli yemeklerin tadına bakmayı ve tabi ki meyve standlarından günlük Durian alışverişimizi yapmayı ihmal etmiyoruz.

Rus Pazarı Yiyecek Bölümü

Rus Pazarı Yiyecek Bölümü

Öğleden sonramızı Ulusal Müze’yi (National Museum) ve Phnom Penh’in en canlı ve büyük pazarı olan Central Market’i gezerek geçiriyoruz. Ve ikindi vakti biraz günbatımı manazarası izlemek umudu ile kendimizi Mekong kıyısındaki cıvıl cıvıl sahil yoluna atıyoruz yine. Burada bulunan FCC (Foreign Correspondents Club)’ın teras katında çok hoş bir bar var, özellikle Happy Hour zamanına denk getirip ziyaret etmeniz şiddetle önerilir. Hava yağmurlu ve bulutlu olduğu için günbatımını izleyemiyoruz buradan ama terasın manzarası yine de çok güzel.

Aksşm yemeğini nerede yesek diye sokaklarda dolaşırken, sadece yerli halkın önünde kuyruk olduğu, tek bir turistin bile olmadığı küçük bir yol kenarı lokantası gözümüze çarpıyor. İçerisi tıklım tıklım, menü yok, personel İngilizce konuşamıyor. Yemeklerini yemekte olan bir Kamboçyalı ailenin yanına ilişiyoruz, garson gelince de ailenin tabaklarında gözümüze kestirdiğimiz yiyecekleri işaret edip siparişimizi vermeye çalışıyoruz. Başarılı oluyor bu konuşmadan sipariş girişimi ve az sonra önümüze lezzetli mi lezzetli Kamboçya yemekleri geliyor. Hem de fiyatlar çok ucuz. Bu küçük lokantanın bir tabelası ya da adı yoktu (ya da biz göremedik) ama tabi ki size tarif edebilmek için kendimce bir not aldım günlüğüme: Phnom Penh merkezdeki Street 19 (19. Sokak) üzerinde bulunan The Camfirst School‘un hemen yanındaki lokanta! Mutlaka deneyin.

Ulusal Müze'nin bahçesi

Ulusal Müze’nin bahçesi

FCC (Foreign Correspondents Club) terasında kokteyl keyfi

FCC (Foreign Correspondents Club) terasında kokteyl keyfi

Street 19'daki isimsiz yol üstü lokantası. Mutlaka denenmeli!

Street 19’daki isimsiz yol üstü lokantası. Mutlaka denenmeli!

Phnom Penh’deki son günümüzde önce Royal Palace (Kraliyet Sarayı) ve Silver Pagoda’yı ziyaret ediyoruz. Şehrin en turistik noktalarından bu saray ve anıt ama bizde hayalkırıklığı yaratıyor. Belki de dört haftanın sonunda artık saray ve budist anıtları ziyaretten yorulduk biraz , kimbilir. Öğle yemeği molasını küçük ama turistler arasında çok sevilen, kendi ev yapımı makarna ve eriştelerinden yemekler servis eden “Little Noodle Shop”ta veriyoruz. Makarna çorbaları harika.

Öğleden sonramızı Tuol Sleng Müzesi’ne ayırıyoruz. Daha önceleri kendi halinde bir okulken 1975 yılında Pol Pot rejimi tarafindan rejim karşıtlarının tutulduğu bir hapishaneye çevrilen bu binada 15.000’e yakın insan işkence edilip öldürülmüş. Pol Pot rejimi devrildiğinde bu hapishaneden canlı olarak çıkmayı başaran sadece 8 kişi olmuş.

Son akşam yemeğimizi otelimize yakın bir sokak arası lokantasında yedikten sonra, erkenden otele dönüyoruz. Ertesi sabah yola devam, bir sonraki durak nihayet Kamboçya sahilleri!

Bu şehirdeki son gecemizde düşünüyorum da, Phnom Penh bana güzel bir seyahat dersi verdi: Başkalarından duyduğun hikayelerin seni etkilemesine izin verme, kendi tecrübelerin çok farklı olabilir. Korktuğum gibi tekinsiz, tehlikeli, karmaşık ve yorucu bir şehir olmadı benim yaşadığım Phnom Penh. Tam tersi, tüm kargaşası ve kalabalığına rağmen kendini sevdiren, hep gülümseyen, sürprizleriyle şaşırtan, geçmişiyle ders veren güzel bir başkent…

Little Noodle Shop'un el yapımı makarnaları

Little Noodle Shop’un el yapımı makarnaları

Bu da makarnanın pişirilip, makarna çorbası olarak servis edilen hali. Çoook lezzetli

Bu da makarnanın pişirilip, makarna çorbası olarak servis edilen hali. Çoook lezzetli

Tuol Sleng Hapishanesi'nde öldürülenlerin resimleri

Tuol Sleng Hapishanesi’nde öldürülenlerin resimleri

Tuol Sleng Hapishanesi'ndeki Hücreler

Tuol Sleng Hapishanesi’ndeki Hücreler

Kraliyet Sarayı bahçesindeki ilginç ağaç

Kraliyet Sarayı bahçesindeki ilginç ağaç

Tipik bir Asya kahvaltısı: Kızarmış sebzeli pirinç, makarna çorbası ve buzlu tatlı kahve

Tipik bir Asya kahvaltısı: Kızarmış sebzeli pirinç, makarna çorbası ve buzlu tatlı kahve