Author Archives: Şilan

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About Şilan

Ankara doğumluyum, Berlin'de yaşıyorum, boş zamanlarımda dünyayı gezmeyi ve seyahat günlükleri tutmayı, bir de yoga yapmayı seviyorum... Facebook: http://www.facebook.com/SeyahatGunlukleri

Laos’ta Bir Garip Turist Kasabası: Vang Vieng (Yaş Kaçtı?)

Standard

Laos’taki ikinci durağımız çılgın bir parti ve aktivite kasabası olan Vang Vieng. Sabah 9’da Luang Prabang ana otobüs garından bindiğimiz otobüs saat 16’e doğru Vang Vieng’e ulaşıyor. Vang Vieng’e geliş amacımız meşhur tubing aktivitesini denemek. “Tubing”i Türkçe’ye nasıl çevirsem bilemedim, şambrelle ırmakta turlamak kısaca. Varış saatimiz tubing organize etmek için çok geç olduğundan bir gece Vang Vieng’de konaklamaya karar veriyoruz.

Vang Vieng

Vang Vieng

Grand River View Otel’de geceliği 12 Euro’ya klimalı, banyolu, güzel bir oda kiraliyoruz. Sırtçantalarını odaya bıraktıktan sonra Vang Vieng’i keşfe çıkıyoruz. Önce geleneksel Lao yiyeceği olan Laap’ı deniyoruz nihayet. İnce kıyılmış tavuk, balık ya da dana etinin salata malzemesi ve nane ile karışımı, bazen soğuk yenen bir yemek bu. Restoranlar ve kafeler 17-18 yaşında ve çoğu İngiliz sırtçantalılarla dolu. Biz yaşlı mıyız neyiz diye hafiften kendimizi sorgulamaya başlıyoruz ve gece ilerledikçe bu hissiyat giderek artıyor. Vang Vieng geceleri turist partileri ile meşhur. Barlardaki Happy Hour’larda biralar kova ile satılıyor. (Abartmıyorum, bucket diye bir alternatif var, birayı ya da kokteylleri küçük kovaların içinde satıyorlar, arkadaşlar aralarında paylaşıyor). Ve her yer 18-20 yaş arası çılgın parti gençliğiyle dolu. Bir de tüm restoran ve kafelerde dev ekranlarda Friends dizisi gösteriliyor ve gençlik tubingden ve partiden arta kalan zamanları bu dev ekranlara yapışmış vaziyette geçiriyor. Bilmiyorum benim mi ters günüme denk geldi ama Vang Vieng’deki bu partici şamatacı Friends’ci turist grubuna ısınamadım pek nedense. Bangkok’ta ya da Chiang Mai’da da gece hayatı, çılgın partiler var fazlasıyla ama oralardaki partiler, eğlenceler yerel hayatın, normalin içine doğal olarak karışmış gibi. Oysa Vang Vieng o kadar küçük bir kasaba ki akşam olunca tüm yerli halk evlerinin içine, dükkanlarının önüne attıkları küçük taburelere çekilip bu çılgın parti kalabalığını uzaktan seyrediyor gibiler. Parti ortamında, bir saatten sonra merkezdeki sokaklarda, barlarda görüp görebildiğimiz tek Laos’lular bar-restoran çalışanları idi. Dediğim gibi belki sadece o gecelik partici turist popülasyonu biraz fazla kaçmış ya da ben sabah ters tarafımdan kalkmış olabilirim ama Vang Vieng  “teenage” turistlerin parti mekanına dönüşmüş, kişilik çatışması yaşayan bir kasaba olarak göründü benim gözüme. Sokakta yürürken (yaşımızı da pek göstermediğimiz için) yanımıza gelip “hey adamım, nereye gidiyorsunuz, hadi parti yapalım, ehe ehe” diye sırnaşan sarhoş turistlerden gına gelince bir süre sonra otele döndük. Tamam, itiraf ediyorum, oradaki yaş ortalamasından oldukça yukarıda olan yaşım gereği bunalıma girip huysuzluk yapmış da olabilirim 🙂 Neyse, yarın olsun, bir an önce tubingimizi de yapıp gidelim buralardan diye erkenden yattık uyuduk Laos’un meşhur parti şehrinde! (Not: 18’lik sırtçantalılara haksızlık ettiğimi düşünenler, haklısınız, yazı sonunda ben de gereken açıklamayı yaptım zaten, bkz. sayfa sonu 🙂 )

