Author Archives: Şilan

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About Şilan

Ankara doğumluyum, Berlin'de yaşıyorum, boş zamanlarımda dünyayı gezmeyi ve seyahat günlükleri tutmayı, bir de yoga yapmayı seviyorum... Facebook: http://www.facebook.com/SeyahatGunlukleri

Macera Dolu Amerika 3: Washington DC ve Philadelphia

Standard

Tekrar merhaba,

Amerika şehirlerini keşfetmeye devam ediyoruz, önceki yazılarda herkesin merak ettiği ve muhtemelen Amerika’nın doğu tarafındaki ilk duraklar olan New York City ve Boston’ı anlatmıştım. Şimdi sırada yine o civardaki Washington DC ve Philadelphia var. Bu şehirlerin ikisine de hafta sonu ve günübirlik gittik, her ikisi de birer günde çok rahat gezilebilir. Sonraki yazıda ise Atlantic City, Princeton, Worchester  ve Maine eyaletindeki Ogunquit ve Portland var.

WASHINGTON DC

Bildiğiniz gibi Amerika’da eyaletler var, Washington ise Washington DC olarak geçiyor, bir eyalet değil. Merkezi hükümetin tüm eyaletlerden bağımsız olması için Washington DC, Maryland ve Virginia eyaletlerinden alınan kısımlar ile oluşturuluyor. Ayrıca ne yazık ki yine kafamızı daha fazla karıştırmak için bir adet eyalete de Washington ismini koymuşlar, o eyalet ülkenin kuzey batısında, Seattle şehrinin de olduğu eyalet. DC’nin açılımı District of Columbia, çünkü Columbia, Amerika için o dönemlerde kullanılan bir takma isim niteliğinde.

New York ile arası arabayla yaklaşık 4-5 saat.

Washington DC, politika şehri,  Ankara diyor herkes,bence değil ama neyse.

Washington dizileri: Scandal, 24, Bones, Covert Affairs, Criminal Minds, Lie to Me, Homeland, NCIS, Murphy Brown, X Files

Washington’daki turistik bölgeler bir arada, aşağıda haritasını görebileceğiniz Capitol, Washington Monument, Beyaz Saray, müzeler gibi. National Mall dedikleri yeşil bölge gerçekten yeşil, çim bir alan var, insanlar oyunlar oynuyorlar, köpeklerini, çocuklarını gezdiriyorlar vs.

FBI Genel Müdürlüğü burda.

Benim gitmeye fırsatımın olmadığı, ama çok güzel diye anlatılan Georgetown bölgesi de görülebilir.

Bölgedeki bütün müzelerin ismi Smithsonian, abartmıyorum. Müzeler ücretsiz.

http://www.smithsonian.org

Capitol

Capitol

Wahington Monument

Wahington Monument

Capitol binasından ve Washington Monument’tan (Dikilitaş) çok kısa bahsetmek istiyorum, Capitol binası hükümet binası, hem temsilciler meclisi hem de senato bu binada. Bilmeyenler, misal ben, ilk başta hep beyaz saray zannedermiş, alakası yok, beyaz sarayı görünce anlıyorsunuz. Capitol Beyaz Saray’dan çok daha büyük ve güzel. Rehberli turlar varmış, isteyen gezebilirmiş. Washington Monument(Dikilitaş)  ise Amerika’nin simgesi gibi bir şey olmuş, zaten şehirde bu ikisinden uzun bina yapmak yasakmış, yine Dikilitaş’ın biraz ilerisinde Lincoln Memorial ve çok büyük bir Abraham Lincoln heykeli var.

Beyaz Saray

Beyaz Saray

Beyaz Saray insanda biraz hayal kırıklığı yaratıyor, bu muymuş diyorsunuz, biraz küçük görünüyor, yine de gördüğünüz gibi Amerikan başkanının evine bu kadar yakınlaşabiliyorsunuz,denemedim ama Çankaya köşkünde durum nedir acaba. Ek olarak dikkatinizi çekerim, tarih 11 Eylül 2011. Obama evde değil, 11 eylül anısına New York’ta, evet çatıda makineli tüfekli elemanlar var, ama yine de.

