Category Archives: Ortadoğu Ülkeleri

Umman Notları 4: Biraz Doğa Biraz Kültür – Wadi Shab ve Muscat Opera House

Standard

Konuk Yazar: Funda Çelikel Esser

Sevgili Seyahat Günlükleri okurları,

Uzun bir aradan sonra yine beraberiz. Hadi itiraf edin, gözünüz yollarda kaldı niye yazmıyor Umman Notları‘nın devamını diye ama mazeretim vardı, seferiydim ben! Yazı dizisinin gecikme sebebi olan geziyi de umarım zaman olur da sizlerle paylaşırım ama ondan önce kaldığımız yerden devam edelim ve rotamızı ünlü vaha Wadi Shab’a çevirelim.

Wadi Shab’a Muskat’tan araba ile yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra ulaştık. Yol boyu sol yanımızda irili ufaklı köyler sağ yanımızda boz renkli dağlar eşlik etti bize. Arada fena manzaralar olmasa da büyük bir lojistik planlama sonucu araba yolculuğunu Elvin’in öğlen uykusu saatine getirdiğimizden durup da bir fotoğraf çekemedik, onu uyandırmayalım diye. Çocuklu gezginler ne demek istediğimi anlayacaktır 🙂

Bu arada ilk gün konuştuğumuzda, ev sahibimiz Dominika bize çok yerinde olduğunu bizzat test edip onayladığımız bir akıl vermişti, ben de sizinle unutmadan paylaşayım. Muskat yeme içme olanakları anlamında her bütçeye uyan alternatif sunarken, bu görüntü şehrin dışına çıktığınızda anında değişiyor. Hani pek çok diğer ülkede olduğu gibi,  nasılsa altımızda araba var, en kötü dururuz bir benzinlikte, alırız marketinden iki sandviç gibi bir durum pek yok Umman’da. ‘Muskat dışında yanınızda kumanyanız yoksa kuvvetli ihtimal açsınız, yanınızda çocuk da var, tedarikli  yola çıkın’ demişti Dominika. Biz de vardır kızcağızın bir bildiği diye ne zaman Muskat dışına çıksak meyvemizi, sandviçlerimizi evde hazırlayıp aldık yanımıza ki iyi ki öyle yapmışız. Gerçekten de bir sonraki yazımda anlatacağım Nizwa´daki istisna hariç sokak yemeği satıcısı, bakkal, market, şu bu görmedik başkent dışında.

Wadi Shab’a vardığımızı anlamamız için bayağı bir uğraşmamız gerekti zira bomboş bol şeritli bir otobandan Tiwi istikametine doğru 170 km kadar gidip bir anda otoban köprüsü altında enteresan bir park yerimsi yerde durduk, Gps’imizin buyruğu üzerine!

Wadi Shab'a beklenmedik giriş

Wadi Shab’a beklenmedik giriş

Sağa baktık sola baktık, ne vaha var ne de resimlerini gördüğüm buz gibi berrak doğal su havuzları! Derme çatma bir kayık önümüzde, az ötede bir umumi tuvalet ve de Elvin in ‘annee Ali Baba’nın çiftliğiiii’ diye yırtınmasına vesil 3-5 tavuk arka fonda. Bu mudur wadi budur derken uzaktan gelen teknemsi bir şey keşfettim. Aynı anda bir de turist otobüsü mekana yanaşıp yanımıza park edince, eh demek ki cidden burası aradığımız yer hadi arabadan inelim dedim.

Vaha göreniniz parmak kaldırsın!

Vaha göreniniz parmak kaldırsın!

Bizi hala neyin beklediğini pek bilmeden yanaşan teknedeki adamlara Wadi Shab’ı aradığımızı anlattım, onlar da binin tekneye dediler. Geçiş için sanırsam kişi başı 2 real gibi bir para istediler. Hatta yanımızdaki İngiliz, belli ki orada yaşıyor, ‘turist sezonu diye fiyatı abartmışsınız, sizi şikayet edeceğim, turizm bakanlığındaki bilmemkim benim dostum’ diye bayağı söylenerek bindi. Bu arada turist otobüsü dediğimden pek de klasik turiste benzemeyen bir sürü yağız delikanlı inerek arkamızdan tekne sırasına girdi!

