Berlin Film Festivali (Berlinale) 3: Neler yapılır?

Standard

Konuk Yazar: Funda Çelikel Esser

Herkeslere sımsıcak bir merhaba sevgili film festivali sever okurlar,

Berlin Film Festivali’ne neden ve nasıl gideceğimizi konuştuk, sıra geldi Berlin’in en güzel zamanlarından Berlinale süresince şehirde neler yapilabileceğine.

Şunu öncelikle belirteyim, bu yazı gezginler için Berlin’de neler yapılabileceği konulu kapsamlı bilgileri ele almıyor, öyle olsa fasikül kalınlığını buluruz. Kalbimizin sultanı Berlin‘le ilgili de bir çok yazı yazarız umarım ilerleyen zamanlarda ama öncelikli olarak “film festivali zamanı Berlin’de ne yapılır”a buyrunuz.

Sarkastik okur, ne yapılacak canım film izlenir diye içinden geçirdin hadi itiraf et! Öyle tabii de ne demiştik, Berlinale’de 400 küsür film var, hangi birini öncelikli izleyeceksiniz, ilk defa festivale dahil olmuş biri olarak buna neye göre karar vereceksiniz muhakemesi tecrübeyle sabit hiç de kolay değil. İşte bu yazı böyle kara kara düşünenlere ışık tutsun diye yazıldı.

Bir Berlinale Klasigi

Bir Berlinale Klasiği

Öncelikle festivalin ana başlıklarını ve bu başlıklardaki filmlerin gösterim mekanlarını bir bir tanıyalım; zira karar vermenizde en önemli iki kriter bunlar bence:

  1. Yarışma kategorisi: Herkesin gözbebeği, en çok merak edilen festival bölümü. Bu kategoride dünyanın her yanından 24 tane film her sene altın ve gümüş ayılar için yarışıyor. Her sene bu filmlerin arasında Amerika ve İngiltere yapımı (eşittir klasik sinema endüstrisinin güçlü olduğu ülkeler) filmler de olmasına rağmen genelde azınlıkta oluyorlar, en azından son 10 yılda öyleydi. Daha çok global düzeyde festival marjinalliğine yaraşacak eserler gösteriliyor. Bu filmler bir Hollywood filmiyle kıyaslanamasa da yine de azımsanmayacak bütçeye sahip, oldukça profesyonel eller tarafından çekilmiş oluyor, inanılmaz etkileyici oyunculuklar seyredebiliyorsunuz. 24 filmin tümü halka açık ilk gösterimini film ekibi eşliğinde Berlinale Palast’da gerçekleştiriyor.
Berlinale Palast yeni bir yarışma filmi prömiyeri öncesinde *2

Berlinale Palast yeni bir yarışma filmi prömiyeri öncesinde *2

Festivalin ilk Cuma’sından son Cuma’sına günde ortalama 3 yarışma filmi prömiyerini yapıyor, sonraki Cumartesi günü kim ödüllere layık görülmüş yine Berlinale Palast’ta açıklanıyor. Yarışma filmleri Berlinale Palast’taki ilk gösteriminde filmin diline göre hem İngilizce hem Almanca altyazılı gösteriliyor. Diğer salonlardaki gösterimlerde nadiren de olsa sadece Almanca altyazılı olabiliyor filmler, dikkatli olmakta yarar var.  Diğer salonlar demişken yarışma kategorisi filmleri Berlinale Palast sonrası ikinci yazıda bahsettiğim Friedrichstadtpalast‘ta, Berliner Festspiele‘de ve Zoopalast‘ta gösterilir. Bir de programda   yarışma kategorisinde yer alan ama çok büyük bütçeli, genellikle Hollywoodvari oldukları için yarışmada haksız rekabet yaratmama adına bizzat yarışmaya katılmayan filmler var. Şahsen bu filmleri eğer hastası olduğunuz yönetmen/aktör/aktrist baş rolünde olup da o gün filmin galasına gelmiyorsa pek tavsiye etmiyorum çünkü sonrasında sinemaya geliyorlar zaten, hakkınızı başka zaman göremeyeceğiniz filmlere kullanın.