National Museum of the American Indian

National Museum of the American Indian

Air and Space Museum-içi

Air and Space Museum-içi

Müzeler inanılmaz güzel, ama özel olarak Air and Space Museum’u öneriyorum, Wright kardeşlerin kullandığı ilk uçaktan tutun da Discovery uzay mekiğine kadar inanılmaz şeyler var.

PHILADELPHIA

Bruce Springsteen’in “Streets of Philadelphia” şarkısını dinlediniz mi? Tom Hanks’in filmi “Philadelphia”’yı gördünüz mü? Eğer cevabınız hayırsa, önce bunları yapın, yazıyı sonra okuyun derim, çünkü her iki eser de muhteşemdir, bu yazıya bin basar.

Philadelphia yine söylenişi zor olan yerlerden biri, zaten halkı “fili” deyip geçiyor, üşenmiş adamlar her seferinde Philadelphia demeye. Pennsylvania eyaletinde. Amerika’nın bağımsızlığıyla ilgili Philadelphia’nın önemi büyük; orjinal ABD’ni oluşturan 13 koloni bağımsız birer devlet olduklarını ilk kez Philadelphia’da Özgürlük Bildirisi’ni imzalayarak resmen deklare ediyorlar,  anayasa ilk olarak Philadelphia’da oluşturuluyor ve ayrıca şehir uzun bir süre ABD’nin başkenti olarak görülüyor. İsminin kökeni ise Yunanca sevgi (phila) ve kardeşlik (adelphos) kelimelerine dayanıyor.

Aynı zamanda bir peynir markasıymış, bir de alakasız ama “Philadelphia deneyi” varmış, 2. Dünya savaşı sırasında yapılmış, bir gemi ışınlanmaya çalışılmış, ama başarısız olmuş vs vs.

Evrensel insan hakları beyannamesi’nin ilk açıklandığı yermiş, hani şu ‘bütün insanlar kanunlar önünde din, dil, ırk, cinsiyet ayırmadan eşittir’ diyen.. Philadelphia filminin burada geçmesinin sebebi de bu konusu itibariyle.

Bir yerde okudum, Philadelphia Amerika’nın Bursa’sıdır, hem homoseksüel popülasyonu, hem kendine özgü gıdaları(cheese steak), hem de Bursa gibi büyük şehirlere olan yakınlığı sebebiyle. (New York City’e 2 saat mesafede) Ben Bursalıyım, bu konuda objektif olamam, ayrıca Philadelphia’ya günübirlik gittim, bu sebeple bunun kararını gitmiş ve gidecek olanlara bırakıyorum.

Philadelphia dizileri: Body of Proof, Cold Case, It’s always Sunny in Philadelphia

Müzeleri ve sanata olan saygısı meşhur. Şehirde Edgar Allan Poe’nun evi de gezilebilmekte.

Liberty Bell-Özgürlük Çanı

Liberty Bell-Özgürlük Çanı

How I Met Your Mother dizisini izliyor musunuz? Bu dizinin bir bölümünde iki eleman Philadelphia’ya giderler, orda özgürlük çanının korumasıyla tanışırlar, ve gece kapalıyken gidip gizlice özgürlük çanını yalarlar, o günden beri ben de hep gidip görmek istemiştim, yaladım mı derseniz hayır 🙂 Bu çan Amerika’nın özgürlüğünü simgeliyor, fotoğrafta gördüğünüz çatlak da meşhur, 1751’de İngiltere’de yapılan bu çan, Amerika’ya yolculuğu sırasında çatlamış, Amerika da İngiliz İmparatorluğu döneminde imparatorluk içinde bir çatlakmış, böyle deyip çan bizi simgeliyor demişler, mutlu olmuşlar.