Geleneksel Lao yemeği: Laap

Geleneksel Lao yemeği: Laap

Tüm restoran ve kafelerdeki tipik manzara: Dev ekranlarda Friends ve diğer bilimum Amerikan TV dizileri ve ekranlara kilitlenmiş turistler :)

Tüm restoran ve kafelerdeki tipik manzara: Dev ekranlarda Friends ve diğer bilimum Amerikan TV dizileri ve ekranlara kilitlenmiş turistler 🙂

Ertesi sabah saat 7 gibi kalktık. Yoğun bir gün bekliyor bizi. Önce yürüyerek merkeze 15-20 dakika uzaklıktaki Tham Jang mağarasına gitmeye karar veriyoruz. Yolda yürürken sabahın o turist-kuş uçmaz saatinde (bu saatte uyanan pek kimse yok ortalıkta, sadece Laos’lu işletme sahipleri) karşıdan 18’liklerden genç bir turistin geldiğini görüyoruz. Yanımıza gelince duruyor ve “Pardon, burası neresi acaba?” diye soruyor. Elimizdeki kasaba haritasından hangi sokakta olduğumuzu göstermeye çalışırken, “Yok, sokağı sormuyorum, burası hangi şehir” diyor 🙂 Biraz konuşunca anlıyoruz ki bir önceki gece otobüsle Luang Prabang’dan buraya gelip, kendini direk bir parti ortamına atmış. Kovalarda bira ve etraftan bulduğu malum sigaralar filan derken filmi koparmış, hiç bir şey hatırlamıyor. Bir otele yerleşip sırtçantasını bırakmış ama hangi otel bilmiyor. “En iyisi sen otellerin olduğu merkez sokağa gidip, tek tek tüm otellere sor” diye tavsiye ediyoruz, nasıl olsa küçük yer, bulur eninde sonunda diyerek. Tam ayrılırken ” Vaktiniz var mı oturup birer bira içelim’ diyor, “hadi çocuğum, git bir an önce çantanı filan bul, kendini iyice kaybetmeden” diye kovalıyoruz çocuğu artık.

Tham Jang küçük bir mağara ama içi ışıklandırılmış, yürüyüş yolları yapılmış, ziyaret etmeye değer. Mağaraya çıkan merdivenlerin başında ırmak bir de küçük havuzcuk oluşturmuş, mağara çıkışı Til biraz yüzüyor burada hatta. Sonra şehir merkezine dönüp, bir restoranda kahvaltımızı yapıp (sebzeli kızarmış pirinç ya da makarna çorbası tipik Güney Asya kahvaltısı), Vang Vieng’de olmamızın esas amacı olan Tubing aktivitesi için harekete geçiyoruz. Vang Vieng’de tubing organizasyonu tek bir firmanın tekelinde. Merkezdeki bu firmaya ait ofisten şambrelleri kiralıyorsunuz, sizi ciplerle tubing başlangıç noktasına bırakıyorlar, sonrası size ait. Nam Song ırmağındaki bu 5 kilometrelik şambrel yolculuğunuzda tek başınasınız. Kendinizi sadece suların akışına bırakıp bu yolculuğu 1-2 saatte (eğer yağmur sezonu ise ve su seviyesi ve akıntısı yüksekse çok daha kısa bir zamanda) tamamlayabilirsiniz ya da ilk bir kaç kilometre boyunca yanyana sıralanmış ırmak kenarı bar ve restoranlarında eğlence, dans, içecek, yiyecek molası vererek akşama dek burada oyalanabilirsiniz. Biz ikinci şıkkı seçiyor ve önümüze çıkan ilk üç-dört bara yanaşıyoruz. Irmak kıyısı boyunca derme çatma platformların üzerine kurulu bu derme çatma barların hepsinde bol bol içki ve müzik mevcut. Bir de bir Avrupa ülkesinde hayatta güvenlik kontrollerini geçemeyecek su kaydırakları, salıncaklar, atlama platformları. Barlardaki görevliler ırmakta şambrelin içinde yüzmekte olan bize birer halat atıyorlar, biz bu halata tutununca bizi platformlarına çekiyorlar, böylece tırmanıp çıkıyoruz yukarı . Duyduğumuza göre burada geçen sene 27 turist hayatını kaybetmiş, çoğu da bu barlarda içkiyi fazla kaçırıp kaydıraklardan atlarken ya da tubing yaparken akıntıya kapılıp boğularak ölenler. Aslında çok eğlenceli ve değişik bir tecrübe ama öğlen güneşinin altında içilen biraların sayısını fazla kaçırmamak can güvenliği açısından gerekli gibi görünüyor. Farkındayım, Vang Vieng yazımda iyice yaşlı didaktik teyze moduna büründüm, fazla kalmayacağım söz 🙂