Zoopalast

Zoopalast

Berliner Festspiele

Berliner Festspiele

 

  1. Panorama kategorisi: Bu da benim favori kategorim. Dünyanın dört bir yanından olayların ve yaşamların adı üstünde “panorama”sını sunmayı amaçlayan, yarışma filmleri kadar olmasa da oldukça profesyonel sayılabilecek ellerden çıkma toplamda 50 kadar kurgu ve belgesel filmi barındıran, en seyirci dostu kategori. Seyirci dostu dememin sebebi, bu kategoride izlenen tüm filmlere seyirci not verebiliyor festival boyunca. Panorama programı açılışını festivalin ilk günü Perşembe akşamı bir kurgu filmle yapıyor ve seyircinin her bir filme layık gördüğü oylar sayılarak festivalin son günü Panorama halk ödülü en iyi kurgu ve belgesel filmine takdim ediliyor. Bu ödüllerin verildiği iki seansta önce kazanan açıklanıp sonra da filmler tekrar gösteriliyor. Bu gösterimlere bilet almak için ön satışın ilk günü kuyruğa gidip de ardından pek çok panorama filmini festival boyunca görmüş olan izleyiciyi, acaba daha önce gördüğüm bir film ödül alacak da ikinci defa mı seyredeceğim telaşı kaplıyor! Açıkçası kategori başı 4% olan bu olasılık bana hiç denk gelmedi, 50 filmin 40’ını falan seyretmeyecekseniz pek de üzerinde durulacak bir ihtimal değil. Ha bir de oylamaya katılan herkes çekilişe de katılıyor, şanslı kişiye Viyana Film Festivali’ne bedava bir hafta seyahat veriliyor. Çıkmaz demeyin şansınızı deneyin 🙂
Panorama Halk Ödülü Seremonisi 2011

Panorama Halk Ödülü Seremonisi 2011

Panaroma oy kartı

Panaroma oy kartı

Panorama filmleri yarışma filmlerinin aksine sadece birkaç yerde değil şehrin bilimum görülesi noktalarına yayılmış 6-7 değişik mekanda gösteriliyor. Berlin’e festival zamanı turist gitmişseniz her gün şehrin ayrı görülecek mekanındaki sinemada turistik programla birleştirilmiş birkaç panorama filmi izlemek şeklinde bir program hoş olabilir. Bu arada yarışma filmlerinin aksine 90% film yönetmeni ve ekibi de gösterimden sonra seyircinin sorularını yanıtlıyor. Benim için bu da bir bonus, senaryolara gerçeklik katıyor.

 2011 Panorama ödülüne layık görülen Even The Rain Filmi – görmeyen kaçırmasın

2011 Panorama ödülüne layık görülen Even The Rain Filmi – görmeyen kaçırmasın

Panaroma filmlerinin ana merkezlerinden Potdamerplatz Cinemaxx'ta film sonrası barda takılmaca.

Panaroma filmlerinin ana merkezlerinden Potdamerplatz Cinemaxx’ta film sonrası barda takılmaca.