Şehirde turistik aktivite olarak Boston’da yapılanın aynısı Duck tour yapılabiliyor. Avantajı Delaware nehrinden geçiyorsunuz, nehir çok kirli söyleyeyim. Ek olarak faytonlarla da gezebiliyorsunuz, fayton şoförü önemli yerlerde durup size bir nevi rehberlik de yapıyor.

Philadelphia’nın cheese steak’i meşhur, ekmek arası sandviç, eti kokoreç gibi ince ince doğruyorlar, üstüne de peynir eritiyorlar, biber, soğan, isteğe göre değişik soslar ekliyorlar, oluyor sana cheese steak. Gerçekten çok lezzetli. Bizim gittiğimiz yerde (Steaks on South) 40 dakika sıra bekledik misal.

http://www.steaksonsouth.com/

Cheese Steak Sırası

Cheese Steak Sırası

Anlatılmaz yaşanır, yaşanmaz yenir.

Anlatılmaz yaşanır, yaşanmaz yenir.

South Street denen canlı evlerin, cafelerin olduğu güzel bir sokak var, bizim cheese steak yediğimiz Steaks on South da burada, burayı da görün mutlaka.

South Street

South Street

Rocky de bu şehirde geçiyor, buraya kadar gelip de bu filmi anmamak olmazdı, Rocky’nin zafer inancıyla koşarak inip çıktığı merdivenlerden biz de inip çıktık, birbirimize göstermelik birkaç yumruk salladık, Adriaaan diye bağırdık 🙂

Rocky’nin filmde koşarak çıktığı meşhur merdivenler-Aslında burası Arts Museum

Rocky’nin filmde koşarak çıktığı meşhur merdivenler-Aslında burası Arts Museum

Rocky heykeli

Rocky heykeli

Bir de bir öneri, Deleware nehrinin öbür tarafındaki Camden şehrine geçmeyin, biraz tehlikeli deniyor.

Gelecek yazıda buluşmak üzere.

Yazan: Ceren Aydın

Pokhara ve Himalayalar’da Dağ Yürüyüşü

Standard

Eylül 2010

Nepal’de Kathmandu’dan sonraki ikinci durağımız Pokhara. Pokhara zaten güzel ve görülmeye değer bir şehir, bir göl şehri olduğu ve Himalayalar’ın eteklerinde  bulunduğu için de aynı zamanda soluklanmak, mola vermek için harika bir durak. Ama Pokhara’yı işlek ve kalabalık bir turist şehri haline getiren en önemli etken meşhur Annapurna yürüyüşleri için başlangıç noktası olması.

Pewa Gölü Kıyısı

Pewa Gölü Kıyısı

Kathmandu otobüs maceramızdan sonra gözümüz korkmuş olmalı ki paşa paşa bir turist otobüsüne pahalısından biletimizi alıyoruz, klimalı rahat ve turistik ortamda halktan kopuk bir 7 saatlik yolculuk sonrası Pokhara’ya varıyoruz. Neredeyse ilk gördüğümüz otele yerleşip (sadece bir gece kalıp Annapurna yürüyüşüne çıkacağımız için çok seçici değiliz otel konusunda), hemen kendimizi Pewa Gölü kıyısına atıyoruz. Bir bot kiralayıp göle açılıyoruz ve güneşin batışını beklemeye başlıyoruz. Tam gün batımında şansımıza gözkyüzündeki muson bulutları dağılıveriyor ve Himalayalar ilk kez yüzünü gösteriyor bize. Tam anlamıyla büyüleyici…