Tham Jang Mağarası'na giden yol

Tham Jang Mağarası’na giden yol

Tham Jang Mağarası

Tham Jang Mağarası

Mağara önündeki küçük doğal havuzlar için şnorkellerinizi yanınızda getirebilirsiniz

Mağara önündeki küçük doğal havuzlar için şnorkellerinizi yanınızda getirebilirsiniz

Veee tubing başlasın! Kafamın üstündeki yazıya dikkatinizi çekerim :)

Veee tubing başlasın! Kafamın üstündeki yazıya dikkatinizi çekerim 🙂

Kendimizi Nam Song Irmağı'nın sularına bıraktık. Arka planda yolumuzun üstündeki ilk tubing barı görülebilir :)

Kendimizi Nam Song Irmağı’nın sularına bıraktık. Arka planda yolumuzun üstündeki ilk tubing barı görülebilir

Yolun ilk yarısını böyle barlara tırmanıp salıncaklarda, kaydıraklarda eğlenerek geçirdikten sonra ikinci yarı başlıyor. Henüz yağmur sezonunun başında olduğumuz için su seviyesi alçak ve fazla akıntı yok nehirde. Dolayısıyla çok yavaş ilerliyoruz. Bir de öğle sıcağı bastırıyor bu arada ve o öğlen güneşinin altında son bir buçuk saat oldukça zorluyor bizi. Güneş kremimizi de yanımıza alamadığımız için bir güzel de haşlanıyoruz bu arada.

Nehirdeki tubing rotasının sonuna geldiğimizde şambrelleri kıyıya çekip yürüyerek tubing ofisine dönüyoruz. Teslimatı yaptıktan sonra sırtçantalarını bırakmış olduğumuz otelimize dönüp hızlıca üzerimizi değiştiriyor ve kendimizi yola atıyoruz. Bir sonraki hedefimiz Laos’un başkenti Vientiane. Ana otobüs garına gitmek yerine yoldan geçen bir kamyonet-dolmuşu çeviriyoruz. Arkası açık bu kamyonetin arka tarafında bizimle birlikte 4-5 Laos’lu müşteri var. Sadece üstü brandayla örtülü bu kamyonet arkasında 3,5 saatlik eğlenceli ama bol sarsıntılı ve muson yağmurlu bir yolculuk bizi bekliyor. Ve tabi ki Vientiane!

Dip not: Aslında bu yazıda genç ötesi sırtçantalıların arkalarından atıp tuttum ama 18 yaşını yeni doldurup sırtçantasıyla  dünyayı dolaşmaya çıkmış bu gencecik gezginlere bir yandan da hayıflanıp hayranlık duydum. Sırtçantalı olmanın keyfini ve heyecanını anca 20’li yaşların sonunda keşfetmiş biri olarak hayatımdaki çok çok nadir “keşke”lerden birisi bu gezilere daha erken başlamamış olmak . Ve farkettim ki özellikle Avrupa’da ve Avusturalya’da liseyi bitirip üniversiteye ya da iş hayatına atılmadan önce dünyayı görelim diyerek sırtçantasını alıp dünya turuna çıkan 18’lik gençlerin sayısı hızla artıyor. Keşke Türkiye’de de olabilse bu. Olabilir mi?

Eğlence başlasın!

Eğlence başlasın!

Ben denemeye cesaret edemedim bu kaydırağı

Ben denemeye cesaret edemedim bu kaydırağı

Adrenalin dorukta!

Adrenalin dorukta!