Tekne dediysem, ahşap kalaslar birbirlerine tutturulmuş üzerine bir branda gerilmiş bir sal, lüks bir şey hayal etmeyin. Ama Elvin çok eğlendi bu 10 dakikalık “teknemsi” geçişi sırasında, bense çocuk bu heyecanla zıplarsa suya can yelekleri de yoktur bunların diye vesvese yaparaktan ona hakim olmaya çalıştım 🙂

Teknemside asıl Wadi'ye doğru yol alırken

Teknemside asıl Wadi’ye doğru yol alırken

Karşıya geçince adam ‘hadi inin’ dedi ama hala görünürde ne palmiyeler ne de soğuk su havuzları! ‘Hani ya wadi?’dedim adama, ‘ohooo wadi yürrü ilerde’ dedi gitti!

İşte orada, o an gerçekler tüm acısıyla geldi yüzüme bir tokat attı sayın okur. Sen misin, hah ne var küçük çocukla da her yere girer çıkarım, oradan oraya gezerim diye ahkam kesen, al sana. Öğlenin saat 1’inde, 30 küsür derece sıcakta, 14 kilo kadar ve 15 dakikadan fazla yürümeyi reddeden, o 15 dakikada da gidilmesi gereken istikamet hak getire kendi nereye isterse oraya doğru yürüyen bir çocukla pusetsiz başbaşa kalmıştık ve ben ne idüğü belirsiz bir mesafede olan Wadi Shab’ı görmek istiyordum. Hoş, getirmeyi düşünsek bile, yol pusetle gidilebilecek bir yol değildi. Ki kaç km yürünmesi gerektiği, yolun sonrasının nasıl olduğu konusunda da kimsenin kesin bilgisi yoktu!

Yürüyoruz ama acaba nereye kadar ?

Yürüyoruz ama acaba nereye kadar ?

Yürüyoruz ama acaba nereye kadar ?

Yürüyoruz ama acaba nereye kadar ?

Ölmek var dönmek yok, yürüyebildiğimiz yere kadar gidelim diye kendimizi sakinleştirerek, Elvin’i ise kuşlar böcekler bak ilerde soğuk sularda yüzeceksin diye motive ederek biraz yol alabildik. Gerçekten de inanılması güç bir şekilde bir anda yemyeşil palmiyeler ve muz ağaçları beliriverdi o çirkin boz dağlar toprak yollar arasında. Tabii Elvin sağolsun karınca hızı ile gidebildiğimizden bizden sonraki tekneye binmiş yağız delikanlı kafilesi bize yetişti. Baktım ki bunlar aralarında Arapça konuşuyor, tipleri de önceden de dikkatimi çektiği üzere hiç mi hiç Avrupalı turiste benzemiyor, kesin bunlar buralı diye hükmettim. Sordum bir tanesine, ‘şey pardon bu wadi daha ne kadar uzakta, yolu nasıldır?’ diye. Meğer kafile Kuveytli bir futbol takımının oyuncuları imiş, onlar da takımca kampa tatile gelmişler. Bilmem 3-5 km vardır herhalde dedi. ‘Babam ne yaptın, biz bari geri dönelim, ben 5 km bu canavarla nasıl yürüyeyim’ diye yakınınca pek yardımsever delikanlı ‘istersen ben taşırım’ der demez bizim dünden razı paşa Elvin onun omuzlarına kuruldu! Sağolsun var olsun ismini bile müteşekkirlikten sormayı unuttuğum delikanlı sayesinde bizimki tüm manzaraya tepeden hakim olmanın mutluluğu ile mest, biz ondan da daha mest yarım saat kadar yürüdük. Yavaş yavaş sağlı sollu serin su kaynakları belirmeye başladı ama asıl büyük havuzlardan ve de bir de şelaleden bahsedip duruyordu herkes.

Derken karşıdan gelen bir İngiliz çift gördüm, tamam bunlar kesin bilgi kaynağı diye düşünerek şelaleye gidip gitmediklerini, yolun nasıl olduğunu sordum. Daha bir yarım saat kadar var, sonra çok engebeli bir yerden aşağı iniyorsun, orada demezler mi! Hadi yardımsever Kuveytliyi bulduk, oraya kadar taşıttık, e bir de bunun dönüşü var, ya bunlar tüm gün orada kalmak isterlerse, mangal yakar rakı içerlerse(!), onları mı bekleyeceğiz hadi bizi geri taşı diye?!

