Category Archives: Sırt Çantasıyla Güney Asya

Laos Macerasında İlk Durak: Laos’un İncisi Luang Prabang

Standard

30. 04 – 01.05 2012

Chiang Mai’dan Laos sınırına ulaşım ayarlamak turistler için oldukça kolay. Etraftaki tur acentalarından ya da kendi otelinizden sizi sınıra kadar götürecek minibüsler ayarlanabiliyor. Biz kaldığımız otel vasıtasıyla kişi başı 10 Euro’ya bizi sınıra kadar götürecek klimalı bir turist minibüsü buluyoruz. Sabah saat 10’da minibüs bizi otelden alıyor, etraftaki diğer otellere de uğrayıp minübüsü turist yoldaşlarla doldurduktan sonra 6 saatlik yolculuk başlıyor. Şöförün bize bir de sürprizi var. Yol üzerinde Chiang Rai’daki muhteşem Beyaz Tapınak’ta (White Temple -Wat Rong Khun) fotoğraf molası veriyoruz. Yarım saat kadar tapınağı ziyaret edip fotoğraf çektikten sonra yola devam ediyoruz. Minübüs bizi sınıra yakın bir yerde bırakıyor. Buradan yürüyerek Laos ve Tayland arasında sınır işlevi gören Mekong Irmağı’na ulaşıyoruz. Tayland sınır ofisinde çıkışımızı yaptırıp ırmak kenarındaki hareket etmeye hazır ilk bota atlıyoruz. 5-10 dakikalık bir bot yolculuğundan sonra Laos tarafında, Huay Yai’dayız.

Chiang Rai'daki Beyaz Tapınak

Chiang Rai’daki Beyaz Tapınak

Sınırda bizi Laos tarafına geçirecek olan bota binmek üzereyken...

Sınırda bizi Laos tarafına geçirecek olan bota binmek üzereyken…

Merhaba Laos 🙂

Laos için vizelerimiz önceden hazırdı, bu yüzden sınırdaki vize ofisinde fazla oyalanmıyor ve bir an önce hemen o akşam hareket edecek bir Luang Prabang otobüsü aramaya başlıyoruz. Luang Prabang’a yaklaşık 16 saatlik bir yolumuz var ve bu gece hareketli bir gece otobüsüne binmek bize hem zaman kazandıracak hem de bir gecelik otel masrafından kurtulmuş olacağız. Ama bir kaç acentaya bilet sorduktan sonra öğreniyoruz ki o akşam buradan Luang Prabang’a hareket eden tek bir otobüs var ve biletler bitmiş durumda. Mecbur geceyi burada geçireceğiz artık derken, önünden geçtiğimiz son bir acentaya daha giriyoruz öylesine ve orada bize başka bir alternatif sunuyorlar. Küçük bir minivan ile bir sonraki şehire gideceğiz, o şehirden saat 21:00’da bir otobüs geçecek, o otobüsü yakalayıp binmeye çalışacağız. Şansımızı deneyelim diyerek yola çıkıyoruz ve saat 21’dan önce bahsi geçen şehirdeki otobüs durağına varıyoruz. Bu arada hava kararmış ve bir muson fırtınasının ilk belirtileri havada. Derme çatma otobüs durağında kimsecikler yok, gişeler kapalı, biletimiz yok, otobüsün gelip gelmeyeceğinden bile emin değiliz. Yarım saat kadar bekliyoruz, tam çok şiddetli bir muson fırtınası bastırmışken karanlığın içinden bir otobüs beliriyor. Sevinçle koşuyoruz otobüse ama o da ne: Otobüs hınca hınç dolu, hatta millet koltuklardan taşmış, koridorlara atılan plastik sandalyelerde ya da direk yerlerde oturuyorlar. Yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyor, fırtına almış yürümüş, bizim bu otobüse binmemiz lazım. Bu durakta inen bir grup turist olduğunu farkediyor ve bir umutla şöföre yanaşıyoruz, bizi de bir köşeye sıkıştırabilir mi acaba diye. Önce bilet yok filan diyor şöför ama biraz bekledikten sonra normalde böyle kalabalık ve konforsuz bir otobüs için yüksek bir fiyat olan kişi başı 10 Euro’ya yakın korsan bilet parası ödeyip kendimizi otobüste buluyoruz. Ben şansıma henüz inen birinden boşalmış bir koltuğa ilişiyorum ama Til yolculuğun 6-7 saatlik bölümünü koridorda plastik bir tabure üzerinde bir sürü insanın arasına sıkışmış olarak geçiriyor. Bütün gece yağmur ve fırtına devam ediyor. Laos yolları oldukça virajlı, çoğu zaman asfalt bile yok. Sabaha kadar hoplaya zıplaya varıyoruz Luang Prabang’a. Ha bir de, sabaha kadar otobüsün radyosu açık ve radyoda Laos şarkıları çalıyor. Bu, Laos’ta bindiğimiz diğer tüm otobüslerde de böyle. Ya radyo ya da -lüks turist otobüsüyse- televizyonda mutlaka Laos şarkıları ve klipleri dönüyor. Başlarda çok hoşumuza gitse de kilometreler ve saatler boyunca başa döne döne aynı klipleri ve şarkıları izleyip dinlemekten bir süre sonra gına geldi. Bir de gece otobüslerinde sabaha dek çalan şarkılar sayesinde uykuda Lao’ca öğrenip, bir sabah uyanınca direk Lao’ca konuşmaya başlayacağız şeklinde bir teorim vardı ama gerçekleşmedi malesef.

