Author Archives: Şilan

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About Şilan

Ankara doğumluyum, Berlin'de yaşıyorum, boş zamanlarımda dünyayı gezmeyi ve seyahat günlükleri tutmayı, bir de yoga yapmayı seviyorum... Facebook: http://www.facebook.com/SeyahatGunlukleri

Umman Notları 4: Biraz Doğa Biraz Kültür – Wadi Shab ve Muscat Opera House

Standard

Konuk Yazar: Funda Çelikel Esser

Sevgili Seyahat Günlükleri okurları,

Uzun bir aradan sonra yine beraberiz. Hadi itiraf edin, gözünüz yollarda kaldı niye yazmıyor Umman Notları‘nın devamını diye ama mazeretim vardı, seferiydim ben! Yazı dizisinin gecikme sebebi olan geziyi de umarım zaman olur da sizlerle paylaşırım ama ondan önce kaldığımız yerden devam edelim ve rotamızı ünlü vaha Wadi Shab’a çevirelim.

Wadi Shab’a Muskat’tan araba ile yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra ulaştık. Yol boyu sol yanımızda irili ufaklı köyler sağ yanımızda boz renkli dağlar eşlik etti bize. Arada fena manzaralar olmasa da büyük bir lojistik planlama sonucu araba yolculuğunu Elvin’in öğlen uykusu saatine getirdiğimizden durup da bir fotoğraf çekemedik, onu uyandırmayalım diye. Çocuklu gezginler ne demek istediğimi anlayacaktır 🙂

Bu arada ilk gün konuştuğumuzda, ev sahibimiz Dominika bize çok yerinde olduğunu bizzat test edip onayladığımız bir akıl vermişti, ben de sizinle unutmadan paylaşayım. Muskat yeme içme olanakları anlamında her bütçeye uyan alternatif sunarken, bu görüntü şehrin dışına çıktığınızda anında değişiyor. Hani pek çok diğer ülkede olduğu gibi,  nasılsa altımızda araba var, en kötü dururuz bir benzinlikte, alırız marketinden iki sandviç gibi bir durum pek yok Umman’da. ‘Muskat dışında yanınızda kumanyanız yoksa kuvvetli ihtimal açsınız, yanınızda çocuk da var, tedarikli  yola çıkın’ demişti Dominika. Biz de vardır kızcağızın bir bildiği diye ne zaman Muskat dışına çıksak meyvemizi, sandviçlerimizi evde hazırlayıp aldık yanımıza ki iyi ki öyle yapmışız. Gerçekten de bir sonraki yazımda anlatacağım Nizwa´daki istisna hariç sokak yemeği satıcısı, bakkal, market, şu bu görmedik başkent dışında.

Wadi Shab’a vardığımızı anlamamız için bayağı bir uğraşmamız gerekti zira bomboş bol şeritli bir otobandan Tiwi istikametine doğru 170 km kadar gidip bir anda otoban köprüsü altında enteresan bir park yerimsi yerde durduk, Gps’imizin buyruğu üzerine!

Wadi Shab'a beklenmedik giriş

Wadi Shab’a beklenmedik giriş

Sağa baktık sola baktık, ne vaha var ne de resimlerini gördüğüm buz gibi berrak doğal su havuzları! Derme çatma bir kayık önümüzde, az ötede bir umumi tuvalet ve de Elvin in ‘annee Ali Baba’nın çiftliğiiii’ diye yırtınmasına vesil 3-5 tavuk arka fonda. Bu mudur wadi budur derken uzaktan gelen teknemsi bir şey keşfettim. Aynı anda bir de turist otobüsü mekana yanaşıp yanımıza park edince, eh demek ki cidden burası aradığımız yer hadi arabadan inelim dedim.

Vaha göreniniz parmak kaldırsın!

Vaha göreniniz parmak kaldırsın!

Bizi hala neyin beklediğini pek bilmeden yanaşan teknedeki adamlara Wadi Shab’ı aradığımızı anlattım, onlar da binin tekneye dediler. Geçiş için sanırsam kişi başı 2 real gibi bir para istediler. Hatta yanımızdaki İngiliz, belli ki orada yaşıyor, ‘turist sezonu diye fiyatı abartmışsınız, sizi şikayet edeceğim, turizm bakanlığındaki bilmemkim benim dostum’ diye bayağı söylenerek bindi. Bu arada turist otobüsü dediğimden pek de klasik turiste benzemeyen bir sürü yağız delikanlı inerek arkamızdan tekne sırasına girdi!