Doğal su havuzları ve şoparan Elvin

Doğal su havuzları

Doğal su havuzları ve şoparan Elvin

Doğal su havuzları ve şoparan Elvin

Doluya koydum olmadı, boşa koydum durmadı, derken Elvin de suları görüp kızgın kumlardan soğuk sulara atlayacağım annieee diye tutturunca Kuveytliye binlerce teşekkür ettim, gruptan ayrılıp oradaki ufak bir havuza daldık. Elvin suda şoparırken ben manzaraya karşı sandviçimi yiyip içlendim. Annem az daha gitti ama o da sonra tek başıma dönüşü bulmaz, kaybolursam diye pes edip döndü.

Kısacası Wadi Shab’ın en can alıcı noktasını göremedik ama gördüğümüz manzaralar bile bize yetti, ki Elvin sularda oyalanıp çok eğlendi. Dönüşte teknede, biri 5 biri 3 yaşında iki çocuklu bir çiftin yolun sonuna kadar gittiğini ve o güzel  soğuk su havuzunda dönüşümlü yüzdüklerini duyunca epey hayıflansam da iş işten geçmişti. Bir dahaki sefere diyor, sizi vahanın bazı fotolarıyla başbaşa bırakıyorum.

Wadi Shab'ın yeşili

Wadi Shab’ın yeşili

IMG_20150108_144531

Wadi Shab’ın yeşili

Bu arada yine Dominika’nın tavsiye ettiği yolumuz üzerinde olan Sink Holeu da Elvin’le gitmenin bir anlamı olmaz diye eledik, zira kendisi içine yine buz gibi berrak sular birikmiş birkac yüz doğal (ve kaygan 🙂 ) basamaktan inilerek ulaşılan bir doğal obrukmuş. Eger siz gider de yüzerseniz orada lütfen benim için de tadını çıkartın!

Bu sebeplerden dolayı gezimiz beklediğimizden erken bitince, hadi bari tekrar Matrah’a uğrayalım da dün vakitsizlikten göremediğimiz Sultan Quaboos’un Al Aalm Sarayı’nı görelim dedik.

Al Aalm Sarayı

Al Aalm Sarayı

Saray 16. yüzyılda Portekizliler tarafından inşa edilmiş muazzam iki eski kalenin orta yerine konuşlanmış, Quaboos’un artık aşina olduğumuz rafine ama gayet oriyentalist mimari zevkini yansıtan bir binadan ve de muhteşem bir bahçeden oluşuyor. Çok güzel deniz manzarası da varmış sultanın yalancısıyız 🙂 İçi ziyaret edilemese de muazzam lüks olduğu söyleniyor. Bahçesini görmek özellikle de güneş batarken çok keyifli. İki saattir arabada oturmaktan imanı gevremiş Elvin trafiğe kapalı mermer yollarda koşup oynayıp deşarj olurken ben de bolca fotoğraf çekebildim, mutluyum gururluyum 🙂 Saray’ın yanında bir de hoş bir camii var, tam akşam namazı saati olduğundan içini ziyaret edemedik maalesef.

Al Aalm Sarayı'nın günbatımında bahçesi

Al Aalm Sarayı’nın günbatımında bahçesi

Al Aalm Sarayı'nın günbatımında bahçesi

Al Aalm Sarayı’nın günbatımında bahçesi

Kendimle randevu: Muscat Opera House’da bir gece

Sarayda güneşi batırıp apar topar eve döndük. Ben acele bir duş alıp valizimde itina ile getirdiğim şık şıkırdım elbisemi ve topuklu ayakkabılarımı geçirdim, biraz makyaj bile yaptım! Neden mi? Bu akşam kendimle randevum var, Ortadoğu ve Balkanlar’ın en yeni opera binasında Melody Gardot dinleyip sonra da kendimle başbaşa romantik bir yemek yiyeceğiz 🙂

Şaka bir yana taa Brüksellerden Muskat’a kokteyl elbisesi ve topuklu ayakkabı getirmemin sebebi, daha önce orada operaya gitmiş arkadaşımın kıyafet konusunda çok titiz olduklarını, öyle şortlu sandallı kotlu paspalları biletli olsalar da almadıklarını söylemesi idi. Bileti internetten alırken de internet operatörünün sorduğu soru üzerine Muscat Opera House’un kılık kıyafet kurallarına uyum sağlamayı kabul etmiştim ama yoğunluktan bu kuralların tam da ne olduğuna bakmamış, şık olmak olsa gerek diye yorumlamıştım.