12 saatimizi geçireceğimiz Luang Prabang otobüsü

12 saatimizi geçireceğimiz Luang Prabang otobüsü

Luang Prabang’da, bu maceralı ve uykusuz gecenin sonunda hakettik diyerek seyahatimizin en pahalı oteline, yani Cold River Guesthouse’a yerleşiyoruz. Pahalı dediğim de iki kişilik bir odanın gecelik fiyati 20 Euro. Mekong ırmağı manzaralı büyük terasına vuruluyoruz aslında bu odanın. Biraz dinlenip kendimize geldikten sonra UNESCO Dünya Mirasları listesinde yer alan Luang Prabang’i keşfe çıkıyoruz.

Laos uzun yıllar Fransız kolonisi olduktan sonra 1953’te bağımsızlığını kazanmış. Bir müddet hüküm süren monarşi sisteminden sonra komünist bir parti yönetimi ele almış. Günümüzde tek partili sosyalist bir yönetim şekli var bu ülkede.

Luang Prabang Laos’un belki de en çok turist çeken şehri. Kısa süreliğine uğrayanlarda ziyareti birazcık daha uzatma isteği doğuran, hem çok egzotik ve Asyalı ama aynı zamanda Avrupai bir şehir. Şehirde hala bol miktarda Hindiçini havası var. Eski ama son derece bakımlı Fransız villalarıyla dolu sokaklarda, palmiye ağaçlarının arasından yürürken ya da bir Fransız kafesinde kruasan eşliğinde kahvenizi içerken sanki bir köşeden Catherine Deneuve çıkıverecekmiş gibi (Tamam, tamam, 1992 yapımı Indochine filmi Laos’ta değil Vietnam’da geçiyordu. İzleyin derim bu arada). Ama sonra  palmiyelerle dolu sokak etkileyici Mekong ırmağına bağlanıyor ve yanınızdan geçen tuk-tuk sürücüsü “Helooo, where you going?’ diye sesleniyor ve kendinizi tekrar Asya’da buluveriyorsunuz.