Pewa Gölü'nde Gezinti

Pewa Gölü’nde Gezinti

Gölde gün batımı

Gölde gün batımı

Ertesi sabah erkenden kendimizi Annapurna yürüyüşü izinlerini vermekle yetkili ofise atıyoruz. Bir pasaport, bir resim ve 35 Euro karşılığı yarım saatte izinler elimizde. 5 günlük Annapurna yürüyüşümüze başlıyoruz! Poonhill-Ghandrak rotasındaki kısa turu gerçekleştireceğiz. Büyük sırt çantalarımızı yanımızda taşımamak için geceyi geçirdiğimiz otele bıraktık, dönüşte almak üzere. Yanımıza mümkün olduğunca hafif çantalar alıyoruz, Til’deki sırt çantası 8kg civarı, benimki 4kg. Ağır sırt çantalarını yanına almak isteyenler için bir alternatif taşıma yöntemi “şerpa” denilen yerli yük taşıyıcılarını kiralamak. Biz kendi çantamızı kendimiz taşırız dedik ve yanımıza sadece yedek bir iki giysi ve bol bol bisküvi, çikolata aldık. Dağ köylerinde bu tip yiyecekler çok pahalı ve uzun yürüyüşlerde de mutlaka enerjiye ihtiyaç oluyor. Pokhara’dan stoklamak daha ekonomik.

İlk yürüyüş günümüze Pokhara’dan minübüsle ulaştığımız Nayapul’da başlıyoruz (1025m yükseklikte) ve günü 1540m yükseklikteki Tikhedunga’da noktalıyoruz. 5-6 saat civarı yürüdük ve ilk gün olduğu için çok zorlamadık kendimizi. Yol da fazla dik ya da engebeli olmadığı için ilk gün yürüyüşünü sancısız atlatmış oluyoruz. Annapurna yürüyüş yolları boyunca geceyi geçirebileceğiniz küçük dağ pansiyonları var. Genelde yerli halk kendi yaşadıkları evleri büyüterek pansiyona çevirmiş, aile tesislerinde kalınıyor yani. Konaklama fiyatları inanılmaz ucuz, gecelik 1 Euro’ya oda bulduk bir seferinde. Ama akşam yemeği ve kahvaltıyı kaldığın pansiyonda yemek zorundasın (yazılı bir kural yok ama herkes böyle olması gerektiğini biliyor her nasılsa) ve işletmeciler asıl parayı yemeklerden kazanıyor. Yine de herşey çok ucuz, genelde konaklama ve yemekler dahil iki kişi toplam 5-10 Euro’yu geçmiyor günlük harcamalarımız. Bu dağ pansiyonlarında lüks aramamak lazım. Temiz ama gayet basit herşey, yemeklerden odalara kadar. Zaten akşamları bir pansiyona varır varmaz karınları doyurduktan sonra direk sızılıyor yorgunluktan. Yani lüks ya da konfor aramaya bile hali kalmamış oluyor insanın tüm gün dağlarda yürüdükten sonra.

Ve dağ yürüyüşü başlıyor...

Ve dağ yürüyüşü başlıyor…

İkinci gün sabah 7’de yollara düşüyoruz. En zorlu yürüyüş günü bu gün, 1540 metreden 2860 metreye çıkacağız. 5-6 saatlik yürüyüşün ilk 3 saati çok dik basamaklı bir yolu tırmanarak geçiyor. Günün sonunda Ghorepani’de kendimizi bir pansiyona attığımızda bacaklarımı hissetmiyorum bile artık. Ama sonra pansiyon odasının perdesini açtığımızda tüm yorgunluğu unutuyoruz: Karşımızda tüm güzelliği ve heybetiyle Himalayalar’ın karlı tepeleri duruyor. Bu harika manzarayı izlemeye doyamadan uykuya dalıyoruz, ertesi sabah gün aydınlanmadan kalkıp 500 metre daha tırmanmamız lazım, meşhur Poon Hill’de güneşin doğuşunu izleyeceğiz!

Zorlu tırmanış... Bu şekilde 1300 metre tırmandık.

Zorlu tırmanış… Bu şekilde 1300 metre tırmandık.

Ama yollarda karşımıza çıkan dağ köyleri çok güzeldi...