Muscat Opera House fuayesi

Muscat Opera House fuayesi

Geç de kaldığımdan panik halinde arabayı park ettim, kırmızı halının üstünden bir prenses edası ile Opera House’a daldım. Bu arada ahşap ve beyaz mermerin müthiş ahengini yansıtan binanın gece ışıklandırılmış görüntüsü görmeye değer, operaya gitmeyecekseniz bile. Prenses ben, ay insanlar da cidden ne şıkmış diye ağzımı ayırmış bakına bakına içeri girmeye çalışırken bir görevli ‘pardon bağyan, eteğiniz çok kısa, giremezsiniz içeri’ demez mi!!!

İşte üşengeçliğin tembelliğin bedeli. Meğer kıyafet tüzüğü deyip durdukları şey bir tek abiye, şık olmak değil aynı zamanda diz altı giymekmiş! Ay yapmayın etmeyin, taa uzak yollardan geldim, çocuğumu anamla bıraktım, bu gece benim gecem diye adama duygu sömürüsü yapmaya hazırlanırken, benden atak çıkıp ‘ama çabuk, daha 10 dakikanız var, gidin lobide cübbe versinler size bir tane, kimliğiniz karşılığı’ dedi.

Iyk o pis çirkin cübbeyi giyeceğim çaresizlikten derken lobide bir başka görevli gayet hijyenik ve ipekimsi bir kumaştan yapılmış çok hoş bir cübbe verdi. Elbiseme de uydu hani 😀

Cübbem yakışmış değil mi :-) ?

Cübbem yakışmış değil mi 🙂 ?

Sonunda içerideydim ve daha önceki yazımda bahsettiğim gibi yine burada da expat turist Ummanlı ahenk içinde bir kalabalık gördüm. Tesettürlü bayanlar öyle bir şıktı ki dudağım uçukladı, madem kapanacaksın böyle kapan kardeşim! Neyse.

Muscat Opera House’un içi gerçekten de insanı bir 1001 gece masalında hissettiriyor. Yine o rafine ama doğulu mimari tarz beni büyüledi. Quaboos’un sanat aşkını, küçücük ülkeye 1000 küsür kişilik opera binası yapmasını (düşününki Umman’dan daha bile zengin Körfez ülkelerinde başka opera binası yok, Ortadoğu’da Kahire ve Lübnan hariç hiçbir ülkede yok ve 15 milyonluk İstanbul’da bu boyutta bir opera binası yok!), insanların da güzel güzel gelmelerini takdir ettim.

Muscat Opera House iç mekanlar

Muscat Opera House iç mekanlar

Muscat Opera House iç mekanlar

Muscat Opera House iç mekanlar

Konser de gayet başarılı idi, zaten akustik tekniği çok gelişmişmiş binanın. Yalan yok, Melody’yi daha önce pek dinlememiştim ve sahne performansı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Sadece Opera House’da konser veriyor diye gitmiştim, binayı kullanımda görmek için ama artık kendisinin de bir fanı oldum! Bu arada ilgilenen için, bilete 100 euroya yakın para verdim ama yerim ilk balkonda çok iyiydi. Sanırsam 25 eurodan başlıyordu en ucuz biletler. Bütçenizin elverdiği herhangi bir kategoriden bilet alıp Muskat’ın Operası’nda bir performans izlemenizi şiddetle öneririm, eğer orada olduğunuz tarihlerde bir gösteri denk gelirse.

Muscat Opera House'dan ayrıntı

Muscat Opera House’dan ayrıntı

İlginç olan konserin erken başlayıp (7 buçukta) hiç ara vermeden bitmesiydi. Eh saat 9 gibi dışardaydık. Bari biraz dolaşayım operanın çevresinde dedim çünkü bina aslında büyük bir kompleks ve galerilerinde bir şık hediyelik eşya mağazası, bir kocaman AVM, bayağı da restoran var. Restoranları görünce acıktığımı fark ettim ve bir tanesine daldım, dalmamla geri mi kaçsam burası beni aşar diye düşünmem bir oldu cünkü gayet otantik ama lüks göründü her şey gözüme. İş işten geçmişti, bana 32 dişiyle gülümseyip rezervasyonum kimin üzerine diye soran kıza ‘şey rezervasyonum da yok tek başımayım’ dedim, sonra kendi kendime ‘sen bu geceyi, bu yemeği hak ettin, ne gitmesi atla deve değil ya keyfine bak’ dedim! Kızcağız şefine danışmaya gitti bana masa verip veremeyeceğine dair, halbuki pek çok masa boştu, sanırsam karizmayı çizdirmemek için rezervasyonsuz kimseyi kabul etmiyorlar ama tek bir bayan görünce yumuşadılar.