Luang Prabang sokakları

Luang Prabang sokakları

Luang Prabang sokakları

Luang Prabang sokakları

Luang Prabang’daki ilk günümüzü villalar ve palmiye ağaçları arasında dolaşarak, şehrin meşhur tapınaklarını ziyaret ederek (Wat Xieng Thong özellikle güzel), nehir kıyısındaki açık hava lokantalarında bol bol karpuzlu shake içerek geçiriyoruz. Gün batımını izlemek üzere bir tepenin üstünde kurulu Wat Tham Phu Si tapınağına çıktığımızda bizi tepede en az yüz kişilik turist grubu bekliyor. Genelde Asya’daki tüm meşhur gün doğumu- gün batımı noktalarında karşılaştığımız tipik manzara bu: ellerinde fotoğraf makinesiyle bekleşen yüzlerce turist. Biz de aralarına katılıp bir iki fotoğraf çekiyoruz ama açıkçası güneşin batışı pek de etkileyici değil bu noktada. Ama tapınağın kendisi ve şehrin tepeden kuş bakışı görüntüsü gayet hoş, ziyarete değer. Akşam yemeğimizi merkezdeki bir lokantada yedikten sonra (tabii ki geleneksel sticky rice yani yapışkan pirinç ve buharda haşlanmış sebzeler), Hmony gece pazarını dolaşıyoruz biraz. Bangkok ve Chiang Mai’dakinden daha küçük bir pazar ama fiyatlar oralardan daha ucuz.

Karpuzlu shake, kartpostallar ve Mekong manzarası...

Karpuzlu shake, kartpostallar ve Mekong manzarası…

Wat Tham Phu Si Tapınağı'ndan Luang Prabang'ın kuşbakışı görünüşü

Wat Tham Phu Si Tapınağı’ndan Luang Prabang’ın kuşbakışı görünüşü

İkinci günümüzün sabahı pahalı otelden ayrılıp hemen karşıdaki daha ucuz bir otele yerleşiyoruz: Sysmophone Otel, iki kişilik klimalı oda gecelik 10 Euro. Sonra bir motosiklet kiralayıp (günlük kira 13 Euro, Chiang Mai’ın üç katı daha pahalı!) meşhur Kuang Si şelalesine gidiyoruz. Hayatımda gördüğüm en güzel şelale ve küçük doğal havuzlarla karşılaşıyorum burada. 40 derecelik Laos sıcağında, turkuaz renkli bu gölcüklerin serin sularına dalmak anlatılamaz, yaşanır ancak. Burası milli bir park ve turistlerin yanısıra her gün bir çok lokal ziyaretçi de piknik yapıp serinlemeye geliyor buraya. Ama şaşırtıcı biçimde temiz ve bakımlı bir yer. Tüm günü yüzüp serinleyerek, şelaleler arasında gezinerek, tepeye tırmanıp orman yürüyüşü yaparak geçiriyoruz. Luang Prabang’da iseniz kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir yer.

Kuang Si Şelalesi

Kuang Si Şelalesi

Kuang Si Şelalesi

Kuang Si Şelalesi

Şelalede oyun oynayan çocuklar

Şelalede oyun oynayan çocuklar

Şelalede oyun oynayan Til

Şelalede oyun oynayan Til

Şehre dönüşte motosikleti teslim ettikten sonra Mekong kıyısındaki açık hava restoranlarından birinde ilk Asya barbeküsü (Asian Barbecue) tecrübemizi yaşıyoruz. Ortaya gelen barbekü kabının çukur kısımlarını çorba suyu ile doldurup içine önümüze pişmemiş olarak gelen sebzeleri ve noodle’lari atıyoruz. Barbekünün tepe kısmına ise yine ciğ gelen balık ve tavuklar konulup pişiriliyor. Yerel halkın da çok sevdiği bir yemek türü bu ve lokantada bizim dışımızdakiler oralı aileler hep. Barbekü eğlenceli ve lezzetli ama o sıcakta barbekü başında oturmak 1 saatten fazla yapılabilecek bir şey değil ne yazık ki. Neyse ki serinlememize yardımcı Laos biraları var, Beer Lao favorim.  Yemekten sonra bir kez daha gece pazarını dolanıp hediyelik eşya alışverişimizi yapıyor ve son gecemizde biraz da gece hayatını araştırmak için meşhur sırtçantalı barı Utopia’ya gidiyoruz.  Gayet rahat, hafif salaş ama güzel bir bar burası. İç avluda kalabalık turist grupları masaların etrafını çevirmişler, diğer sırtçantalılarla tanışmak için uygun bir yer anlaşılan. Ama biz daha romantik ve sakin olan dış terası tercih ediyoruz. Mekong’un hemen kıyısında biraz yüksekçe bir teras burası ve yerlere atılan minderlerin üzerine uzanıp ay ışığı ve mum ışığında  Beer Lao’larınızı yudumlamak için ideal! Gecenin sonunda Laos’lu bir kaç genç ortada küçük bir break-dance şovu sergiliyorlar turistlerin alkışları arasında.