  1. Berlinale Goes Kiez kategorisi: Ana akım Berlin turistine panorama programı mekanlarını önerirken, az gidilmiş rotaları arşınlamaya meraklı turisti buraya alalım. Berlinale’nin 60. yılı şerefine bir sefere mahsus diye başlanan ama gördüğü ilgiden dolayı her sene kendini yenileyen kategori. “Kiez” Almanca’da mahalle demek. Berlin pek çok Avrupa kentinin aksine tek bir merkezi olmayan, bir çok mahallesinde sosyal hayatın değişik tarzlarda akıp gittiği bir şehir. Bu sosyal hayatların merkezlerinden biri de tarihi “kiez kino”lar, yani cep sinemaları. Evet hani ismi lazım olmayasıcaların AVM yapacağız diye yıkıp mühürledikleri cinsten olanlardan. Herhangi bir “plex” uzantısı olmayan, ayrı gişesi genelde olmayıp barında biletlerin satıldığı, içeceğinizi plastik bardakta değil billur kadehte servis eden cep sinemaları pek çok yerde yok olma tehlikesi ile karşı karşıyayken, Berlin mahalle hayatının vaz geçilmez bir parçası olarak halka sanat, kültür, sosyalleşme hizmeti vermeye devam ediyor. Sayısını bilemiyorum, ben sırf 20 kadar böyle salona gitmişimdir, daha da en az bir o kadar gitmediğim var. Genellikle ya şehrin çok uzak, başka zaman hiç gitmeyeceğiniz semtlerinde oluyorlar ya da çok bilindik bir semtte mesela bir binanın arka avlusunda, 5. katında gibi gözden ırak bir yerde. İşte bence Berlin’in en güzel yönlerinden, çocukluğumun sinema hissini bana her seferinde yaşatan bu salonları ve onları ‘plex’lere tercih etmeyen mahalle halkını onore etmek amaçlı Berlinale son 6 senedir, her sene 6-7 tane değişik cep sinemasını seçip oralarda festival boyunca her gün bir tanesinde programdan özenle secilmiş 2 Berlinale filmi gösteriyor. Filmler her kategoriden birer ikişer seçiliyor yani ne seyredeceğine karar veremeyen, pek de programı hatmetmeye vakti olmayan için biçilmiş kaftan bu kategorideki filmleri izlemek. Üstüne üstlük araştırmacı turist olarak Berlin’in hiç göremeyeceğiniz köşelerine, hiç karşılaşamayacağınız insanlara misafir gidiyorsunuz. Eşsiz bir tecrübe!
Karlı bir Berlinale Goes Kiez akşamı

Karlı bir Berlinale Goes Kiez akşamı

En sevdiğin kiez kinolar derseniz: Berlin’in en yüksek sineması Sputnik, Almanya’nın en eski sineması Movimento, bir barın arka odasında bulunan Tilsiter Lichtspiele. Dikkat kiez kino biletlerinin hepsi ilk ön satış günü satılıyor ve salonlar -plex’lere nazaran küçük olduğundan bitiveriyor, film günü çok az bilet kalıyor. Tedbiri elden bırakmayıp ilk ön satış günü erken kuyruğa girmekte fayda var.

Berlinale Goes Kiez sinemalarından secmeceler

Berlinale Goes Kiez sinemalarından seçmeceler

Berlinale Goes Kiez sinemalarından secmeceler

Berlinale Goes Kiez sinemalarından seçmeceler

Berlinale Goes Kiez sinemalarından secmeceler

Berlinale Goes Kiez sinemalarından seçmeceler

  1. Generation (Kinder ve Kinder plus) kategorisi: Evet çocuklu okurları ekran başına alıyoruz! Çocuk filmi derken yanlış anlaşılmasın başrollerinde çocuk ya da ilk ergen aktörlerin oynadığı, hayata onların bakış açısı ile bakan filmlerden bahsediyoruz. Bu nedenle genelde amatör aktörler ekranda boy gösterse de yoğunlukla size parmak ısırtacak performanslar izliyorsunuz. Filmler genelde Zoopalast, Haus der Kulturen der Welt ki tarihi değerleri olan iki salon daha ve benim favorim Berlin’in gizli mücevherlerinden Bötzow Mahallesi’ndeki Filmtheatre‘da gösteriliyor. Film sonrası tartışma kısmında bacak kadar izleyicilerin ne sorular sorduğuna, ne gözle filmi izlediklerine şahit olmak da ayrı bir tecrübe bu kategorideki filmleri izlerken. Bir diğer güzel yanı bu filmler en ucuz filmler çünkü okul grupları falan da geliyor diye bilet fiyatını çok düşük tutuyorlar (evet DEVLET okulları sınıflarını festival filmi izlemeye getiriyorlar). Dezavantajı, bazen çocuklar çok sesli olabiliyor. Çocuk bu niye gürültülüler diye dert yanmıyorum ama bilerek gidin sonra şok olmayın. Bir de özellikle Kinder kategorisinde pek çok Almanca olmayan film çocuklar için eş zamanlı seslendiriliyor, sürekli piyes okuyan Alman bir kadın sesiyle birlikte izliyorsunuz filmi, sinir bozucu olabilir.
Haus der Kulturen der Welt nam-ı diğer Berlin'in istiridyesi