Al Angham Restoran geleneksel Umman mutfağını şık bir şekilde sunan gayet gusto bir mekan. Alkol Umman’daki pek çok restoranda olduğu gibi burada da yok ama billur kadehlerde sunulan birbirinden güzel taze meyve suları ortamı kurtarıyor. Ben nar suyu içtim, kırmızı şarabı aratmadı o ortamda! Ayrıca gül suyu ve safranlı pilav, deve sütünden dondurma gibi Umman’ın unutulmaya yüz tutmuş geleneksel lezzetlerini canlı tutmaya çalışan bir yer. Servis muhteşem, resmen sultan gibi hissettiriyorlar. Fiyatlar yüksek ama eğer kutlanacak bir şeyiniz varsa ya da benim gibi bir gecelik kendimi şımartayım derseniz kesinlikle tavsiye ediyorum bu Opera House’daki konser üzerine Al Angham yemeği programını.

Al Angham Restoran'da kendimle akşam yemeği

Al Angham Restoran’da kendimle akşam yemeği

Al Angham Restoran'da kendimle akşam yemeği

Al Angham Restoran’da kendimle akşam yemeği

IMG_20150108_221958

Al Angham Restoran’da kendimle akşam yemeği

Pazar kahvaltısı out Cuma brunch in

İyi güzel diyorsun da bu bizi aşar derseniz, kelepir versiyonunu istiyorsanız bu programın, onu da ertesi gün denedik. Opera House gündüz 8 buçuk ile 10 buçuk arası ziyaret edilebiliyor, rehber eşliğinde gezebiliyorsunuz ve ücretsiz. Ben felekten gece çalarken çocuk bakıcılığına zorunlu soyunmuş annem de bu güzel binayı görsün istediğimden ertesi gün de kahvaltı bile etmeden sabah yola koyulup üçümüz geldik.

Muscat Opera House gündüz görüntüsü

Muscat Opera House gündüz görüntüsü

Annem operayı gezdi, biz Elvin’le dışarı avlusunda top koşturduk 🙂

Thomas Müller Jr. Muscat Opera House'da antremanda :-)

Thomas Müller Jr. Muscat Opera House’da antremanda 🙂

Ardından yine aynı kompleksteki AVM’ye gittik ve Cuma sebebi ile tüm dükkanların kapalı olduğu, haliyle huzur dolu olan AVM’de (AVMleri sevmem hatta nefret ediyor bile olabilirim, birkaç istisna hariç, onları da bir başka yazıda anlatırım artık) More Cafe’de güzel bir brunch yaptık. Malum Arapların haftasonu Cuma, o zaman ne diyoruz: Pazar kahvaltısı out, Cuma brunch in! Tabii brunch kültürü ve menüsü Amerika’dan ithal, o açıdan çok otantik değildi ama Cuma brunch’ı turistlerden çok orada yaşayan expatların aktivitesi olduğundan,  ortama karışmak hoşumuza gitti. Dikkatimi çeken expat ailelerin ortalamada 3 çocuk sahibi olmaları idi; günümüz dünya insanı kategorisinin geleneksel sorunu: eşlerden biri Allah’ın unuttuğu yerde güzel bir iş fırsatı yakalıyor, diğeri işi gücü bırakıp onu takip ediyor, eh ne yapsın orada ekmek elden su gölden, bakıcı ucuz ve bol ürüyor da ürüyor! Herneyse More Cafe’nin ortamı, servisi, pofuduk Amerikan tipi böğürtlenli krepleri çok hoşumuza gitti ve kişi başı 10-15 euro gibi bir hesap verdik bir ton yiyip içmeye, çocuk için de bir sürü atraksiyonları var. Güzel bir opera binası turu üzerine Cuma brunchı olmasa da bir çay kahve ya da öğlen yemeğine önerilir.

More Cafe'de Brunch

More Cafe’de Brunch

Bir sonraki bölümde bizce Umman’ın en güzeli Nizwa geliyor, bizi izlemeye devam edin!