Ertesi sabah erkenden yollardayız yine. Bir sonraki durak: Parti ve tubing şehri Vang Vieng!

Tipik bir Laos yiyeceği: Muz yaprağına sarılmış yapışkan pirinç (sticky rice)

Tipik bir Laos yiyeceği: Muz yaprağına sarılmış yapışkan pirinç (sticky rice)

Asya Barbeküsü

Asya Barbeküsü

Gün batımında Mekong

Gün batımında Mekong

Bir Sırtçantalı Klasiği: Chiang Mai’da Kendini Aktiviteye ve Masaja Vurmak

Standard

26 – 29 Nisan 2012

Ayuthaya’dan bindiğimiz süper konforlu (bizim vagonda sabaha kadar 7 şiddetinde horlayan amcayı saymazsak) yataklı trenimiz sabah 10 civarı Chiang Mai’a varıyor. Bu arada bu yataklı tren için biletler kişi başı yaklaşık 20 Euro civarı.

Chiang Mai Sokakları

Chiang Mai Sokakları

Chiang Mai’ın eski şehir kısmının (old town) etrafı bir hendekle ve 700 yıl önce Burma istilasindan korunmak için yapılmış duvarlarla çevrili. Bu surların içinde kalan kısım aynı zamanda otel, restoran, kafe ve barların (ve tabii ki masaj salonlarının) yoğun olarak bulunduğu turistik bir bölge. Biz de önce biraz otel araştırması yapmak için bu bölgeye gelip, burada kalmaya karar veriyoruz. Turistik olmasına rağmen sakin, yeşil ve geniş bahçeli pansiyonları olan küçük sevimli sokaklarla çevrili bir yer burası, yani Khao San Road’la bir tutmamak lazım. Bir kaç otel ve pansiyona uğrayıp fiyat aldıktan sonra Eagle Guesthouse 2’de karar kılıyoruz. Yeşillik, büyükçe bir bahçenin içinde, bir kaç katlı, temiz ve sevimli bir otel bu. Klimalı, pencereli ve aydınlık, banyosu tuvaleti içinde, temiz bir iki kişilik odaya gecelik 8 Euro gibi çok ucuz bir fiyat ödüyoruz. Ucuz ve güzel otel bir yana, Chiang Mai tam bir kültür, aktivite şehri, yapılacak çok sey, gezilecek çok yer var. Böyle olunca durum, burada 3 gece kalmaya karar veriyoruz. (Normalde zaman kısıtlı olduğu için bir şehirde 2 geceden fazla kalmak lüks bize).

Chiang Mai’daki ilk günümüzü bir motosiklet kiralayıp etraftaki tapınakları ziyaret ederek, aralarda da kafe ve restoranlarda Pad Thai yiyip meyveli shake içerek ya da masaj salonlarında Thai masajının tadını çıkararak geçiriyoruz. Chiang Mai şehir merkezinde birbirine yakın mesafelerde pek çok tapınak var. Hepsinin mimari stili birbirine benziyor ve bu stil bizim çok hoşumuza gidiyor. Bunlar da budist tapınakları ama Hindistan’da gördüklerimizden çok farklılar. Daha sonra tespit edeceğimiz gibi Güney Asya’nın her budist ülkesinde tapınakların kendine özgü ve farklı mimari tarzları ya da dekoratif detayları var. Chiang Mai’ın sade ama ince motiflerle ve detaylarla süslü güzelim tapınaklarının bahçelerinde ve şehir sokaklarında sık sık budist keşişlere rastlıyoruz. Sonradan öğrendiğimize göre Güney Asya ülkelerindeki erkeklerin pek çoğu hayatlarının en azından bir kaç senelik bölümünü budist keşiş olarak geçiriyorlar. Kimi bir kaç sene yaşıyor bu hayatı, sonra normal hayatına dönüyor. Kimi de hayatlarının geri kalanını budist keşiş olarak geçiriyor. Turuncu giysileri, kazınmış saçlarıyla Chiang Mai sokaklarının vazgeçilmez bir parçası bu keşişler.