Tekne dediysem, ahşap kalaslar birbirlerine tutturulmuş üzerine bir branda gerilmiş bir sal, lüks bir şey hayal etmeyin. Ama Elvin çok eğlendi bu 10 dakikalık “teknemsi” geçişi sırasında, bense çocuk bu heyecanla zıplarsa suya can yelekleri de yoktur bunların diye vesvese yaparaktan ona hakim olmaya çalıştım 🙂

Teknemside asıl Wadi'ye doğru yol alırken

Teknemside asıl Wadi’ye doğru yol alırken

Karşıya geçince adam ‘hadi inin’ dedi ama hala görünürde ne palmiyeler ne de soğuk su havuzları! ‘Hani ya wadi?’dedim adama, ‘ohooo wadi yürrü ilerde’ dedi gitti!

İşte orada, o an gerçekler tüm acısıyla geldi yüzüme bir tokat attı sayın okur. Sen misin, hah ne var küçük çocukla da her yere girer çıkarım, oradan oraya gezerim diye ahkam kesen, al sana. Öğlenin saat 1’inde, 30 küsür derece sıcakta, 14 kilo kadar ve 15 dakikadan fazla yürümeyi reddeden, o 15 dakikada da gidilmesi gereken istikamet hak getire kendi nereye isterse oraya doğru yürüyen bir çocukla pusetsiz başbaşa kalmıştık ve ben ne idüğü belirsiz bir mesafede olan Wadi Shab’ı görmek istiyordum. Hoş, getirmeyi düşünsek bile, yol pusetle gidilebilecek bir yol değildi. Ki kaç km yürünmesi gerektiği, yolun sonrasının nasıl olduğu konusunda da kimsenin kesin bilgisi yoktu!

Yürüyoruz ama acaba nereye kadar ?

Yürüyoruz ama acaba nereye kadar ?

Yürüyoruz ama acaba nereye kadar ?

Yürüyoruz ama acaba nereye kadar ?

Ölmek var dönmek yok, yürüyebildiğimiz yere kadar gidelim diye kendimizi sakinleştirerek, Elvin’i ise kuşlar böcekler bak ilerde soğuk sularda yüzeceksin diye motive ederek biraz yol alabildik. Gerçekten de inanılması güç bir şekilde bir anda yemyeşil palmiyeler ve muz ağaçları beliriverdi o çirkin boz dağlar toprak yollar arasında. Tabii Elvin sağolsun karınca hızı ile gidebildiğimizden bizden sonraki tekneye binmiş yağız delikanlı kafilesi bize yetişti. Baktım ki bunlar aralarında Arapça konuşuyor, tipleri de önceden de dikkatimi çektiği üzere hiç mi hiç Avrupalı turiste benzemiyor, kesin bunlar buralı diye hükmettim. Sordum bir tanesine, ‘şey pardon bu wadi daha ne kadar uzakta, yolu nasıldır?’ diye. Meğer kafile Kuveytli bir futbol takımının oyuncuları imiş, onlar da takımca kampa tatile gelmişler. Bilmem 3-5 km vardır herhalde dedi. ‘Babam ne yaptın, biz bari geri dönelim, ben 5 km bu canavarla nasıl yürüyeyim’ diye yakınınca pek yardımsever delikanlı ‘istersen ben taşırım’ der demez bizim dünden razı paşa Elvin onun omuzlarına kuruldu! Sağolsun var olsun ismini bile müteşekkirlikten sormayı unuttuğum delikanlı sayesinde bizimki tüm manzaraya tepeden hakim olmanın mutluluğu ile mest, biz ondan da daha mest yarım saat kadar yürüdük. Yavaş yavaş sağlı sollu serin su kaynakları belirmeye başladı ama asıl büyük havuzlardan ve de bir de şelaleden bahsedip duruyordu herkes.