Funda Çelikel Esser

Twitter: @fundaesser

 

 

 

 

Umman Notları 3: Muskat ve Matrah

Standard

Konuk Yazar: Funda Çelikel Esser

Sevgili seyahat günlükleri okurları,

Hatırladığınız üzere Muskat’ın gülümseyen yüzüyle geç de olsa tanışmıştık bir önceki yazımızda. İşte bu güler yüzün arkasındaki güzellikleri keşfetme şevkiyle uyandık bir sonraki gün.

Evimizin püfür püfür esintili terasında güzel bir kahvaltıdan sonra attık kendimizi yine sahil yoluna. Bu sefer doğru tarafa doğru yönelip Elvin önde biz arkada 3-4 km kadar yürüdük. Lokum gibi 28 derece civarı bir havaydı, gökyüzünün berrak mavisi içimizi ısıttı!

Palmiye güzelleri

Palmiye güzelleri

Yol boyu şahane palmiyelerin gölgelediği sahillerden geçtik, sağ yanımızda uzanan dantel gibi işlemelerle süslenmiş beyaz boyalı villara hayran hayran baktık.

Dantel gibi işlenmiş beyaz badanalı evler

Dantel gibi işlenmiş beyaz badanalı evler

Dantel gibi işlenmiş beyaz badanalı evler

Dantel gibi işlenmiş beyaz badanalı evler

Tümü Muskat’ın kendine özgü mimarisine sadık kalınarak inşa edilmiş bu villaların bazıları şu an elçilik olarak kullanılıyormuş.

Geleneksel Muskat mimarisi ile inşa edilmiş Alman Büyükelçiliği

Geleneksel Muskat mimarisi ile inşa edilmiş Alman Büyükelçiliği

Elçilik bölgesinde daha çok expat insanlar göreceğimizi düşünsek de Muskat’ta en çok hoşuma giden şey şu oldu: Her nereye giderseniz gidin, expat lokal turist herkesi bir arada görebilme ihtimali. Zira sahil yolu boyu yaptığımız yürüyüşte de sık sık yerel giysileri içinde yürüyüş yapan, piknik yapan Ummanlılarla karşılaşmak hepimizi ama en çok da hiç bu kılıkta adam görmemiş Elvin’i çok eğlendirdi.

Geleneksel iki Ummanlı

Geleneksel iki Ummanlı

Piknik yapan Ummanlı aile

Piknik yapan Ummanlı aile

Bir diğer ilgimi çeken ise pek çok Avrupa şehrinde olan şehir içi kısa mesafeleri katetmek için kiralanan bisiklet uygulamasının burada da teşvik edilmesi idi. Hadi Ocak’ta neyse de yazın 50 küsür derecelere çıkan havada kim bisiklete biner diye merak etmekle birlikte köşe bakkala bile araba ile gitme meyilindeki Ortadoğu insanına alternatif çevre dostu bir ulaşım aracının özendirilme çabalarına saygı duydum.

Hep beraber Queen'den geliyor “I want to ride my bicycle ...” :-)

Hep beraber Queen’den geliyor “I want to ride my bicycle …” 🙂

Sonradan öğrendim ki Umman’ın kimine göre Atatürk’ü olarak nitelendirilen, 1970’ten itibaren ülkeyi yöneten Sultan Quaboos uzun yıllar eğitim ve iş amaçlı İngiltere’de ve Almanya’da bulunduğu için Avrupa kültür ve sanatından çok etkilenmiş. Çok takdir ettiğim biçimde bu değerleri kendi kültürü ile harmanlayıp vatandaşlarına sunmak için bayağı efor harcıyormuş.

Sultan Quaboos un gözbebeği Muskat'ın uzaktan görünüsü

Sultan Quaboos’un gözbebeği Muskat’ın uzaktan görünüsü

Bir diğer çok takdir ettiğim taraf da mimari olarak camilerin gayet şık ama abartıdan ve rüküşlükten uzak olması idi. Geleneksel dantel gibi oyalı beyaz evleri tamamlayan çok hoş yapılardı. Şu fotolardan görüldüğü üzere içleri de çok hoşmuş, biz gidip görmedik.