Chiang Mai'ın güzel tapınakları

Chiang Mai’ın güzel tapınakları

Chiang Mai'ın güzel tapınakları

Chiang Mai’ın güzel tapınakları

Chiang Mai'ın budist keşişleri

Chiang Mai’ın budist keşişleri

Daha ilk günümüzden, hangi gün hangi aktiviteyi yapacağımızı planlıyoruz burada. Masaj ve yoga kurslarından, orman trekkinglerine, bungee jumping’ten yemek ya da thai boxu kurslarına kadar sayısız alternatif var. Hepsini üç güne sığdırmak mümkün değil, bu yüzden aralarından ikisini seçiyoruz: “Flight of the Gibbons” adı ile pazarlanan orman uçuşu (Türkçe’ye tam çeviremedim şimdi ama açıklamasını yapacağım) ve Thai mutfağının inceliklerini öğreneceğimiz bir yemek kursu. Bu arada kurs demişken, Chiang Mai’ın çeşitli masaj okullarında Thai masajı öğrenmek batılılar arasında oldukça popüler. İlgilenenlere: Til’in de 2004 yılında 10 günlük bir eğitime katılıp Thai masajı öğrendiği şu masaj okulu iyiymiş diye duyduk: http://www.thaimassageschool.ac.th/our_course.php. Til de fena öğrenmemiş hani 🙂 Masaj öğrenmek için değil de yaptırmak için nerelere gidelim derseniz, Chiang Mai bu konuda bir cennet. Merkezdeki ve surların içindeki sokaklar masaj salonundan geçilmiyor. Bir kaç farklı salonda denedim, hepsinden de memnun kaldım. Zaten fiyatlar o kadar ucuz ki birkaç farklı alternatifi deneyip en çok hoşunuza gidende karar kılmak en mantıklısı. 1 saatlik Thai masajı ya da ayak masajı fiyatı 2 – 4 Euro arasında değişiyor. Benim favori masaj mekanım ise bir tapınak avlusunda yere atılmış minderlere uzanarak açık havada (klima yok ama fan var) masaj yaptırabileceğiniz Thai Healing Arts Association oldu. Hem fiyat çok uygundu (1 saatlik Thai ya da ayak masajı 3 Euro), hem de masörler çok iyiydi. Her gün en az bir kez ziyaret ettim kendilerini.

Chiang Mai’daki ilk akşamımızda merkezdeki gece pazarını geziyoruz önce. Oldukça büyük bir pazar, giysiden aksesuara, yeme-içmeden hediyelik eşyalara kadar herşey var. Bu pazarın içindeki Anusarn Market kısmındaki alanda büyükçe bir açık hava deniz mahsulu restoranı var. Akvaryumdan seçtiğiniz balıkları pişirip getiriyorlar önünüze. Tavsiye edilir. Yemekten sonra surların içindeki otel bölgemize geri dönüyoruz ama otele dönmeden önce biraz da gece hayatını gözlemleyelim diyerek otelimizin iki üç sokak yukarısındaki Zoe Bar’a gidiyoruz. Ölü sezon olduğundan mıdır bilmem, gece hayatı pek hareketsiz biz oradayken. Önünde, kapısında dikilip dans eden bir kaç insanın olduğu ve içeriden müzik sesi gelen tek mekan bu Zoe Bar, o yüzden direk giriyoruz buraya. Siparişimizi almaya gelen servis elemanı kara kaşlı kara gözlü, Türklere benzeyen bir genç. Ben “Yok artık, Chiang Mai’da bir Thai barında Türk çalışan olması ihtimali nedir ki, İtalyan İspanyol filandır belki’ diye kendi kendime düşünürken, Til de benimle aynı şeyi düşünmüş olmalı ki, yarım yamalak, yeni öğrendiği Türkçesiyle “Türksün?” diye soruveriyor çocuğa pat diye. Çocuk bir bana, bir Til’e bakıp “Vaay, hoşgeldin enişte” diyor gülerek 🙂 Biraz muhabbet ediyoruz, barda başka bir iş arkadaşına daha sesleniyor bizimle tanıştırmak için, o da Türkmüş. “Burada hem çalışmak kolay, hem para kazanıyoruz, hem de tatil yapıyoruz” diyorlar. Vakit geceyarısını geçince etraftaki barlarda, sokaklarda bir hareketlenme oluyor. Ama bize bu kadar gece hayatı yeter deyip, otelimize dönüyoruz. Ertesi günkü orman uçuşu aktivitesi için sabah erkenden kalkmak lazım ne de olsa.