Derken karşıdan gelen bir İngiliz çift gördüm, tamam bunlar kesin bilgi kaynağı diye düşünerek şelaleye gidip gitmediklerini, yolun nasıl olduğunu sordum. Daha bir yarım saat kadar var, sonra çok engebeli bir yerden aşağı iniyorsun, orada demezler mi! Hadi yardımsever Kuveytliyi bulduk, oraya kadar taşıttık, e bir de bunun dönüşü var, ya bunlar tüm gün orada kalmak isterlerse, mangal yakar rakı içerlerse(!), onları mı bekleyeceğiz hadi bizi geri taşı diye?!

Doğal su havuzları ve şoparan Elvin

Doğal su havuzları

Doğal su havuzları ve şoparan Elvin

Doğal su havuzları ve şoparan Elvin

Doluya koydum olmadı, boşa koydum durmadı, derken Elvin de suları görüp kızgın kumlardan soğuk sulara atlayacağım annieee diye tutturunca Kuveytliye binlerce teşekkür ettim, gruptan ayrılıp oradaki ufak bir havuza daldık. Elvin suda şoparırken ben manzaraya karşı sandviçimi yiyip içlendim. Annem az daha gitti ama o da sonra tek başıma dönüşü bulmaz, kaybolursam diye pes edip döndü.

Kısacası Wadi Shab’ın en can alıcı noktasını göremedik ama gördüğümüz manzaralar bile bize yetti, ki Elvin sularda oyalanıp çok eğlendi. Dönüşte teknede, biri 5 biri 3 yaşında iki çocuklu bir çiftin yolun sonuna kadar gittiğini ve o güzel  soğuk su havuzunda dönüşümlü yüzdüklerini duyunca epey hayıflansam da iş işten geçmişti. Bir dahaki sefere diyor, sizi vahanın bazı fotolarıyla başbaşa bırakıyorum.

Wadi Shab'ın yeşili

Wadi Shab’ın yeşili

IMG_20150108_144531

Wadi Shab’ın yeşili

Bu arada yine Dominika’nın tavsiye ettiği yolumuz üzerinde olan Sink Holeu da Elvin’le gitmenin bir anlamı olmaz diye eledik, zira kendisi içine yine buz gibi berrak sular birikmiş birkac yüz doğal (ve kaygan 🙂 ) basamaktan inilerek ulaşılan bir doğal obrukmuş. Eger siz gider de yüzerseniz orada lütfen benim için de tadını çıkartın!

Bu sebeplerden dolayı gezimiz beklediğimizden erken bitince, hadi bari tekrar Matrah’a uğrayalım da dün vakitsizlikten göremediğimiz Sultan Quaboos’un Al Aalm Sarayı’nı görelim dedik.

Al Aalm Sarayı

Al Aalm Sarayı

Saray 16. yüzyılda Portekizliler tarafından inşa edilmiş muazzam iki eski kalenin orta yerine konuşlanmış, Quaboos’un artık aşina olduğumuz rafine ama gayet oriyentalist mimari zevkini yansıtan bir binadan ve de muhteşem bir bahçeden oluşuyor. Çok güzel deniz manzarası da varmış sultanın yalancısıyız 🙂 İçi ziyaret edilemese de muazzam lüks olduğu söyleniyor. Bahçesini görmek özellikle de güneş batarken çok keyifli. İki saattir arabada oturmaktan imanı gevremiş Elvin trafiğe kapalı mermer yollarda koşup oynayıp deşarj olurken ben de bolca fotoğraf çekebildim, mutluyum gururluyum 🙂 Saray’ın yanında bir de hoş bir camii var, tam akşam namazı saati olduğundan içini ziyaret edemedik maalesef.