Camiler ve evlerin muhteşem kardeşliği

Camiler ve evlerin muhteşem kardeşliği

4 km kadar hem güzel evleri hem sahili seyrede seyrede yürüyünce acıktık ve Muskat’ın bana göre en hoş mekanlarından birini böylelikle keşfettik: Marina Cafe

 Marina Cafe yandan

Marina Cafe yandan

Aslına bakarsanız hiç bir lüksü olmayan bir yer. Bonusu, tam sahilin biraz üstünde bir yarımadacıkta konuşlanmış olduğundan 3 tarafının bembeyaz kumlar ve denizle çevrili oluşu. Sera misali camlarla çevrili oluduğundan, neresine oturursanız oturun leb-i derya manzara garanti. Yemekler gayet başarılı, fiyatlar makul, porsiyonlar devasa. Özellikle karışık meze tabağını tavsiye ederim. Yediğim en güzel humus ve patlıcan salatalarından yedim. Meyve suları taze sıkılmış envai çeşit adını bile bilmediğim tropik meyvelerden, Elvin bu meyve sularını hüpletirken mest oldu. Marina Cafe’de çatılacak en güzel keyif ise yarı aralık bir camdan güzel manzaraya nazır nargile tüttürmek. Sigara hayatımda ağzıma sürmedim, hiç de hoşlanmam ama nargilenin yeri ayrı! Bana hayatı ağır çekime alabileceğim, iş güç stres koşturmaca bir kenara bırakabilip her şeye boşverebileceğim anları çağrıştırıyor nargile. Belki de bu yüzden tüm politik saçmalıklarına rağmen nargilenin en kolay bulunabildiği Güney Akdeniz ve Ortadoğu ülkerine seyahat etmekten vazgeçemiyorum! Velhasıl Marina Cafe Muskat’ta mutlaka uğranması gereken bir mekan, bana İstanbul’da yaşarken çok sevdiğim Fenerbahçe Romantika Kafe’yi hatırlattı. Tabii İstanbul’da her güzel yer çirkin yapıldığından, hala o kafe var mıdır, varsa ne haldedir bilemem. 90’lı yılların sonu 2000’lerin başındaki halini hatırlayanlar varsa anlayacaklardır ne demek istediğimi.

Marina cafe önden

Marina cafe önden

Derken eve dön, öğlen uykusu idi vs. saat 3’ü geçti. Gün de 6 gibi geceye kavuştuğundan acele yine kendimizi yollara vurduk. Bu sefer araba ile Muskat’ın eski şehri de denilen Matrah bölgesine yol aldık. Tam yiyecek pazarının kurulduğu güne denk geldiğimizden epey de park yeri aramakla vakit kaybettik. 4.5 gibi kendimizi sonunda Matrah’ın meşhur “korniş”ine atabildik. Ummanlılar kordona korniş diyorlar, Fransızca’dan alıntı.

Matrah Korniş

Matrah Korniş

Umman’da çok beğendiğim yerlerden biri oldu Matrah. Sahil yolundan gemilere, şehirdeki yapılara ve tepedeki kaleye baka baka yürüdük, Elvin’i eyledik.

Matrah Kalesi ve kornişi

Matrah Kalesi ve kornişi

Bu yoldan daha 4-5 km yürüsek, önce bir güzel müze, ardından Sultan Quaboos’un sarayı var ama saat 6’ya gelince biz o kadar gidemedik, bir güzel güneşi batırdıktan sonra Matrah’ın meşhur eski çarşısına yöneldik. Bu arada dikkatimi çeken, kordondaki tüm ahali, içinde dolma fıstıkları olan çay gibi bir şey içiyordu, herneydiyse kaynağını keşfedemedik. Gider tadar beğenirseniz haber edin!

Matrah korniş ve Lavatiya camii

Matrah korniş ve Lavatiya camii

Carşı bırakın İstanbul kapalı çarşıyı, benim gördüğüm mütevazi Antakya, Urfa, Antep gibi şehirlerin çarşılarıyla bile boy ölçüşemezken iki özelliği nedeniyle mutlaka görülmeli: Birincisi ahşap tavan işlemeleri!

Matrah çarşısının ahşap boyama tavan süslemeleri

Matrah çarşısının ahşap boyama tavan süslemeleri

Matrah çarşısının ahşap boyama tavan süslemeleri

Matrah çarşısının ahşap boyama tavan süslemeleri

Gökkuşağı renkli süslemeler bana niyeyse Artvin Machael vadisi civarında ziyaret ettiğim dağ köylerindeki camilerin tavanlarını hatırlattı (Bakınız: Bir gezgin hastalığı olarak her gördüğü yeni yeri eskiden gördüğü başka bir yere benzetme 🙂 )

SONY DSC

Macahel vadisinde bir renkli camii

İkincisi yazı dizisinin ilk bölümünde de bahsettiğim gibi henüz kitle turizmi Umman’a ulaşmadığından ya da Ummanlı esnaf gayet medeni olduğundan, hiç rahatsız edilmeden çarşıda dolaşıp tüm dükkanların turist mekanı olmadığı otantik bir çarşıda tarihi hava koklayabilirsiniz.

