Konuk Yazar: Funda Çelikel Esser
Sevgili seyahat günlükleri okurları,
Hatırladığınız üzere Muskat’ın gülümseyen yüzüyle geç de olsa tanışmıştık bir önceki yazımızda. İşte bu güler yüzün arkasındaki güzellikleri keşfetme şevkiyle uyandık bir sonraki gün.
Evimizin püfür püfür esintili terasında güzel bir kahvaltıdan sonra attık kendimizi yine sahil yoluna. Bu sefer doğru tarafa doğru yönelip Elvin önde biz arkada 3-4 km kadar yürüdük. Lokum gibi 28 derece civarı bir havaydı, gökyüzünün berrak mavisi içimizi ısıttı!
Yol boyu şahane palmiyelerin gölgelediği sahillerden geçtik, sağ yanımızda uzanan dantel gibi işlemelerle süslenmiş beyaz boyalı villara hayran hayran baktık.
Tümü Muskat’ın kendine özgü mimarisine sadık kalınarak inşa edilmiş bu villaların bazıları şu an elçilik olarak kullanılıyormuş.
Elçilik bölgesinde daha çok expat insanlar göreceğimizi düşünsek de Muskat’ta en çok hoşuma giden şey şu oldu: Her nereye giderseniz gidin, expat lokal turist herkesi bir arada görebilme ihtimali. Zira sahil yolu boyu yaptığımız yürüyüşte de sık sık yerel giysileri içinde yürüyüş yapan, piknik yapan Ummanlılarla karşılaşmak hepimizi ama en çok da hiç bu kılıkta adam görmemiş Elvin’i çok eğlendirdi.
Bir diğer ilgimi çeken ise pek çok Avrupa şehrinde olan şehir içi kısa mesafeleri katetmek için kiralanan bisiklet uygulamasının burada da teşvik edilmesi idi. Hadi Ocak’ta neyse de yazın 50 küsür derecelere çıkan havada kim bisiklete biner diye merak etmekle birlikte köşe bakkala bile araba ile gitme meyilindeki Ortadoğu insanına alternatif çevre dostu bir ulaşım aracının özendirilme çabalarına saygı duydum.
Sonradan öğrendim ki Umman’ın kimine göre Atatürk’ü olarak nitelendirilen, 1970’ten itibaren ülkeyi yöneten Sultan Quaboos uzun yıllar eğitim ve iş amaçlı İngiltere’de ve Almanya’da bulunduğu için Avrupa kültür ve sanatından çok etkilenmiş. Çok takdir ettiğim biçimde bu değerleri kendi kültürü ile harmanlayıp vatandaşlarına sunmak için bayağı efor harcıyormuş.
Bir diğer çok takdir ettiğim taraf da mimari olarak camilerin gayet şık ama abartıdan ve rüküşlükten uzak olması idi. Geleneksel dantel gibi oyalı beyaz evleri tamamlayan çok hoş yapılardı. Şu fotolardan görüldüğü üzere içleri de çok hoşmuş, biz gidip görmedik.
4 km kadar hem güzel evleri hem sahili seyrede seyrede yürüyünce acıktık ve Muskat’ın bana göre en hoş mekanlarından birini böylelikle keşfettik: Marina Cafe
Aslına bakarsanız hiç bir lüksü olmayan bir yer. Bonusu, tam sahilin biraz üstünde bir yarımadacıkta konuşlanmış olduğundan 3 tarafının bembeyaz kumlar ve denizle çevrili oluşu. Sera misali camlarla çevrili oluduğundan, neresine oturursanız oturun leb-i derya manzara garanti. Yemekler gayet başarılı, fiyatlar makul, porsiyonlar devasa. Özellikle karışık meze tabağını tavsiye ederim. Yediğim en güzel humus ve patlıcan salatalarından yedim. Meyve suları taze sıkılmış envai çeşit adını bile bilmediğim tropik meyvelerden, Elvin bu meyve sularını hüpletirken mest oldu. Marina Cafe’de çatılacak en güzel keyif ise yarı aralık bir camdan güzel manzaraya nazır nargile tüttürmek. Sigara hayatımda ağzıma sürmedim, hiç de hoşlanmam ama nargilenin yeri ayrı! Bana hayatı ağır çekime alabileceğim, iş güç stres koşturmaca bir kenara bırakabilip her şeye boşverebileceğim anları çağrıştırıyor nargile. Belki de bu yüzden tüm politik saçmalıklarına rağmen nargilenin en kolay bulunabildiği Güney Akdeniz ve Ortadoğu ülkerine seyahat etmekten vazgeçemiyorum! Velhasıl Marina Cafe Muskat’ta mutlaka uğranması gereken bir mekan, bana İstanbul’da yaşarken çok sevdiğim Fenerbahçe Romantika Kafe’yi hatırlattı. Tabii İstanbul’da her güzel yer çirkin yapıldığından, hala o kafe var mıdır, varsa ne haldedir bilemem. 90’lı yılların sonu 2000’lerin başındaki halini hatırlayanlar varsa anlayacaklardır ne demek istediğimi.