Ama yollarda karşımıza çıkan dağ köyleri çok güzeldi…

Üçüncü gün sabah 4’te kalkıp tekrar tırmanışa başlıyoruz. Yükseklik arttıkça hava soğuyor, neyse ki yanımıza aldığımız tüm t-shirtleri ve hırkaları üstüste giyip kendi çapımızda kışlık kıyafet yapmış durumdayız. Bizimle birlikte o saatte Poon Hill’e tırmanan en az 100-150 turist daha var. Ne de olsa buradan güneşin doğuşunu seyretmek olmazsa olmaz bir turistik aktivite. 3200 metre yükseklikteki Poon Hill, Annapurna dağ sıralarının 8000 metre yüksekliğindeki iki zirvesini de içine alan panoramanın izlenebileceği nadir noktalardan biri. Hele de gün doğumunda tadına doyum olmuyor haliyle. Yüzlerce diğer turistle birlikte güneşin doğuşunu izleyip, bol bol fotoğraf çekip Poon Hill’den ayrılıyoruz. Gün yeni başlıyor, yolumuz uzun. Üçüncü günümüzde rekorumuzu kırıp 8 saat boyunca yürüyoruz, neyse ki yol bir gün önceki gibi dik ve engebeli değil. Akşama doğru, tam da yağmur başlamışken, gece konaklayacağımız dağ köyüne varıyoruz, Tadapani (2630m). Yağmur demişken, Annapurna yürüyüşü yapacaksanız muson dönemine denk getirmemenizi öneririm. Muson yağmurları altında dağ ve orman yolları yürünmesi oldukça zor bir hal alabiliyor. Daha da kötüsü bulutlu havalarda Annapurna manzaralarını göremeyebilirsiniz ki bu da yürüyüşün en önemli kısmı zaten. Muson yağmurları bu bölgede Eylül sonunda bitiyor. Biz oradayken henüz tam kesilmemişti yağmurlar ama şansımıza hep geceleri yağdı, yürüyüş planımızı ve manzarayı çok etkilemedi. Tadapani’de kaldığımız pansiyon da gayet güzel dağ manzaraları sunuyor bize…

Ghorepani - Odamızın camından muhteşem Himalaya manzaraları...

Ghorepani – Odamızın camından muhteşem Himalaya manzaraları…

Poon Hill'de Gün Doğumu

Poon Hill’de Gün Doğumu

Dördüncü gün inişe geçiyoruz. Günlerdir dik yolları tırmanırken bundan daha zoru olmaz artık diye düşünmüştük ama iniş çok daha zormuş meğer. Buna karşılık iniş yolu o kadar güzel ki etrafı seyredalmışken şikayet etmeyi unutuyoruz. 2000 metre civarında bir yükseklikte bir orman yoluna giriyoruz. Dar patikalar, üstünden atlanması gereken şelale ve ırmaklar, maceralı da bir yol yani. Bu arada ağaçlardaki büyük, beyaz maymunları farkediyoruz. Bir de zaman zaman önümüzden hızla kayıp geçen yılanlar var, ormanda gördüğümüz vahşi hayat bundan ibaret. Günü, Annapurna maceramızdaki son mola yerimiz olan Syuali Bazaar’da noktalıyoruz ve geceyi pirinç tarlaları arasında küçük bir köy evinde geçiriyoruz.

Annapurna Yürüyüş Yollarından Manzaralar

Annapurna Yürüyüş Yollarından Manzaralar

Annapurna Yürüyüş Yollarından Manzaralar

Annapurna Yürüyüş Yollarından Manzaralar

Annapurna Yürüyüş Yollarından Manzaralar

Annapurna Yürüyüş Yollarından Manzaralar

Beşinci ve son günümüzde sabah erkenden yola düşüp öğleye doğru bitiş noktası olan Birethanti’ye varıyoruz. Buradan Pokhara’ya kalkan özel cipler var ama çok pahalı fiyat söylüyorlar, biz de yol kenarına çıkıp geçen otobüslerden birini durduruyoruz. Fiyat çok daha ucuz ama 4-5 saati kaynayan bir motorun üzerine sıkışmış olarak geçiriyorum, indiğimde benzin kokusundan hafif kafayı bulmuş durumdayım. Annapurna yürüyüşü tek kelime ile harika geçti bizim için ve tüm Hindistan-Nepal seyahatimizin favorilerinden biri oldu. Ama aynı zamanda da oldukça yorucu bir aktiviteydi, bu sebeple Pokhara’da bir kaç gün daha kalıp dinlenmeye karar veriyoruz.

