Tag Archives: Kamboçya

Doymadım, Doyamadım Gezmelere Seni Ben: Siem Reap ve Angkor Tapınakları

Standard

10 – 14.05.2012

Güneydoğu Asya seyahatimin en heyecanla beklediğim durağıydı Kamboçya’nın Siem Reap şehri. Çünkü hep resimlerde görüp bir gün ziyaret etmeyi hayal ettiğim Angkor Tapınakları bu şehirde yer alıyordu. Angkor Tapınakları tam da beklediğim gibi seyahatimin en etkileyici anılarını bıraktı bende. Beklemediğim ve şaşırarak farkettiğim ise Siem Reap şehrinin sessiz, çekingen güzelliği oldu…

Ankor Wat'ı uzaktan seyretmek

Ankor Wat’ı uzaktan seyretmek

Öncelikle Kamboçya’ya gitmeyi planlayanlar için bir kaç pratik bilgi vereyim. Gezgin Türk vatandaşlarının aklına gelecek ilk soru tabii ki vize durumu. Güzel haber: Kamboçya şimdilik Türk vatandaşlarına direk sınırda vize alma şansı veriyor. Biz Laos’tan (4 Bin Adalar’dan yola cikan bir otobus ile) karayolu ile Kamboçya’ya geçtik ve sınırda hiç problemsiz, 15 dakikada vizeler alındı. Bizim 4 Bin Adalar’daki bir tur acentasından ayarladığımız bilete sınırda vize alınması da dahildi. Yani otobüsten bile inmedik, acenta görevlileri sınırda vize işlemlerimizi bizim yerimize halletti. Bizi Siem Reap’e götürecek bu otobüse kişi başı 35 Euro ödedik. Biraz pahalı ama değdi. Çok konforlu bir turist otobüsüydü ve videoda meşhur film “Killing Fields”i (Ölüm Tarlaları) izleme şansımız oldu. Yine de seyahate çıkmadan önce vizede son durumu kontrol etmenizi tavsiye ederim çünkü Güneydoğu Asya ülkelerinde Vietnam ile başlayıp Laos ile devam eden bir „Türk vatandaşlarına vizede zorluk çıkarma“ modası gündemde. Kamboçya’ya direk uçmuyor ve diğer Güneydoğu Asya ülkelerini kapsayan bir tura dahil etmek istiyorsanız, Laos, Vietnam ve Tayland’dan bu ülkeye karayolu ile sınır geçişleri mümkün. Havası ve insanları sıcak, yemekleri lezzetli, otelleri kaliteli ve ucuz bir ülke. Yakın geçmişteki acı dolu hikayesine (bkz. Kızıl Kmer dönemi) rağmen hep gülümseyen insanları özellikle derinden etkiledi beni.

Siem Reap, Angkor Tapınakları sayesinde özellikle son yıllarda Kamboçya’nın turizm gözbebeği haline gelmiş bir şehir. İrili ufaklı, en lüksünden en ucuzuna her bütçeye uygun otel ve pansiyonlar, kafe ve restoranlar bulmak mümkün. Biz Golden Temple Villa Otel’de kaldık ve tüm Güney Asya seyahatimizin en favori oteli bizim için bu oldu. Biraz pazarlıkla (ölü sezon olmasının da etkisiyle) iki kişilik lüks ve klimalı bir odaya gecelik sadece 16 Dolar ödedik. Ve bu fiyata otelin internet odasındaki bilgisayarlarda sınırsız internet kullanımı, bir seferlik Khmer masajı ve otelin kiralık bisikletleri de dahildi. Merkezi olması ve yemyeşil bir bahçenin içinde yer alması da cabası. Otelin bitişiğindeki restoranda ise mutlaka Kamboçya’nın meşhur yemeği olan Amok’u denemelisiniz.