Laos Macerasında İlk Durak: Laos’un İncisi Luang Prabang

Standard

30. 04 – 01.05 2012

Chiang Mai’dan Laos sınırına ulaşım ayarlamak turistler için oldukça kolay. Etraftaki tur acentalarından ya da kendi otelinizden sizi sınıra kadar götürecek minibüsler ayarlanabiliyor. Biz kaldığımız otel vasıtasıyla kişi başı 10 Euro’ya bizi sınıra kadar götürecek klimalı bir turist minibüsü buluyoruz. Sabah saat 10’da minibüs bizi otelden alıyor, etraftaki diğer otellere de uğrayıp minübüsü turist yoldaşlarla doldurduktan sonra 6 saatlik yolculuk başlıyor. Şöförün bize bir de sürprizi var. Yol üzerinde Chiang Rai’daki muhteşem Beyaz Tapınak’ta (White Temple -Wat Rong Khun) fotoğraf molası veriyoruz. Yarım saat kadar tapınağı ziyaret edip fotoğraf çektikten sonra yola devam ediyoruz. Minübüs bizi sınıra yakın bir yerde bırakıyor. Buradan yürüyerek Laos ve Tayland arasında sınır işlevi gören Mekong Irmağı’na ulaşıyoruz. Tayland sınır ofisinde çıkışımızı yaptırıp ırmak kenarındaki hareket etmeye hazır ilk bota atlıyoruz. 5-10 dakikalık bir bot yolculuğundan sonra Laos tarafında, Huay Yai’dayız.

Chiang Rai'daki Beyaz Tapınak

Chiang Rai’daki Beyaz Tapınak

Sınırda bizi Laos tarafına geçirecek olan bota binmek üzereyken...

Sınırda bizi Laos tarafına geçirecek olan bota binmek üzereyken…

Merhaba Laos 🙂

Laos için vizelerimiz önceden hazırdı, bu yüzden sınırdaki vize ofisinde fazla oyalanmıyor ve bir an önce hemen o akşam hareket edecek bir Luang Prabang otobüsü aramaya başlıyoruz. Luang Prabang’a yaklaşık 16 saatlik bir yolumuz var ve bu gece hareketli bir gece otobüsüne binmek bize hem zaman kazandıracak hem de bir gecelik otel masrafından kurtulmuş olacağız. Ama bir kaç acentaya bilet sorduktan sonra öğreniyoruz ki o akşam buradan Luang Prabang’a hareket eden tek bir otobüs var ve biletler bitmiş durumda. Mecbur geceyi burada geçireceğiz artık derken, önünden geçtiğimiz son bir acentaya daha giriyoruz öylesine ve orada bize başka bir alternatif sunuyorlar. Küçük bir minivan ile bir sonraki şehire gideceğiz, o şehirden saat 21:00’da bir otobüs geçecek, o otobüsü yakalayıp binmeye çalışacağız. Şansımızı deneyelim diyerek yola çıkıyoruz ve saat 21’dan önce bahsi geçen şehirdeki otobüs durağına varıyoruz. Bu arada hava kararmış ve bir muson fırtınasının ilk belirtileri havada. Derme çatma otobüs durağında kimsecikler yok, gişeler kapalı, biletimiz yok, otobüsün gelip gelmeyeceğinden bile emin değiliz. Yarım saat kadar bekliyoruz, tam çok şiddetli bir muson fırtınası bastırmışken karanlığın içinden bir otobüs beliriyor. Sevinçle koşuyoruz otobüse ama o da ne: Otobüs hınca hınç dolu, hatta millet koltuklardan taşmış, koridorlara atılan plastik sandalyelerde ya da direk yerlerde oturuyorlar. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor, fırtına almış yürümüş, bizim bu otobüse binmemiz lazım. Bu durakta inen bir grup turist olduğunu farkediyor ve bir umutla şöföre yanaşıyoruz, bizi de bir köşeye sıkıştırabilir mi acaba diye. Önce bilet yok filan diyor şöför ama biraz bekledikten sonra normalde böyle kalabalık ve konforsuz bir otobüs için yüksek bir fiyat olan kişi başı 10 Euro’ya yakın korsan bilet parası ödeyip kendimizi otobüste buluyoruz. Ben şansıma henüz inen birinden boşalmış bir koltuğa ilişiyorum ama Til yolculuğun 6-7 saatlik bölümünü koridorda plastik bir tabure üzerinde bir sürü insanın arasına sıkışmış olarak geçiriyor. Bütün gece yağmur ve fırtına devam ediyor. Laos yolları oldukça virajlı, çoğu zaman asfalt bile yok. Sabaha kadar hoplaya zıplaya varıyoruz Luang Prabang’a. Ha bir de, sabaha kadar otobüsün radyosu açık ve radyoda Laos şarkıları çalıyor. Bu, Laos’ta bindiğimiz diğer tüm otobüslerde de böyle. Ya radyo ya da -lüks turist otobüsüyse- televizyonda mutlaka Laos şarkıları ve klipleri dönüyor. Başlarda çok hoşumuza gitse de kilometreler ve saatler boyunca başa döne döne aynı klipleri ve şarkıları izleyip dinlemekten bir süre sonra gına geldi. Bir de gece otobüslerinde sabaha dek çalan şarkılar sayesinde uykuda Lao’ca öğrenip, bir sabah uyanınca direk Lao’ca konuşmaya başlayacağız şeklinde bir teorim vardı ama gerçekleşmedi malesef.