Haus der Kulturen der Welt nam-ı diğer Berlin’in istiridyesi

  1. Forum kategorisi: En maceraperest Berlin turisti değil de genel anlamda en maceraperest festival izleyicisi iseniz bu kategori sizin için biçilmis kaftan! Başka yerde kolay kolay rastlayamayacağınız en deneysel, bazen en amatör, en hani saat saat seyrededip anlayamadığınızdan en ummadığınız kara mizahlısına, alternatif olmaya dair her tür film burada. Örneğin birkaç sene önce Emin Alper’in Tepenin Ardı filmi bu kategoride gösterilmişti, filmlerin tarzına dair fikir vermesi açısından örnek veriyorum, hatta ödül bile aldı diye hatırlıyorum, görmediyseniz görün enteresan filmdir.

Kategorinin bonusu bu filmlerin gösterilme ana mekanları olan, aynı binayı paylaştığı Quasimodo caz kulübünden de dolayı Berlin’in simgelerinden olan Delphi Tiyatrosu ile Berlin sinema müzesini de içinde barındıran Arsenal. Bir sefer kuyrukta sevimli bir Fransız bir amcadan duymuştum, eğer Arsenal’e yıllık üyeliğiniz var ise bu kategoriye 5 Euro’ya (film başı 3 Euro ucuz, hiç fena değil) bilet alabiliyormuşsunuz. Teyit etme şansım hiç olmadı, o ayrı.

Delphi Theatre'dan ayrıntı

Delphi Theatre’dan ayrıntı

  1. Perspektive Deutsches Kino: Eh Almanya’da olan festivalin Alman sineması bölümü olmazsa olmaz tabii. Ben Berlinale’yi ilk keşfettiğim yıllarda Almanya’da yaşadığım için zaten bu kategorinin iyi olanı geliyor sinemalara sonra diye pek itibar etmiyordum, son senelerde Berlin’e turist gittiğimden, yaşadığım yerde de Alman filmleri pek sinemalara gelmediğinden her sene bir iki tanesini seyretmeye başladım ve çoğundan çok etkilendim. Sanırsam rekabet daha güçlü diye jürisi daha bir ince eleyip sık dokuyor film seçerken. Bu kategoriden katılan filmler de şehrin dört bir yanında gösteriliyor.
Bir Perspektive Deutsches Kino filminden az önce mutlu ben ve filmin afişi