Geleneksel yemek: Amok

Geleneksel yemek: Amok

Siem Reap’te yapılması gereken başlıca turistik aktivite tabii ki Angkor Tapınakları’nı ziyaret etmek. 10. ve 12. yüzyıllar arasında inşa edilmiş olan Angkor Tapınakları Kmer İmparatorluğu’nun ve mimarisinin en önemli sembolü. 400 kilometrekarelik bir alana yayılmış olan Arkeolojik Park içindeki bu tapınak kompleksini hakkını vererek ziyaret etmek için en az üç gün, mümkünse bir hafta gerekli. Angkor Tapınakları’nı ziyaret için bir günlük (kişi başı 20 Dolar), üç günlük (kişi başı 40 Dolar) ve bir haftalık (kişi başı 60 Dolar) olmak üzere üç  ayrı bilet seçeneği var. Biz kısıtlı zamanımız olduğu için üç günlük bilet aldık ve bu üç günün neredeyse tümünü Angkor Tapınakları’na ayırmamıza rağmen yine de doyamadan, gözümüz arkada ayrıldık buradan.

Angkor'un asırlık dev ağaçları

Angkor’un asırlık dev ağaçları

Peki üç günlük bir biletle Angkor Tapınakları en verimli şekilde nasıl gezilir? Öncelikle tapınak kompleksini gezmek için tuk-tuk (Asya ülkelerinde yaygın olan bir çeşit yerel moto-taksi) kiralayabilir ya da kendiniz bisikletle gezebilirsiniz. Tüm gün sıcağın altında pedal çevirip yorulmak istemeyenler ve sadece bir günlük bileti olanlara tuk-tuk kiralamalarını öneririm. Biz 3 günün iki gününü otelimizden ödünç aldığımız bisikletlerle gezerek geçirdik. Tapınak kompleksinin merkezinde ve yakınlarında bulunan tapınaklar arasında bisiketle dolaşmak büyüleyici. Yollar asfalt ve gayet iyi, iki yanınızdan ağaçlar, göller ve yüzyıllık görkemli tapınaklar geçiyor. İnsan sıcağı, yorgunluğu ve hatta zaman kavramını bile unutuyor bu bisiklet seyahati sırasında. Üçüncü gün ise kiraladığımız bir tuk-tukla kompleksin en uzak köşesinde bulunan Banteay Srei tapınağını ve Kamboçya Mayın Müzesi’ni ziyaret ettik . Bir de sabah erkenden yola düşmek hem ziyaretçi kalabalıklarından bir nebze kurtulmanızı sağlıyor hem de –yeterince erken uyanmışsanız- gün doğumunda Angkor manzarası görmenizi.

Angkor Arkeolojik Parkı içinde sayısı bini aşkın tapınak yer almakta. Hepsini rahat rahat gezip görebilmeniz için en az bir hafta lazım. Biz üç günlük biletimizle biraz seçici davrandık mecburen. Mutlaka görülmesi gereken en meşhur tapınaklar arasında ilk sırada tabi ki Angkor kompleksinin incisi olan Angkor Wat var. Angkor Wat‘ın dünyanın en büyük Hindu tapınakları grubu olduğu söyleniyor. Kamboçya’nın bayrağında bile yer alan milli bir sembol haline gelmiş olan Angkor Wat diğer Angkor tapınakları arasında günümüze dek en iyi muhafaza edilmiş olanı ve Kmer mimarisinin en güzel örneği.

Mutlaka ziyaret edilmesi gereken diğer tapınaklar ise Angkor Thom bölgesinde yer alan ve Kamboçya’nın efsanevi kralı VII. Jayavarman’a ait tam 216 adet yüz figürünün bulunduğu Bayon ve dünyanın belki de en ince ve zarif taş oymacılığı örneklerini görebileceğiniz güzelim Banteay Srei. Angkor Tapınakları’nın tipik resmi olan tapınak harabeleri arasından yükselen dev ağaç kökleri ve dallarını ise Ta Prohm Tapınağı’nda görmek mümkün.