Chiang Mai sokaklarındaki tüm seyahat acentalarının vitrinlerinde boy boy tanıtımları olan “Flight of the Gibbons”, “Jungle Flight” gibi isimlerle anılan orman uçuşu aktivitesi çok popüler. Biraz pahalı gerçi ama bence değdi, cidden adrenalini bol ve eğlenceli bir tecrübe, hem de Chiang Mai’da orman havasını da almış olduk böylece. Bir kaç acenta dolaşıp fiyat aldıktan sonra biriyle anlaştık ve yarım günlük (ulaşım dahil 6 saat civarı sürüyor) versiyonuna kişi başı 54 Euro ödedik. Bu fiyata ulaşım, öğle yemeği ve hediye bir T-shirt dahil. Sabah 7:30’da tur görevlisi bizi arabayla otelimizden alıyor. Az ileride başka bir otelden iki turist kızı daha alıyoruz, grup arkadaşımız olacaklarmış. 4 kişilik bir grup olarak, 45 dakika filan uzaklıktaki ormanlık alana gelince önce kostüm ve ekipmanları donanıyoruz. Orman uçusu denilen bu aktvite şöyle: Ormanda büyükçe bir alanda çeşitli ağaçların arasına ipler gerilmiş ve bu iplerden kayarak ağaçtan ağaca uçuyor, böylece ormanı gezmiş oluyorsunuz. Tabii bazen 50 metreyi bulan yüksekliklerden hızla kayarak karşı ağaca ulaşırken ormana bakınmaya pek firsatı olmuyor insanın. Ama aralarda bir ağaçtan öbürüne yürümek gerektiğinde orman yürüyüşünü de hafiften aradan çıkarmış oluyorsunuz. Aktivite boyunca bize  4 kişilik profesyönel bir ekip eşlik ediyor, neyi nasıl yapmamız gerektiğini gösterip güvenliği sağlıyorar. Bu aktivitenin bir de tam günlük olanı var, arada bazı şelaleler ziyaret ediliyor, daha fazla sayıda ağaç arasında uçuluyor filan. Ama bize yetti 6 saat. Bir de aktiviteden önce fazla yemek yemeyin derim, midesi hassas olanlar için bu uçuşun kendisi zaten yeterince zorlayıcı bir aktivite, yemek işini uçuş sonrası gidilen ufak bir köy restoranındaki fiyata dahil öğle yemeği kısmına saklayın bence. Aşağıdaki resimlerde orman uçuşunun nasıl birşey olduğu biraz daha net görülebilir.  Günün geri kalanını masaj salonlarında ve Chiang Mai sokaklarında geçiriyoruz. Akşam yemeğinde bu sefer yine gece pazarının içindeki Sila-Aat balık restoranındayız, ızgarada balıklar çok lezzetli.