Bir Perspektive Deutsches Kino filminden az önce mutlu ben

Perspektive Deutsches Kino film afişi

Perspektive Deutsches Kino film afişi

  1. Kulinerik sinema: Ölmeden deneyeceğim Berlinale programı! Gezmek sonrası en sevdiğim eylem olan yeme içme üzerine filmler öncesinde ya da sonrasında yıldızlı şefler tarafından hazırlanmış yemekler eşliğinde sunuluyor. Fiyatlar dolayısı ile kabarık olduğundan bir de illa bir yarenle tadı çıkacağından ve de normal filmden çok daha fazla zaman alacağından (evet ben gibi günde 4 film izleyene dezavantaj!) henüz hiç tecrübe edemedim, seneye kararlıyım. Martin Gropius Bau denen kültür merkezi kompleksinde oluyor, yemek için festival boyu özel restoran kuruyorlar diye duydum!
  1. Retrospective – Berlinale Classics-Homage: Açıklamaya gerek var mı? Eski filmlerin tadını hiç bir şeyde bulamıyorum ya da sinema yaşımdan önce çekildiğinden televizyon ekranında izlemeye mahkum olduğum ama çok sevdiğim klasikleri dev ekranda izleme keyfi ayrı diyenlere. Homage kısmı her yıl bir yaşayan ya da aramızdan ayrılmış sinema efsanesine ayrılıyor ve onun filmlerinden seçkiler gösteriliyor, bu senenin konuğu efsanevi Alman Kameraman Michael Ballhaus’du mesela (Masumiyet Çağı, Sıkı Dostlar, New York Çeteleri çalıştığı filmlerden bazıları) ve kendi de festivale katıldı.
Homage 2016 konuğu Michael Ballhaus Almanya'dan Hollywood'a uzanan kariyerini anlatıyor.

Homage 2016 konuğu Michael Ballhaus Almanya’dan Hollywood’a uzanan kariyerini anlatıyor.

Ne kadar çok sanatseverin daha önce belki onlarca kere seyredilmiş filmlere gelip de soluksuz izlediğine, sonunda elleri patlarcasına salonu alkışlara boğmalarına şahit olup şaşıracaksınız. Bu kategorideki filmleri kendilerine yaraşır klasik bir sinema salonunda, örneğin ikinci bölümde bahsettiğim Kino International’da olabilir, seyretmek pastadaki kestane         kreması tadında.

Kino International iç mekanlar 1

Kino International iç mekanlar 1

Kino International iç mekanlar 2

Kino International iç mekanlar 2

  1. Lola – Teddy kategorisi: Ne demiştik yazı dizisinin ilk bölümünde: Berlinale ötekine, itilmişe, ezilmişe ayna tutar, elinden tutar. Tamamen homoseksüellik cinsel kimliğine ayrılmış bu kategori bu misyona güzel örneklerden biri. En iyiler altın gümüş degil ama oyuncak ayı kazanıyor ve bu, şehrin meşhur gay kulüplerinden birinde ihtişamli bir partiyle kutlanıyor.
Benim favori Berlinale sahnelerim geliyor hazır olun :)

Benim favori Berlinale sahnelerim geliyor hazır olun 🙂

Şimdi bunca ansiklopedik bilgiden sonra bir de yıllar içinde kendimce koyduğum program yapma kurallarımı yazayım, belki birinize yardımcı olur. Bu arada Berlinale programının akıllı telefonlar için bir uygulaması var birkaç yıldır, kendi programınızı yaparken epey kolaylık sağlıyor. www.berlinale.de‘den akıllı telefon sahiplerinin indirip kullanması şiddetle tavsiye edilir.

Ben programımı bu uygulama yoluyla nasıl yapıyorum derseniz:

  1. Öncelikle o seneki hedefimi belirliyorum. Festivale katılmaktaki sizin amacınız ne? Mümkün olduğunca çok film izlemek mi? Yıldızları görmek mi? Yarışma heyecanına ortak olmak mı? Sinema bilginizi geliştirmek mi? Başka yerde göremeyeceğiniz filmleri görmek mi? Düşünmek mi? Politika yapmak mı? Berlin’i tanımak mı?..Bir de festivalde kalacağınız gün başına en çok kaç film göreceksiniz? Bu sorulara vereceğiniz cevaplara göre size has program yapmak isterseniz yazın yorumlara görüşelim 🙂
Berlinale programı yapmak için ideal mekanlardan Berlinale Social Bus iç mekanları

Berlinale programı yapmak için ideal mekanlardan Berlinale Social Bus iç mekanları