Angkor Wat ve önünde ibadet eden budist keşişler

Angkor Wat ve önünde ibadet eden budist keşişler

Bayon Tapınağı

Bayon Tapınağı

Bayon Tapınağı'nın yüzleri

Bayon Tapınağı’nın yüzleri

Banteay Srei

Banteay Srei

Banteay Srei'nin güzelim taş oymaları

Banteay Srei’nin güzelim taş oymaları

Ta Prohm Tapınağı

Ta Prohm Tapınağı

Her ne kadar çoğu turist için Siem Reap’e geliş sebebi Angkor Tapınakları’ni görmek olsa da, hazır gelmişken bu güzel şehrin kendisinin de tadını çıkarmayı unutmayın derim. Siem Reap hızla gelişip popüler bir turist merkezi haline dönüşmekte olmasına rağmen sevimliliğini, sıcaklığını yitirmemiş bir Asya kenti. Sokaklarında, pazarlarında dolaşmayı, insanlarıyla konuşmayı ihmal etmeyin.

Siem Reap’te Angkor Tapınakları’ndan arta kalan zamanlarda mutlaka yapılması gerekenler:

  • Kızıl Kmer ordusunda çocuk askerlik yapmış ve daha sonra da Vietnam ordusu için savaşmış olan bir Kamboçyalı tarafından kurulmuş olan Kamboçya Mayın Müzesi‘ni (Cambodia Landmine Museum) ziyaret edin. Kamboçya’nın savaşla dolu yakın geçmişi ve günümüzde bile mayınlardan temizlenememiş topraklarının hikayesi yalın ve açık bir şekilde anlatılıyor.
  • Siem Reap’in gece pazarlarını dolaşın. Özellikle Arts-Night Market (Sanat pazarı) tam bir hediyelik eşya cenneti.
  • Tüm gün tapınaklar arasında yürüyüp pedal çevirdikten sonra kara sular inmiş ayaklarınıza bir Kmer Masajı hediye edin. Şehir merkezinde ve gece pazarlarının içinde çok sayıda masaj salonu var
  • Kamboçya’nın geleneksel yemeği olan Amok’un tadına bakın. Amok muz yaprakları arasında servis edilen balık, tavuk ya da dana eti körisi ve çok lezzetli.
  • Bir geleneksel Kmer dansı gösterisi izleyin. Barlar sokağındaki çeşitli bar ve restoranlarda akşamları yemeğinizi yerken ya da birşeyler içerken ekstra ücret ödemeden dans gösterisini de seyretmeniz mümkün.
  • Veeee en unutulmaması gereken: Kamboçya bir Durian cenneti! Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim bu meyve ile aşkım tam da bu şehirde, yani Siem Reap’te başladı. Anlatmaya çalışsam, anlatamam bu meyvenin tadını. Bu yüzden dedikodulara, beğenmeyenlerin eleştirilerine aldırmayıp mutlaka denemeli ve kendi kararınızı vermelisiniz. Ya sevecek ya nefret edeceksiniz. Kamboçya’da bu meyve “Meyvelerin kralı” olarak biliniyor. Kamboçya standartlarında oldukça pahalı olmasına rağmen (yerli halk için ve  turistler için aynı fiyat geçerli: kilosu 2-3 Dolar civarı), yerli aileler sofralarını bu meyveden mahrum etmiyorlar. Sokaklarda Durian satıcıları görmek mümkün. Tayland’dakilerin aksine burada parçalanmış, yarım, çeyrek durianlar satılmıyor. Tüm bir durian almak durumundasınız ki bu da en az 1 kiloluk bir meyve. Temizleyip, kesip size yenmeye hazır biçimde veriyor satıcılar. Her gün bir kiloyu tek başıma yedim. Otellere, otobüslere yanımda taşıdım, bazen yasaklara aldırmadan. Herşeyi göze aldım günlük durian dozum için. Şimdi nasıl zor geliyor ayrı kalmak… Durian ticaretine mi başlasam, niye yoklar Avrupa’da?
Durian satıcısı bizim için bir tanesini kesip temizlerken..

Durian satıcısı bizim için bir tanesini kesip temizlerken..