Al Aalm Sarayı'nın günbatımında bahçesi

Al Aalm Sarayı’nın günbatımında bahçesi

Al Aalm Sarayı'nın günbatımında bahçesi

Al Aalm Sarayı’nın günbatımında bahçesi

Kendimle randevu: Muscat Opera House’da bir gece

Sarayda güneşi batırıp apar topar eve döndük. Ben acele bir duş alıp valizimde itina ile getirdiğim şık şıkırdım elbisemi ve topuklu ayakkabılarımı geçirdim, biraz makyaj bile yaptım! Neden mi? Bu akşam kendimle randevum var, Ortadoğu ve Balkanlar’ın en yeni opera binasında Melody Gardot dinleyip sonra da kendimle başbaşa romantik bir yemek yiyeceğiz 🙂

Şaka bir yana taa Brüksellerden Muskat’a kokteyl elbisesi ve topuklu ayakkabı getirmemin sebebi, daha önce orada operaya gitmiş arkadaşımın kıyafet konusunda çok titiz olduklarını, öyle şortlu sandallı kotlu paspalları biletli olsalar da almadıklarını söylemesi idi. Bileti internetten alırken de internet operatörünün sorduğu soru üzerine Muscat Opera House’un kılık kıyafet kurallarına uyum sağlamayı kabul etmiştim ama yoğunluktan bu kuralların tam da ne olduğuna bakmamış, şık olmak olsa gerek diye yorumlamıştım.

Muscat Opera House fuayesi

Muscat Opera House fuayesi

Geç de kaldığımdan panik halinde arabayı park ettim, kırmızı halının üstünden bir prenses edası ile Opera House’a daldım. Bu arada ahşap ve beyaz mermerin müthiş ahengini yansıtan binanın gece ışıklandırılmış görüntüsü görmeye değer, operaya gitmeyecekseniz bile. Prenses ben, ay insanlar da cidden ne şıkmış diye ağzımı ayırmış bakına bakına içeri girmeye çalışırken bir görevli ‘pardon bağyan, eteğiniz çok kısa, giremezsiniz içeri’ demez mi!!!

İşte üşengeçliğin tembelliğin bedeli. Meğer kıyafet tüzüğü deyip durdukları şey bir tek abiye, şık olmak değil aynı zamanda diz altı giymekmiş! Ay yapmayın etmeyin, taa uzak yollardan geldim, çocuğumu anamla bıraktım, bu gece benim gecem diye adama duygu sömürüsü yapmaya hazırlanırken, benden atak çıkıp ‘ama çabuk, daha 10 dakikanız var, gidin lobide cübbe versinler size bir tane, kimliğiniz karşılığı’ dedi.

Iyk o pis çirkin cübbeyi giyeceğim çaresizlikten derken lobide bir başka görevli gayet hijyenik ve ipekimsi bir kumaştan yapılmış çok hoş bir cübbe verdi. Elbiseme de uydu hani 😀

Cübbem yakışmış değil mi :-) ?

Cübbem yakışmış değil mi 🙂 ?

Sonunda içerideydim ve daha önceki yazımda bahsettiğim gibi yine burada da expat turist Ummanlı ahenk içinde bir kalabalık gördüm. Tesettürlü bayanlar öyle bir şıktı ki dudağım uçukladı, madem kapanacaksın böyle kapan kardeşim! Neyse.

Muscat Opera House’un içi gerçekten de insanı bir 1001 gece masalında hissettiriyor. Yine o rafine ama doğulu mimari tarz beni büyüledi. Quaboos’un sanat aşkını, küçücük ülkeye 1000 küsür kişilik opera binası yapmasını (düşününki Umman’dan daha bile zengin Körfez ülkelerinde başka opera binası yok, Ortadoğu’da Kahire ve Lübnan hariç hiçbir ülkede yok ve 15 milyonluk İstanbul’da bu boyutta bir opera binası yok!), insanların da güzel güzel gelmelerini takdir ettim.

Muscat Opera House iç mekanlar

Muscat Opera House iç mekanlar

Muscat Opera House iç mekanlar

Muscat Opera House iç mekanlar

Konser de gayet başarılı idi, zaten akustik tekniği çok gelişmişmiş binanın. Yalan yok, Melody’yi daha önce pek dinlememiştim ve sahne performansı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Sadece Opera House’da konser veriyor diye gitmiştim, binayı kullanımda görmek için ama artık kendisinin de bir fanı oldum! Bu arada ilgilenen için, bilete 100 euroya yakın para verdim ama yerim ilk balkonda çok iyiydi. Sanırsam 25 eurodan başlıyordu en ucuz biletler. Bütçenizin elverdiği herhangi bir kategoriden bilet alıp Muskat’ın Operası’nda bir performans izlemenizi şiddetle öneririm, eğer orada olduğunuz tarihlerde bir gösteri denk gelirse.