  1. Ben her sene bir tane Yarışma kategorisinden filmi Berlinale Palast’taki ilk gösteriminde izliyorum. Film ekibi katılmadığından yarışma filmlerinin diğer gösterimleri beni tatmin etmiyor (evet şımarık bir izleyiciyim), onun için çok methini duyduğum ve illa görmek istediğim ve prömiyerini bir sebepten göremeyecek olduklarım dışında yarışma filmlerinin ikinci üçüncü tekrarlarını tercih etmiyorum.
  2. Her sene o seneki kiez kinolar içinden en az bir tane daha önce hiç gitmediğime bilet alıyorum. Diğer kiez kino filmlerini programıma uyan günlerde başka sinemalarda görmeye özen gösteriyorum çünkü çok iyi oluyorlar kalitece.
  3. Panorama programını hatmedip konusu bana ilginç gelen en az iki belgesel ve el verdiğince kurgu filmi seçiyorum.
  4. O sene seyahat edeceğim ülkelerden filmler varsa onları tercih ediyorum, bu hangi ülkeyse filmin öncesi ya da sonrası o ülkenin mutfağından örnekler sunan bir restorana gitmeye özen gösteriyorum ki Berlin sağolsun hemen hemen her mutfağı buluyorsunuz. Bak şimdi aklıma geldi bu sene İzlandaya gidecektim ama programda hiç İzlanda filmi yoktu, hatta Berlin’de İzlanda restoranı da yoktu (neden acaba!!!), hayıflandım, neyse dedim. Sonuç: Hiç akla gelmeyen bir sebepten (Brüksel’de terör saldırıları) İzlanda seyahatim iptal oldu! Berlinale ile benim aramda kesin gizli bir bağ var 🙂
  5. Memleketimin yasaklara, sansürlere karşın direnmeye çalışan sinema sektörünü destekleyeyim diye her sene bir tane Türk filmi izliyorum. Çok iyi olduklarını duysam da birden fazla Türk filmi seyretmiyorum; Türkiye’de giderim ya da ulaşırım nasılsa. Her sene programda ortalama 2-3 Türk filmi bingo oluyor.
  6. Edinilmiş memleketimin kültürünü iyice tanıyıp anlayayım diye en az bir Alman filmi izliyorum.
  7. Mutlaka Friedrichstadtpalast’ta bir saat sabah 9 seansı filmi izliyorum. Bir Berlinale klasiğidir; bu saatte kim sinemaya gelir dersiniz, söylene söylene yataktan kalkar gidersiniz ki 2000 kişilik salon tıklım tıklımdır, uykulu gözlerle içeriye kahve sokabilmiş Berlinliye gıptayla bakarsınız (evet ne demiştik, termos güzel bir şeydir ama içeri girene kadar çantanızdan çıkartmayın bazen laf ediyorlar). Sabırlı olun çıkışta 150 metre kadar ötedeki Riverside cafede bir dilim yaş pasta ve Avustruya kahvesi sizi bekliyor, hem de biletini gösterene 15% sanırım indirim yapıyorlar Berlinale boyunca.
Riverside Cade (Friedrichstrasse 106)

Riverside Cade (Friedrichstrasse 106)

  1. En az bir Generation filmi izliyorum ve bunu yukarıda bahsettiğim Bötzow mahallesindeki Theatre am Friedrichshain’da yapmaya, ardından bir güzel Fransız yemeği ziyafeti çekmeye özen gösteriyorum (ayrıntıları anlatacağım az sonra).
  2. Günde yapacak hiçbir işim yoksa bile 4 filmi geçmiyorum, fazlası bünyeyi bozuyor, denedim tavsiye etmiyorum 🙂 Eğer arka arkaya dört film izleyecekseniz türlerini farklı seçin; biri komedi, biri animasyon, biri belgesel gibi.
  3. Filmlere geç kalmamaya, birkaç filmi bir arada görebileceğim yakınlıkta mekanları aynı güne toplamaya, film sonu tartışma kısımlarını kaçırmamaya özen gösteriyorum.
  4. Her sene festival başlamadan önce yaptığım görülecekler listesinde 3-5 boşluk bırakıyorum çünkü Berlinale sürprizlerle dolu, hiç iltifat etmem dediğiniz bir filmin çok güzel olduğu ortaya çıkıveriyor ilk günlerden sonra, onlar için cepte yer bulunsun.