12 saatimizi geçireceğimiz Luang Prabang otobüsü

12 saatimizi geçireceğimiz Luang Prabang otobüsü

Luang Prabang’da, bu maceralı ve uykusuz gecenin sonunda hakettik diyerek seyahatimizin en pahalı oteline, yani Cold River Guesthouse’a yerleşiyoruz. Pahalı dediğim de iki kişilik bir odanın gecelik fiyati 20 Euro. Mekong ırmağı manzaralı büyük terasına vuruluyoruz aslında bu odanın. Biraz dinlenip kendimize geldikten sonra UNESCO Dünya Mirasları listesinde yer alan Luang Prabang’i keşfe çıkıyoruz.

Laos uzun yıllar Fransız kolonisi olduktan sonra 1953’te bağımsızlığını kazanmış. Bir müddet hüküm süren monarşi sisteminden sonra komünist bir parti yönetimi ele almış. Günümüzde tek partili sosyalist bir yönetim şekli var bu ülkede.

Luang Prabang Laos’un belki de en çok turist çeken şehri. Kısa süreliğine uğrayanlarda ziyareti birazcık daha uzatma isteği doğuran, hem çok egzotik ve Asyalı ama aynı zamanda Avrupai bir şehir. Şehirde hala bol miktarda Hindiçini havası var. Eski ama son derece bakımlı Fransız villalarıyla dolu sokaklarda, palmiye ağaçlarının arasından yürürken ya da bir Fransız kafesinde kruasan eşliğinde kahvenizi içerken sanki bir köşeden Catherine Deneuve çıkıverecekmiş gibi (Tamam, tamam, 1992 yapımı Indochine filmi Laos’ta değil Vietnam’da geçiyordu. İzleyin derim bu arada). Ama sonra  palmiyelerle dolu sokak etkileyici Mekong ırmağına bağlanıyor ve yanınızdan geçen tuk-tuk sürücüsü “Helooo, where you going?’ diye sesleniyor ve kendinizi tekrar Asya’da buluveriyorsunuz.

Luang Prabang sokakları

Luang Prabang sokakları

Luang Prabang sokakları

Luang Prabang sokakları

Luang Prabang’daki ilk günümüzü villalar ve palmiye ağaçları arasında dolaşarak, şehrin meşhur tapınaklarını ziyaret ederek (Wat Xieng Thong özellikle güzel), nehir kıyısındaki açık hava lokantalarında bol bol karpuzlu shake içerek geçiriyoruz. Gün batımını izlemek üzere bir tepenin üstünde kurulu Wat Tham Phu Si tapınağına çıktığımızda bizi tepede en az yüz kişilik turist grubu bekliyor. Genelde Asya’daki tüm meşhur gün doğumu- gün batımı noktalarında karşılaştığımız tipik manzara bu: ellerinde fotoğraf makinesiyle bekleşen yüzlerce turist. Biz de aralarına katılıp bir iki fotoğraf çekiyoruz ama açıkçası güneşin batışı pek de etkileyici değil bu noktada. Ama tapınağın kendisi ve şehrin tepeden kuş bakışı görüntüsü gayet hoş, ziyarete değer. Akşam yemeğimizi merkezdeki bir lokantada yedikten sonra (tabii ki geleneksel sticky rice yani yapışkan pirinç ve buharda haşlanmış sebzeler), Hmony gece pazarını dolaşıyoruz biraz. Bangkok ve Chiang Mai’dakinden daha küçük bir pazar ama fiyatlar oralardan daha ucuz.