Muscat Opera House'dan ayrıntı

Muscat Opera House’dan ayrıntı

İlginç olan konserin erken başlayıp (7 buçukta) hiç ara vermeden bitmesiydi. Eh saat 9 gibi dışardaydık. Bari biraz dolaşayım operanın çevresinde dedim çünkü bina aslında büyük bir kompleks ve galerilerinde bir şık hediyelik eşya mağazası, bir kocaman AVM, bayağı da restoran var. Restoranları görünce acıktığımı fark ettim ve bir tanesine daldım, dalmamla geri mi kaçsam burası beni aşar diye düşünmem bir oldu cünkü gayet otantik ama lüks göründü her şey gözüme. İş işten geçmişti, bana 32 dişiyle gülümseyip rezervasyonum kimin üzerine diye soran kıza ‘şey rezervasyonum da yok tek başımayım’ dedim, sonra kendi kendime ‘sen bu geceyi, bu yemeği hak ettin, ne gitmesi atla deve değil ya keyfine bak’ dedim! Kızcağız şefine danışmaya gitti bana masa verip veremeyeceğine dair, halbuki pek çok masa boştu, sanırsam karizmayı çizdirmemek için rezervasyonsuz kimseyi kabul etmiyorlar ama tek bir bayan görünce yumuşadılar.

Al Angham Restoran geleneksel Umman mutfağını şık bir şekilde sunan gayet gusto bir mekan. Alkol Umman’daki pek çok restoranda olduğu gibi burada da yok ama billur kadehlerde sunulan birbirinden güzel taze meyve suları ortamı kurtarıyor. Ben nar suyu içtim, kırmızı şarabı aratmadı o ortamda! Ayrıca gül suyu ve safranlı pilav, deve sütünden dondurma gibi Umman’ın unutulmaya yüz tutmuş geleneksel lezzetlerini canlı tutmaya çalışan bir yer. Servis muhteşem, resmen sultan gibi hissettiriyorlar. Fiyatlar yüksek ama eğer kutlanacak bir şeyiniz varsa ya da benim gibi bir gecelik kendimi şımartayım derseniz kesinlikle tavsiye ediyorum bu Opera House’daki konser üzerine Al Angham yemeği programını.

Al Angham Restoran'da kendimle akşam yemeği

Al Angham Restoran’da kendimle akşam yemeği

Al Angham Restoran'da kendimle akşam yemeği

Al Angham Restoran’da kendimle akşam yemeği

IMG_20150108_221958

Al Angham Restoran’da kendimle akşam yemeği

Pazar kahvaltısı out Cuma brunch in

İyi güzel diyorsun da bu bizi aşar derseniz, kelepir versiyonunu istiyorsanız bu programın, onu da ertesi gün denedik. Opera House gündüz 8 buçuk ile 10 buçuk arası ziyaret edilebiliyor, rehber eşliğinde gezebiliyorsunuz ve ücretsiz. Ben felekten gece çalarken çocuk bakıcılığına zorunlu soyunmuş annem de bu güzel binayı görsün istediğimden ertesi gün de kahvaltı bile etmeden sabah yola koyulup üçümüz geldik.

Muscat Opera House gündüz görüntüsü

Muscat Opera House gündüz görüntüsü

Annem operayı gezdi, biz Elvin’le dışarı avlusunda top koşturduk 🙂

Thomas Müller Jr. Muscat Opera House'da antremanda :-)