Derken eve dön, öğlen uykusu idi vs. saat 3’ü geçti. Gün de 6 gibi geceye kavuştuğundan acele yine kendimizi yollara vurduk. Bu sefer araba ile Muskat’ın eski şehri de denilen Matrah bölgesine yol aldık. Tam yiyecek pazarının kurulduğu güne denk geldiğimizden epey de park yeri aramakla vakit kaybettik. 4.5 gibi kendimizi sonunda Matrah’ın meşhur “korniş”ine atabildik. Ummanlılar kordona korniş diyorlar, Fransızca’dan alıntı.
Umman’da çok beğendiğim yerlerden biri oldu Matrah. Sahil yolundan gemilere, şehirdeki yapılara ve tepedeki kaleye baka baka yürüdük, Elvin’i eyledik.
Bu yoldan daha 4-5 km yürüsek, önce bir güzel müze, ardından Sultan Quaboos’un sarayı var ama saat 6’ya gelince biz o kadar gidemedik, bir güzel güneşi batırdıktan sonra Matrah’ın meşhur eski çarşısına yöneldik. Bu arada dikkatimi çeken, kordondaki tüm ahali, içinde dolma fıstıkları olan çay gibi bir şey içiyordu, herneydiyse kaynağını keşfedemedik. Gider tadar beğenirseniz haber edin!
Carşı bırakın İstanbul kapalı çarşıyı, benim gördüğüm mütevazi Antakya, Urfa, Antep gibi şehirlerin çarşılarıyla bile boy ölçüşemezken iki özelliği nedeniyle mutlaka görülmeli: Birincisi ahşap tavan işlemeleri!
Gökkuşağı renkli süslemeler bana niyeyse Artvin Machael vadisi civarında ziyaret ettiğim dağ köylerindeki camilerin tavanlarını hatırlattı (Bakınız: Bir gezgin hastalığı olarak her gördüğü yeni yeri eskiden gördüğü başka bir yere benzetme 🙂 )
İkincisi yazı dizisinin ilk bölümünde de bahsettiğim gibi henüz kitle turizmi Umman’a ulaşmadığından ya da Ummanlı esnaf gayet medeni olduğundan, hiç rahatsız edilmeden çarşıda dolaşıp tüm dükkanların turist mekanı olmadığı otantik bir çarşıda tarihi hava koklayabilirsiniz.
Neler alinabilire gelince: Yiyecek olarak geleneksel Umman helvası diye bir şey vardı ama koyu macun kıvamındaki helvayı hiç beğenmeyince, turizm amaçlı satış yapılmadığı için de paketlerin gayet büyük ve uçakta taşınmaya hiç müsait olmadığını görünce almadım.
Eger siz de ben gibi gümüş ve emitasyon takı meraklısı iseniz Umman gümüşü diye bir şey var ve hoş kolye uçları satıyorlar. Bir de deiğişik kakmalı hançerler vardı çokçana benim ilgimi çekmedi ama dekoratif bir hatıra olabilir.