Karpuzlu shake, kartpostallar ve Mekong manzarası...

Karpuzlu shake, kartpostallar ve Mekong manzarası…

Wat Tham Phu Si Tapınağı'ndan Luang Prabang'ın kuşbakışı görünüşü

Wat Tham Phu Si Tapınağı’ndan Luang Prabang’ın kuşbakışı görünüşü

İkinci günümüzün sabahı pahalı otelden ayrılıp hemen karşıdaki daha ucuz bir otele yerleşiyoruz: Sysmophone Otel, iki kişilik klimalı oda gecelik 10 Euro. Sonra bir motosiklet kiralayıp (günlük kira 13 Euro, Chiang Mai’ın üç katı daha pahalı!) meşhur Kuang Si şelalesine gidiyoruz. Hayatımda gördüğüm en güzel şelale ve küçük doğal havuzlarla karşılaşıyorum burada. 40 derecelik Laos sıcağında, turkuaz renkli bu gölcüklerin serin sularına dalmak anlatılamaz, yaşanır ancak. Burası milli bir park ve turistlerin yanısıra her gün bir çok lokal ziyaretçi de piknik yapıp serinlemeye geliyor buraya. Ama şaşırtıcı biçimde temiz ve bakımlı bir yer. Tüm günü yüzüp serinleyerek, şelaleler arasında gezinerek, tepeye tırmanıp orman yürüyüşü yaparak geçiriyoruz. Luang Prabang’da iseniz kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir yer.

Kuang Si Şelalesi

Kuang Si Şelalesi

Kuang Si Şelalesi

Kuang Si Şelalesi

Şelalede oyun oynayan çocuklar

Şelalede oyun oynayan çocuklar

Şelalede oyun oynayan Til

Şelalede oyun oynayan Til

Şehre dönüşte motosikleti teslim ettikten sonra Mekong kıyısındaki açık hava restoranlarından birinde ilk Asya barbeküsü (Asian Barbecue) tecrübemizi yaşıyoruz. Ortaya gelen barbekü kabının çukur kısımlarını çorba suyu ile doldurup içine önümüze pişmemiş olarak gelen sebzeleri ve noodle’lari atıyoruz. Barbekünün tepe kısmına ise yine ciğ gelen balık ve tavuklar konulup pişiriliyor. Yerel halkın da çok sevdiği bir yemek türü bu ve lokantada bizim dışımızdakiler oralı aileler hep. Barbekü eğlenceli ve lezzetli ama o sıcakta barbekü başında oturmak 1 saatten fazla yapılabilecek bir şey değil ne yazık ki. Neyse ki serinlememize yardımcı Laos biraları var, Beer Lao favorim.  Yemekten sonra bir kez daha gece pazarını dolanıp hediyelik eşya alışverişimizi yapıyor ve son gecemizde biraz da gece hayatını araştırmak için meşhur sırtçantalı barı Utopia’ya gidiyoruz.  Gayet rahat, hafif salaş ama güzel bir bar burası. İç avluda kalabalık turist grupları masaların etrafını çevirmişler, diğer sırtçantalılarla tanışmak için uygun bir yer anlaşılan. Ama biz daha romantik ve sakin olan dış terası tercih ediyoruz. Mekong’un hemen kıyısında biraz yüksekçe bir teras burası ve yerlere atılan minderlerin üzerine uzanıp ay ışığı ve mum ışığında  Beer Lao’larınızı yudumlamak için ideal! Gecenin sonunda Laos’lu bir kaç genç ortada küçük bir break-dance şovu sergiliyorlar turistlerin alkışları arasında.

Ertesi sabah erkenden yollardayız yine. Bir sonraki durak: Parti ve tubing şehri Vang Vieng!

Tipik bir Laos yiyeceği: Muz yaprağına sarılmış yapışkan pirinç (sticky rice)

Tipik bir Laos yiyeceği: Muz yaprağına sarılmış yapışkan pirinç (sticky rice)

Asya Barbeküsü

Asya Barbeküsü

Gün batımında Mekong

Gün batımında Mekong