Hadi bakalım kolay gelsin! Peki film izlemek dışında Berlinale’de yapılmasi gereken 10 şey nedir?

Naçizane bu liste tamamen benim yapmaktan zevk aldığım eylemlerden kurulu ve kesinlikle şehrin festival zamanı aktivitelerinin tümü değil. Ayrıca pek çoğu festival dışı da tecrübe edilebilir ama zannımca aynı tadı vermez.

  1. Güzelleşilir: Berlinale’nin gedikli sponsoru Loreal’in Postsdamerplatz’da kurduğu locada bedava makyaj yaptırılır sonra da hoş bir bara gidilir. Dikkat! ilk seferler çok da elimi kolunu sallaya sallaya defalarca gittiğim bu yer son birkaç senede keşfedilmiş. Festivalin ilk günü gidip randevu almanız önerilir yoksa makyözler dolu oluyor.
Berlinale'nin en güzel ayısı Loreal ayısı

Berlinale’nin en güzel ayısı Loreal ayısı

  1. Berlin’in en iyi ilk üç dondurmacısından olan Caffe´ e Gelato da ricotta ve acı çikolatalı dondurma yenir, ön bilet satış sırasındakilere bakılıp zevklenilir (sizin biletlerinizin cebinizde olduğu varsayımından hareketle!).
Bir Berlinale sabahı Cafe´ e Gelato da *2

Bir Berlinale sabahı Cafe´ e Gelato da *2

Bir Berlinale sabahı Cafe´ e Gelato da *2

Cafe´ e Gelato

  1. Delphi’de ilginç bir forum filmi akşamı Berlin’in en meşhur caz barlarından Quisomodo’da şarap içilir, müzik dinlenir, film kritiği yapılır.
  2. Şahsına münhasır bir Berlin barı tecrübesi için Berliner Festspiele’de bir film öncesi ya da sonrası 60 küsür yıldır mevcut ve tarzını korumuş Die kleine Philharmonie gay barına gidilir (cinsel kimliğiniz her ne ise çekinmeden gidebilirsiniz, gay bar derken işleten çift gay). Annanenizin dantel örtüleri, tavanda plastik güller, alabildiğine güzel müzik, babaannenizin komşusunun televizyon salonunu andıran iç mekan eşliğinde bir içki yudumlanıp en Alman bar atıştırmalıkları yenir (soğuk köfte, sosis, kumpir çakması – evet Almanların öz mutfakları süper gelişmiş bir toplum olduğunu iddia eden olmadı :)).
Die kleine Philarmonie – dış görünüş

Die kleine Philarmonie – dış görünüş

Die kleine Philarmonie – iç mekan

Die kleine Philarmonie – iç mekan

  1. Zoopalast’ta bir film ardından Berlin’in en güzel manzaralarından biri için Monkey Bar‘a gidilir ya da Postdamerplatz’da bir film ardından aynı tarz Solar Bar‘a. İkisi de festival zamanı çok dolu oluyor, aşağıda bayağı sıra beklemek gerekebiliyor. Sıra beklemek Berlinale’nin kitabındandır demiştik değil mi?
Monkey Bar'ın süper Zoo manzarası