Klasik yol manzaraları: Lüks arabaların yanısıra tuk-tuk ve bisikletler. Ve tabi ki maymunlar :)

Klasik yol manzaraları: Lüks arabaların yanısıra tuk-tuk ve bisikletler. Ve tabi ki maymunlar  🙂

Tapınağı saran dev ağaç kökü

Tapınağı saran dev ağaç kökü

Sırt Çantasıyla Güneydoğu Asya: Başlangıç ve Bazı Pratik Bilgiler

Standard

Şimdiye dek çıktığım hiç bir yolculuktan “Pek de iyi geçmedi” diyerek döndüğüm olmadı. Özellikle sırt çantalı ve uzun süreli seyahatlerden hep aynı doyamadım, yine gideceğim modunda döndüm. Hindistan ve Nepal seyahatlerimin sonunda da demiştim, gelecek seyahatlerden de böyle döneceğimi umuyorum. Ama…

Güneydoğu Asya seyahati beklediğimden çok daha fazla yer etti seyahatlerimin arasında… Biraz şüpheliydim seyahate başlamadan önce: Yıllardır klasik bir sırt çantalı rotası olmuş ve batılı turist cenneti haline gelmiş bu rotanın egzotikliğini yitirmiş, kalabalık olacağından endişeliydim. Bir de doğası, denizi, tropik adaları filan tamam da öyle Hindistan ve Nepal’deki gibi baş döndürecek, nefes kesecek anıtlar, saraylar, coğrafyalar yoktur herhalde diye düşünüyordum. Cidden de yaklaşık iki aylık Tayland, Laos, Kamboçya turumda Hindistan’daki gibi vay be dedirtecek tecrübeler yaşamadık. Ama başka bir yerden yakaladı Güney Asya beni. Sessiz ve derinden sevdirdi kendini. Böyle ufak ufak, usulca bağladı kendine. Nasıl açıklayacağımı hala bilmiyorum ama hem egzotik ve yabancı, hem de bu derece kendini evde, rahat ve huzurlu hissettirebilecek başka bir coğrafya var mıdır acaba? Şimdiden bir sonraki Güney Asya seyahatimin hayallerini kurar oldum.

Luang Prabang - Laos

Luang Prabang – Laos

Güney Asya günlüklerinde Tayland, Laos ve Kamboçya gezimin yanısıra, Tayland’ın Kho Phangan adasında çok ilgi gören bir yoga okulu olan Agama Yoga okulunda katıldığım bir haftalık eğitim hakkında yazılarımı paylaşacağım sizlerle. Ama seyahat günlüklerine başlamadan önce bazı pratik bilgiler:

  • Öncelikle yurtdışı seyahate çıkmak isteyen her Türk vatandaşının aklına gelen ilk soru: Vize durumu nedir? Güney Asya yakın tarihe dek vize konusunda Türklere pek de sorun çıkartmayan -hatta Türklere vize istemeyen nadir turistik ve popüler destinasyonlardan biri olan Tayland’ı içinde barındıran- bir rota idi. Ama bu seyahat için vize çalışmalarına başlayınca anladım ki son bir kaç senedir durum değişmiş. Tayland için sorun yok, hava yolu ile Tayland’a varıyorsanız 30 günlük kalma izniniz direk var, vize gerekmiyor. Eğer Tayland’a diğer Güney Asya ülkelerinden kara yolu ile geçecekseniz dikkat: Kalış süresi 15 gün, sonra uzatmanız gerekli! Kamboçya Türk vatandaşlarına direk sınırda vize veriyor, 15 dakika içinde sınırdan vizemi aldım, herhangi bir sorun yaşanmadı. Ama Vietnam tam bir vize işkencesi yaşatıyor. Berlin’de yaşadığım için buradaki Vietnam Konsolosluğu’na vize başvurusu yaptım. Benden Vietnam’daki göçmen ofisinden alınması gereken bir referans numarası istediler ve bu numarayı da ancak seyahat acentaları alabiliyor, bireysel almak mümkün değil. Buradaki seyahat acentalarının çoğunun böyle bir uygulamadan haberi yok, bu hizmeti veren bir kaç acenta da karşılığında çok yüksek bir ücret istiyor. Vize sürecinin ne kadar süreceği de belli degil ustelik. İnternette yaptığım araştırmalar sonucu, Türkiye’den Vietnam vizesine başvuranların da benzer sorunlar yaşadığını, Vietnam’ın bir sürü evrak talebi ve zorluk sonunda vize verdiğini öğrendim. Son bir kaç senedir böyle olmuş bu durum, öncesinde sorun yokmuş. Sebep tam olarak belli değil ama internette dolaşan rivayetlere göre bundan bir kaç sene önce Türkiye, İstanbul’da düğün yapmak isteyen Vietnam’ın önde gelen ailelerinden birine vize vermemiş. Yönetim üzerinde etkisi olan bu aile de şimdi Türkiye’den aynı şekilde vize intikamı alıyormuş. Ben de dedikoduların yalancısıyım 🙂 Sonuç olarak, zaman da kısıtlı olduğu için, bu seferlik Vietnam’ı sehayat planımızın dışında bıraktık. Laos’un da Vietnam’ı örnek alarak sınırda Türk turistlere vize konusunda sorun çıkarmaya başladığı rivayetini de duydum. Bu yüzden Laos vizesini Berlin’deki Laos Konsolosluğu’ndan aldım. Laos da başta sorun çıkarır gibi oldu, Türk vatandaşlarına Fransa’daki Laos Konsolsoluğu’nun vize verdiğini söylediler. “E ne yapayım peki şimdi, vize almak için Berlin’den kalkıp Fransa’ya mı gideyim” deyince düşündüler, düşündüler, bir yanıt bulamadılar. Sonunda “En iyisi siz bize pasaportunuzu bırakın, biz Fransa’ya soralım bir” dediler. Bir hafta sonra pasaportumu vize ile birlikte geri aldım neyse ki, Fransa ile aralarında halletmişler sanırım:)
Chiang Mai'dan Laos sınırına giden yol üzerindeki Beyaz Tapınak

Chiang Mai’dan Laos sınırına giden yol üzerindeki Beyaz Tapınak

  • Herhangi bir seyahat aşısı yaptırmadık bu sefer. Önceki gezilerden Hepatit aşıları tamamdı zaten. Sıtma (malarya) için de aşı yerine malarya hapları aldık yanımıza.
  • Sırt çantalarımız yarıya kadar filan doluydu. Yanımıza çok fazla giyecek şey almadık çünkü Güney Asya tam bir alışveriş cenneti. Dolayısıyla çantaları boş götürüp orada doldurmayı şiddetle tavsiye ediyorum, biz öyle yaptık 🙂
  • Çalınır, kaybolur endişesiyle teknolojik ve internetli telefonlarımızı yanımıza almadık, çok eski ve gözden çıkardığımız bir cep telefonu götürdük yanımızda. Ama pişman olduk çünkü Güney Asya’daki neredeyse tüm otel ve restoranlarda bedava Wi-Fi hizmeti var. Bizde laptop ya da telefon olmadığından internet kafelerde harcadık paralarımızı. Ayrıca Asya’da hırsızlık olayları da çok az görülüyor, oldukça güvenli. (En azından herhangi bir Avrupa başkentinden daha riskli değil) Bu yüzden smart telefonlarınızı yanınıza alın derim. Bir de orada ilk günümüzde yine kontörlü lokal bir kart alıp, lokal aramalarda bunu kullandık, daha ekonomik oldu.
  • Güney Asya çok temiz. Hindistan’dan sonra biraz tereddütle yaklaştım ben başlarda, restoranlarda önümüze gelen bardaktaki sulara, içeceklerin içindeki buzlara filan. Ama restoran ve kafelerde servis edilen açık sular ve buzlar gayet güvenli. Yiyecekler de öyle. 2 ay boyunca hiçbir sağlık sorunu yaşamadık yiyecek ve içeceklerden yana, üstelik en pisinden yol kenarı lokantalarda bile yedik geleneğimizi bozmadan 🙂
  • Ayrıca şehirler, sokaklar, dükkanlar, oteller de genel olarak çok temiz. Kaldığımız otel ve pansiyonlar, genelde düşük bütçeli de olmalarına rağmen, tertemizdi. Coğunlukla temiz bir çift havlu da oda fiyatına dahildi. Hindistan’dan belki 3-5 Euro daha fazla ödedik otel başına ama fazlasıyla değdi.
Rabbit Island (Tavşan Adası) - Kamboçya