Yemyeşil bir bahçe içindeki Yeti Guesthouse’a yerleşiyoruz. Gayet uygun fiyatlı, temiz ve rahat bir pansiyon. Bir de bahçesinde  Osho Meditasyon Merkezi var ama burada bir kez yoga dersine katıldım ve pek memnun kalmadım. Fiyat da pahalı sayılırdı. Pokhara’da günlerimizi dinlenerek geçirmeye karar verdik güya ama yan gelip yatma özürlü olduğumuz bir kez daha ispatlanıyor: İlk günümüzde hemen bir motosiklet kiralayıp etrafi keşfe çıkıyoruz. Davis Falls ve International Mountaineering Museum görmeye değer. İkinci günümüzde yine hızımızı alamayıp yamaç paraşütü yapmaya karar veriyoruz. Pokhara’da yamaç paraşütü yapmak oldukça popüler bir turist aktivitesi, yamaç paraşütü organizasyonu yapan onlarca tur şirketi var. Genelde hepsinin şartları ve fiyatları da benzer, biz de içlerinden birini rasgele seçiyoruz. Sarangkot tepesinden Pewa gölü üzerine atlıyoruz, manzara sisli havaya ragmen güzel. Organizasyon çok profesyonel, hocaların hepsi Batı’dan ithal 🙂 20 dakika filan uçuyoruz. Ben daha önce Fethiye’de Ölüdeniz’de de yapmıştım yamaç paraşütü. Nepal’deki daha hoşuma gidiyor çünkü hem daha uzun sürüyor, hem de hoca bir ara paraşütü benim kullanmama izin veriyor. Pokhara’daki son günümüzde de Pewa Gölü’nden bir tekne kiralayıp karşı kıyıdaki World Peace Pagoda’ya gidiyoruz. Karşı kıyıya geçtikten sonra tekneyi parkedip Pagoda’nin bulunduğu tepeye bayağı bir yokuş tırmanmak gerekiyor ama tepedeki manzaraya değiyor doğrusu.

Ertesi sabah Chitwan şehrine doğru yola çıkacağız, buradaki vahşi hayat parkını görmek için. Ama alışılmamış bir seyahat yöntemi seçiyor ve Pokhara’dan Chitwan’a rafting yaparak gitmeye karar veriyoruz. Bu hikaye de bir sonraki yazıya…

Son olarak Pokhara’da yeme-içme ile ilgili kısa bir not: Bu şehir özellikle Annapurna yürüyüşünde Thal yemekten bunalmış olan turistler için bir yemek cenneti. Nepal ve Hint yemeklerinin yanısıra, hamburger, pizza, makarna gibi batı dünyası yemeklerini yapan bir çok restoran var; kek, pasta ve hatta Alman ekmeği bulabileceğiniz fırın ve pastaneler de cabası. Ama benim buradaki favorim Everest Steakhouse’daki 5cm kalınlığındaki biftekler oldu. Bir buçuk aydır Hindistan’da hiç kırmızı et yememiş olmamızın da bunda etkisi var sanırım.

Pokhara Semalarında Yamaç Paraşütü

Pokhara Semalarında Yamaç Paraşütü

Yeti Guesthouse'un Bahçesinde Seyahat Günlüğümü Yazarken...

Yeti Guesthouse’un Bahçesinde Seyahat Günlüğümü Yazarken…

Everest Steak House'un Meşhur Biftekleri

Everest Steak House’un Meşhur Biftekleri

World Peace Pagoda

World Peace Pagoda