Monkey Bar’ın süper Zoo manzarası

  1. Potsdamerplatz’a sabahın ilk ışıkları ile gidilir ve gece yarısına kadar orada vakit geçirilir. Kah filme gidersiniz, kah Berlinale Palast’a akan ünlülerden imza almak için yarışanları seyredersiniz, kah film araları Berlinale’nin son yılların en güzel kazanımı sosyal otobüsüne gider oturursunuz. 3 NGO’nun ortak girişimi ile restore edilip kafe havasına bürünmüş bu otobüse yemeğinizi dışarıdan getirebilidiğiniz gibi içeride su, meşrubat bedava; bir sürü festival seyircisi ile tanışıp kaynaşmak da bonusu. Bu arada yemek için de hemen yan sokaktaki Berlinale Street Food market yeni lezzetlere açık gurme festival seyircisini bekliyor. Bazı standlar her sene aynıyken bazıları değişiyor. Geçen seneki favorim Akdeniz ve Ortadoğu mutfağını harmanlayan, gönüllü olarak Suriyeli bir mülteci çalıştırandı, adı maalesef aklımdan çıkmış.
Berlinale Sosyal Otobüs

Berlinale Sosyal Otobüs 1

Berlinale Sosyal Otobüs 2

Berlinale Sosyal Otobüs 2

Berlinale Street Market

Berlinale Street Market

 

  1. Filmtheatre am Friedrichshein’da bir saat 10 Generation filminin ardından Berlin’den Fransa’ya gitmenin en kolay yoluna sapar, süper Fransız lokantası Chez Maurice‘e gidersiniz. Hafta içi ve öğlense 11 Euro’ya iki kap süper yemeğin yanına bir karaf Fransız şarabı çakarsınız, değmeyin keyfinize. Ama bundan sonra izleyeceğiniz film varsa aksiyon tarzı olsun, şarabın üstüne uyuyakalmayın.
Benim için bir Berlinale klasiği: Generation filmi üstü Chez Maurice'te kırmızı şarap ve peynir

Benim için bir Berlinale klasiği: Generation filmi üstü Chez Maurice’te kırmızı şarap ve peynir

  1. Berlinale ile ilgili kitapların satıldığı Cinemaxx’taki Berlinale kitapçısından bir kitap alır, kahveniz eşliğinde oturur okursunuz.
Berlinale Kitapçısı – sadece festival zamanı kuruluyor

Berlinale Kitapçısı – sadece festival zamanı kuruluyor

 

  1. Audi Lounge! Son iki senedir hayatımıza giren bu güzel mekan, içinde bir bar bulundurması, özel (ve bedava) Berlinale konserleri ve söyleşileri ile kalbimizde taht kurarken Berlinale Palast’ın kırmızı halı kulvarına olan stratejik manzarası ile de paparazzi ruhlu festival izleyicisini memnun edecektir. Bu sene çok hoş etkinlikler vardı, programa bakıp erken gitmekte yarar var. Giriş ücretsiz ama dolu olursa almıyorlar, biri çıkana kadar soğukta bekliyorsunuz içeri girmek için.
Audi Lounge'ta Merat Becker Konseri

Audi Lounge’ta Merat Becker Konseri

Audi Lounge'ta prost :)

Audi Lounge’ta prost 🙂

  1. Kino International’da bir film öncesi ya da sonrası, Cafe Alberts ya da Moskau’da günün hangi saati olduğuna göre kahve, yemek, içki ya da parti ortamına dalıp Berlin duvarı yıkılmadan önceki eski Doğu Berlin zamanlarına akarsınız.
Cafe Moskau'daki kulübün giriş lobisi henüz boş, herkes daha Kino International'da.

Cafe Moskau’daki kulübün giriş lobisi henüz boş, herkes daha Kino International’da.

 

Bu liste aslında uzar gider, her sene yenisini, değişiğini yazmak dileğiyle, Berlinale 2016’nın beni en çok etkileyen etkinliklerini anlatacağım dizinin son yazısına kadar hoşçakalın; sanatsız, sevgisiz, sinemasız kalmayın!

Funda Çelikel Esser

 

 

Reklamlar

3 responses »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s