Kendiniz için düşünür müsünüz bilmem ama erkek çocuklar için biçilmiş kaftan geleneksel elbiselerinden alabilirsiniz. Biz Elvin’e aldık, orada üstüne denerken surat assa da döndükten sonra Karnaval partisinde, kreşte giyip bayağı sükse yaptı 🙂
Paşmina şal gibi şeyler genelde Nepal ve Hindistan’dan geldiği için hem çekici gelmedi hem de çok ucuz değildi. Artık blog sahibinin tecrübe ettiği gibi bir gün Nepal’e yolum düşerse, orada dibine vururum paşmina alışverişinin.
Bir de meraklısına sandal ağacından tütsüler, hatta Süskind’in ‘Koku’ romanında anlatılanlar vari açık parfümcüler var ama benim ilgimi çekmedi.
Her ne kadar küçük de olsa rengarenk dükkanların arasında dolaşa dolaşa bayağı oyalanmışız, bir baktık ki saat 8 ve daha akşam yemeği yememişiz! Çocuğunun tüm rutinleri konusunda tatil zamanı son derece esnek olan ama akşam saat 9’u geçirmeden yatağında uyuması konusunda asla taviz vermeyen ben hemen bizimkileri arabaya doluşturdum, Muskat’a doğru geri yola koyulduk. Gelirken Elvin zıbıtana dek uçakta güzelce sohbet ettiğim Muskat’ta yaşayan Taylandlı kadına, en sevdiğim mutfaklardan olduğu ve Tayland’a doğru gittikçe kalitenin Tayland’takine yaklaşacağı gibi yanlış bir inanca kapıldığımdan olsa gerek, Muskat’ta iyi bir Tay restoranı var mı diye sormuştum o da Amoy Thai çok iyi demişti. Yolumuzun üzerinde de olduğundan hadi oraya gidelim dedik. Yolculuğumuzun yegane gurme hayal kırıklığı bu oldu. Sanırsam bu Taylandlılar hiç dışarda yemek yemiyor ve kadın bana ayıp olmasın diye varlığını bildiği bir restoranı söyleyiverdi ya da daha kuvvetli ihtimal restoran o gittiğinden beri el değiştirdi. Gittiğimizde tam akşam yemeği saati olmasına rağmen bomboştu restoran. Bizden hemen sonra 10 kişilik bir bayan grubu geldi. Hepsi de lokal insanlardı, tesettür gezdiklerinden ayırt etmek zor olmuyor! Bu arada tamam yerel kadınların hepsi tesettürlü ama akşam da dahil pek çok kafe bar ve restoranda kız kıza gezenleri görmek hoşumuza gitti. Bana gerçekten inançlarından dolayı kapandıkları ama dinin sosyal ve kültürel hayatlarını yaşamalarında onlara engel teşkil etmediği gibi bir izlenim verdiler Ummanlı kadınlar.
Restoranda yemekler tatsızdı diyemem ama servis çok kötüydü ve bir Tay restoranında olmazsa olmaz demirbaşların çoğu menüde yazmasına rağmen yoktu. Elvin’in Umman’da nereye gidersek gidelim bayıla bayıla götürdüğü tropik meyve suyu bile yoktu! Hatta bahsettiğim bayan grubu bu duruma sinirlenip kalkıp gitti sipariş vermeden. Neyse ki restoranı kapatmış gibi yalnız biz kalınca Elvin’e gün doğdu koşup oynadı da biz de insanları rahatsız eder mi endişesi olmadan yemeğimizi yedik, iyi oldu. Yine de Muskat’a giderseniz, onca leziz yer dururken benim düştüğüm hataya düşüp Amoy Thai’a gitmeyin derim.
Bu güzel günün ardından karnımız tok keyfimiz yerinde yataklarımıza uzanıp ertesi günkü biraz doğa biraz kültür gezimizi iple çekerken uyuyakaldık. Takipte kalın!
@fundaesser
Geri bildirim: Umman Notları 4: Biraz Doğa Biraz Kültür – Wadi Shab ve Muscat Opera House | Seyahat Günlükleri
Geri bildirim: Umman Notları 5: Umman’ın en güzeli Niswa ve Sahilde Son Nargile | Seyahat Günlükleri