Rabbit Island (Tavşan Adası) – Kamboçya

  • Gelelim ulaşım konusuna: Biz sadece Tayland’a uçakla vardık (ve Tayland’dan Avrupa’ya yine uçakla döndük). Bunun dışında tüm Güney Asya seyahati otobüsle geçti diyebilirim. Bir kez de Tayland’a gece treni ile seyahat ettik ve cok memnun kaldık. Tayland’da otobüs ve tren opsiyonları var ama Laos ve Kamboçya’da tek seyahat aracı otobüs (ya da bot). Ulaşım fiyatları batıya kıyasla çok  çok ucuz. Tayland’da turistik otobüslerle ülke içi seyahatler yapılıyor ve son derece konforlu bu otobüsler. Laos ve Kamboçya’da bu kadar konfor beklememek lazım, normal koltuklarda yer bulursanız kendinizi şanslı sayın, bazen koridora konulan plastik sandalyelerde yolculuk etmeniz gerekebiliyor.
  • Seyahat öncesı plan program yapma konusunda bir kaç şey söylemeden geçmemek lazım. Geleneği bozmayarak yine bir Lonely Planet aldık (Southeast Asia on a Shoestring, 2010 basımı). Genel rotayı bu rehbere göre çizdik ama rehberde tavsiye edilen yerlerin çoğu çok kalabalık olmuş, fiyatları artırmış, bir kısmı ise kaliteyi tamamen bozmuştu. Bir de artık Lonely Planet kafilesinin bir parçası olarak hep rehberde önerilen mekanlara gitmekten sıkıldık sanırım, bir sonraki seyahatte alternatif bir rehber arayışına gireceğiz ya da rehbersiz şansımızı deneyeceğiz büyük ihtimalle.
  • Son olarak sayıları hızlıca artmakta olan bebekli, çocuklu ya da hamile ama seyahat delisi arkadaşlarıma: Güney Asya’da bizim çizdiğimiz rota, özellikle de Tayland çocuklu ve bebekli aileler için de oldukça uygun. Seyahat sırasında sırtına bebeği almış gezen sırt çantalılardan tutun da üç-beş çocukla kendilerini Koh Phangan Adası’na atmış geniş ailelere kadar pek çok örnek gördük bizzat. Tabii ki bebek ya da çocuk olunca kalınacak otel ve yolculuk edilecek araçların şartlarının biraz daha farklı olması gerekiyor ama yine de son derece uygun fiyatlara bebek-çocuk için uygun otel, otobüs, tren bulunabiliyor. Koh Phangan Adası’nda bana komşu bungalowda 2 yaşında çocukları olan genç bir Alman çift kaldı 10 gün boyunca. Anne tatilin son günü bana bebekle yapılabilecek en güzel tatili yaptıklarını söyledi. Bir tatil köyü sınırları içine sıkışıp bütün gün havuz başı ve açık büfe olayına girmek yerine hem çocuk için güvenli, doğal ve eğlenceli hem de ebeveynler için heyecanlı ve egzotik tatil isteyenlere şiddetle bu rota tavsiye edilir!

Ve işte karşınızda Güney Asya!

Kamboçya'nın Dünyaca Ünlü Angkor Tapınakları

Kamboçya’nın dünyaca ünlü Angkor Tapınakları

Luang Prabang'ın Güzelim Tapınakları...

Luang Prabang’ın güzelim tapınakları…

Ve tabii ki lezzetli Asya mutfağı - Kamboçya'nın meşhur 'Amok'u

Ve tabii ki lezzetli Asya mutfağı – Kamboçya’nın meşhur ‘Amok’u

Sky Bar @Vertigo's'dan mutheşem Bangkok gece manzarası

Sky Bar @Vertigo’s’dan mutheşem Bangkok gece manzarası