Orman Uçuşu (nam-ı diğer Jungle Flight)

Orman Uçuşu (nam-ı diğer Jungle Flight)

Ağaç platformları arasında yürüyüş

Ağaç platformları arasında yürüyüş

Jungle Flight

Jungle Flight

Chiang Mai’daki son günümüzde sabahtan bir motosiklet kiralayıp Doi Suthep’teki Wat Phra That tapınağını ziyaret ediyoruz. Motosikletle rahatlıkla yolculuk edilen bu orman yolu çok güzel manzaralı. Dönüşte Chiang Mai Üniversitesi’nin kampüsünü de şöyle bir turluyoruz, hazır ayaklarımız yerden kesilmişken. Oldukça büyük, yeşil ve etkileyici bir kampüs. Öğleden sonra Thai yemekleri pişirme kursumuz var. Etrafta pek çok yemek kursu mevcut, tam gün ya da yarım gün yapılabiliyor bu kurslar, biz yine yarım gün olanı tercih ediyoruz: Asian Scenic Thai Cooking’de kişi başı 16 Euro’ya. Öğleden sonra saat 4 gibi başlıyor kurs, önce yemeklerin pişirileceği yeşillik bir bahçede buluşup kurs hocamız ve grup arkadaşımızla tanışıyoruz; tek başına sırtçantasıyla seyahat eden Fransız bir kız. Sonra hep birlikte pazar yerine gidip yemek malzemeleri alışverişi ile ilgili püf noktaları öğreniyoruz hocamızdan. Tekrar ocak ve ekipmanın bulunduğu bahçeye dönünce de aksiyon başlıyor. Sonraki iki üç saat boyunca başlangıç, ana yemek, tatlı şeklinde bir menüyü hazırlayıp afiyetle yiyoruz. Kurs sonunda çeşitli yemek tariflerinden oluşan bir de yemek kitabı hediye ediliyor bize, eve dönünce bol bol faydalanacağız bu kitapçıktan. Chiang Mai’daki son gecemizde Güney Kapısı’ndaki Cumartesi Gecesi Pazarı’nı gezip, çok geç olmadan otele dönüyoruz. Ertesi sabah erkenden Laos’a yolculuğumuz başlayacak.

Yemek pişirmeye başlamadan önce kursun bahçesinden taze bitkiler topluyoruz

Yemek pişirmeye başlamadan önce kursun bahçesinden taze bitkiler topluyoruz

Ve marifetlerimizi sergileme zamanı

Ve marifetlerimizi sergileme zamanı

Son olarak Chiang Mai’da tadına bakılması gerekenler:

  • Thai mutfağının vazgeçilmezi olan Pad Thai
  • Tabii ki bol çeşitli, tazecik deniz ürünleri
  • Güney Asya’nın en meşhur tatlılarından olan yapışkan pirinç (lapa gibi, tatlımsı, haşlanmış pirinç) ve taze Mango. (Orjinal ismi: Sticky rice with mango)
  • Ve egzotik meyveler. Ben henüz Durian denilen dünya harikasının farkında değildim Chiang Mai’da (Geç buldum çabuk kaybettim seni durian, ona yanarım) Cahilliğimin kurbanı olarak sokaklarda poşet içinde ayıklanıp, kesilmiş, yenmeye hazır olarak satılan Durian’ların tadına bakmadım. Siz aynı hatayı yapmayın derim!

Chiang Mai’ın bir GüneyAsya turunda mutlaka görülmesi ve mümkünse bir kaç gün kalınması gereken bir şehir olduğu görüşüne varıyor ve yine yollara düşüyoruz.

Bekle bizi Laos!

Dragon Fruit (Ejderha Meyvesi) - Görünüş güzel ama tadını beğenmedim

Dragon Fruit (Ejderha Meyvesi) – Görünüş güzel ama tadını beğenmedim

Jackfruit ya da Breadfruit (Ekmek meyvesi) - Mevsimi değildi sanırım, pazarlarda manavlarda satılanlarını bulup da yiyemedik

Jackfruit ya da Breadfruit (Ekmek meyvesi) – Mevsimi değildi sanırım, pazarlarda manavlarda satılanlarını bulup da yiyemedik