Thomas Müller Jr. Muscat Opera House’da antremanda 🙂

Ardından yine aynı kompleksteki AVM’ye gittik ve Cuma sebebi ile tüm dükkanların kapalı olduğu, haliyle huzur dolu olan AVM’de (AVMleri sevmem hatta nefret ediyor bile olabilirim, birkaç istisna hariç, onları da bir başka yazıda anlatırım artık) More Cafe’de güzel bir brunch yaptık. Malum Arapların haftasonu Cuma, o zaman ne diyoruz: Pazar kahvaltısı out, Cuma brunch in! Tabii brunch kültürü ve menüsü Amerika’dan ithal, o açıdan çok otantik değildi ama Cuma brunch’ı turistlerden çok orada yaşayan expatların aktivitesi olduğundan,  ortama karışmak hoşumuza gitti. Dikkatimi çeken expat ailelerin ortalamada 3 çocuk sahibi olmaları idi; günümüz dünya insanı kategorisinin geleneksel sorunu: eşlerden biri Allah’ın unuttuğu yerde güzel bir iş fırsatı yakalıyor, diğeri işi gücü bırakıp onu takip ediyor, eh ne yapsın orada ekmek elden su gölden, bakıcı ucuz ve bol ürüyor da ürüyor! Herneyse More Cafe’nin ortamı, servisi, pofuduk Amerikan tipi böğürtlenli krepleri çok hoşumuza gitti ve kişi başı 10-15 euro gibi bir hesap verdik bir ton yiyip içmeye, çocuk için de bir sürü atraksiyonları var. Güzel bir opera binası turu üzerine Cuma brunchı olmasa da bir çay kahve ya da öğlen yemeğine önerilir.

More Cafe'de Brunch

More Cafe’de Brunch

Bir sonraki bölümde bizce Umman’ın en güzeli Nizwa geliyor, bizi izlemeye devam edin!

Funda Çelikel Esser

Twitter: @fundaesser

 

 

 

 

Bath Rehberi

Standard

Konuk Yazar: Ceren Aydın Topkaya

Herkese merhaba,

Bath benim yaşadığım Bristol’a (bakınız: önceki yazılar) 20 mil mesafede, yani çok rahat ulaşabiliyoruz. Ama Londra’dan da trenle, arabayla yine rahatça gelebilirsiniz, ve fırsatınız varsa mutlaka gelin, pişman olmazsınız.

Bath Abbey – Merkezdeki büyük ve mutlaka içinin de görülmesi gereken 500 yıllık katedral

Bath Abbey – Merkezdeki büyük ve mutlaka içinin de görülmesi gereken 500 yıllık katedral

Bath kelimesinin banyo anlamına geldiğini zaten biliyorsunuz, gerçi burada daha çok kaplıca, hamam kelimeleri kastediliyor, çünkü bu şehir Romalıların zamanında yaptırdığı Roman Baths yani Roma Kaplıcaları ile ünlü, zaten buranın girişi hemen Abbey’nin yanında.

www.romanbaths.co.uk

46 derece olan kaplıca suyu ile rahatlayabilir ve içinde artık kullanılmayan ama heykelleri ve güzel havuzu ile çok ilgi çeken, hatta şehrin simgesi olan, MO 1. Yüzyıldan kalma eski kaplıcayı görebilirsiniz. Ben Bursa gibi bir hamam cennetinden geldiğim için ve o gün hava sıcak olduğu için çok gerek duymadım ama meraklısının çok hoşuna gideceğinden eminim. Yaz döneminde 9–9 çalışıyorlar, ama yine de gitmeden web sitesinden kontrol edin derim, bir de bilet fiyatları 14–20 pound arası.

Buraya alternatif arayanlar 100 metre ötedeki Thermae Bath Spa’ya da bakabilirler.

www.thermaebathspa.com

Abbey yanındaki Roma döneminden kalma Water is best heykeli burada suyun önemini yeterince gösteriyor.

Abbey yanındaki Roma döneminden kalma Water is best heykeli burada suyun önemini yeterince gösteriyor.

Bath merkezi çok kolay yarım günde gezilebilen bir şehir, o yüzden gündüz cıvıl cıvıl, gece ise hayalet şehir gibiymiş. Aslında şehir içinde bir de Bath Spa Üniversitesi de var ama anladığım kadarıyla şehri canlandırmaya yetmiyor. Burası turizm şehri, ama aynı zamanda mimari açıdan da çok güzel bir şehir olunca bütün Londra’lı zenginler buradan ev almışlar, emekliler buraya taşınmışlar, şehirde fiyatlar uçmuş o yüzden.

Bath Abbey yanında York Street üzerinde  Tourist Information Center var, ek bilgi edinmek isteyen için.

www.visitbath.co.uk

The Royal Victoria Park

The Royal Victoria Park

The Royal Crescent

The Royal Crescent

Yine Bath’da görmeniz gereken yerlerden Royal Crescent ve The Circus’u sayabilirim. İkisi de bir çok evin birleştirilmesiyle yarı daire şeklini oluşturuyor, crescent zaten hilal demek, kısaca binalar hilal şeklinde işte, çok hoş 🙂

Bath sokakları

Bath sokakları

Bath’ın sokaklarının da bol bol gezilmesi görülmesi gerekiyor, özellikle sokak sanatçıları harika, bir müzisyen grubu Queen’in kişisel favorim olan Bohemian Rapsody şarkısını çaldı ve söyledi mesela, muhteşemdi.

Pulteney Bridge – Avon nehri üzerinde, 1770li yıllarda yapılmış. Dünyada üstüne mağaza inşa edilen 4 tarihi köprüden biriymiş.

Pulteney Bridge – Avon nehri üzerinde, 1770li yıllarda yapılmış. Dünyada üstüne mağaza inşa edilen 4 tarihi köprüden biriymiş.

Yemek ve kalacak yer konusunda çok tavsiye veremiyorum, çünkü her ikisini de çok deneme fırsatım olmadı, ama fast food’dan pub food’a, hostelden lüks otele bir çok seçenek var.

Müze olarak ise burası ingiliz edebiyatının kraliçesi Jane Austen’ın mekanı, doğal olarak müzesi var. Onun dışında Holbourne Museum, Fashion Museum ve Victoria Art Gallery de diğer müzeler.

Beckfords Tower

Beckfords Tower

Bristol’dan bir başka sefer daha Bath’a gittim, ama o zaman Bath’ın içini değil, çevresini görmek içindi. Burası arabayla Bath merkeze 10 dakika mesafedeki Beckfords Tower, Bath kültürel mirası olarak korunuyor, 1800’lü yıllarda yapılmış, biz etrafında 3 saatlik yürüyüş yaptık, ve inanmayacaksınız ama doğru, o kadar doğayla iç içe bir yer ki bahçesindeki mezarlıkta yürürken bir yavru geyik gördük, bir an bize baktı, sonra hoplaya zıplaya kaçtı, müthişti.

www.beckfordstower.org.uk

Son olarak bahsetmek istediğim şey ise bisiklet meraklılarına. Bristol ile Bath arasında Bath–Bristol Rialway Path diye geçen bisiklet yolu. Zaten İngilizler yoğun olarak bisiklet kullanıyorlar, burası da 15 mil uzunluğunda, eski bir tren yolunun bir kısmı asfaltla kaplanarak, bir kısmı da istasyonlar dahil aynen bırakılarak kullanılan müthiş bir hafta sonu aktivitesi. Araç trafiğine kapalı, bu yüzden eminim bisiklet sürmesi çok eğlencelidir.

Böyle boş bir anını yakaladığıma bakmayın, normalde vızır vızır bisikletli kaynıyor, hele güneşli hafta sonlarında.

Böyle boş bir anını yakaladığıma bakmayın, normalde vızır vızır bisikletli kaynıyor, hele güneşli hafta sonlarında.

www.betterbike.info

15 mil yaklaşık 2-3 saatte bisikletle gidiliyor, ama diyelim ki mola vermek istediniz, o zaman da yol üzerindeki eski istasyonlarda mola verebilirsiniz.

Bath10

Bu istasyonları (Warmley istasyonu, Avon Railway istasyonu gibi) hem yemek mekanları haline dönüştürüp değerlendirmişler, hem de hafta sonları sırf eğlencesine 1-2 durak arasında eski buharlı trenlerle gezi düzenliyorlar. Buharlı tren durağa gelince ve düdüğünü öttürünce çocuk gibi seviniyorsunuz.

www.avonvalleyrailway.org

Bisiklet yolu üzerindeki su içen Romalı çeşmesi

Bisiklet yolu üzerindeki su içen Romalı çeşmesi

Ben çok iyi bisiklet kullanamıyorum, peki ne yaptım? 9 mil gidiş, 9 mil dönüş olamk üzere toplam 18 mil (30 kilometre!) yürüdüm, yaklaşık 8 saatte 🙂 CV’me bu büyük başarımı yazmayı düşünüyorum 🙂

Şimdilik bu kadar.

Herkese iyi gezmeler..

Twitter: @cerenayayay

Instagram: gezcerengez