IMG_20150107_185010

Tanıdık değil mi? Matrah çarşısı ve geleneksel müşterileri

Tanıdık değil mi? Matrah çarşısı ve geleneksel müşterileri

Neler alinabilire gelince: Yiyecek olarak geleneksel Umman helvası diye bir şey vardı ama koyu macun kıvamındaki helvayı hiç beğenmeyince, turizm amaçlı satış yapılmadığı için de paketlerin gayet büyük ve uçakta taşınmaya hiç müsait olmadığını görünce almadım.

Eger siz de ben gibi gümüş ve emitasyon takı meraklısı iseniz Umman gümüşü diye bir şey var ve hoş kolye uçları satıyorlar. Bir de deiğişik kakmalı hançerler vardı çokçana benim ilgimi çekmedi ama dekoratif bir hatıra olabilir.

Umman çarşısından Brüksel'e göç eden Umman gümüşü kolyeler :-)

Umman çarşısından Brüksel’e göç eden Umman gümüşü kolyeler 🙂

Kendiniz için düşünür müsünüz bilmem ama erkek çocuklar için biçilmiş kaftan geleneksel elbiselerinden alabilirsiniz. Biz Elvin’e aldık, orada üstüne denerken surat assa da döndükten sonra Karnaval partisinde, kreşte giyip bayağı sükse yaptı 🙂

Küçük Ummanlı Elvin

Küçük Ummanlı Elvin

Paşmina şal gibi şeyler genelde Nepal ve Hindistan’dan geldiği için hem çekici gelmedi hem de çok ucuz değildi. Artık blog sahibinin tecrübe ettiği gibi bir gün Nepal’e yolum düşerse, orada dibine vururum paşmina alışverişinin.

Bir de meraklısına sandal ağacından tütsüler, hatta Süskind’in ‘Koku’ romanında anlatılanlar vari açık parfümcüler var ama benim ilgimi çekmedi.

Parfümeri :-)

Parfümeri 🙂

Her ne kadar küçük de olsa rengarenk dükkanların arasında dolaşa dolaşa bayağı oyalanmışız, bir baktık ki saat 8 ve daha akşam yemeği yememişiz! Çocuğunun tüm rutinleri konusunda tatil zamanı son derece esnek olan ama akşam saat 9’u geçirmeden yatağında uyuması konusunda asla taviz vermeyen ben hemen bizimkileri arabaya doluşturdum, Muskat’a doğru geri yola koyulduk. Gelirken Elvin zıbıtana dek uçakta güzelce sohbet ettiğim Muskat’ta yaşayan Taylandlı kadına, en sevdiğim mutfaklardan olduğu ve Tayland’a doğru gittikçe kalitenin Tayland’takine yaklaşacağı gibi yanlış bir inanca kapıldığımdan olsa gerek, Muskat’ta iyi bir Tay restoranı var mı diye sormuştum o da Amoy Thai çok iyi demişti. Yolumuzun üzerinde de olduğundan hadi oraya gidelim dedik. Yolculuğumuzun yegane gurme hayal kırıklığı bu oldu. Sanırsam bu Taylandlılar hiç dışarda yemek yemiyor ve kadın bana ayıp olmasın diye varlığını bildiği bir restoranı söyleyiverdi ya da daha kuvvetli ihtimal restoran o gittiğinden beri el değiştirdi. Gittiğimizde tam akşam yemeği saati olmasına rağmen bomboştu restoran. Bizden hemen sonra 10 kişilik bir bayan grubu geldi. Hepsi de lokal insanlardı, tesettür gezdiklerinden ayırt etmek zor olmuyor! Bu arada tamam yerel kadınların hepsi tesettürlü ama akşam da dahil pek çok kafe bar ve restoranda kız kıza gezenleri görmek hoşumuza gitti. Bana gerçekten inançlarından dolayı kapandıkları ama dinin sosyal ve kültürel hayatlarını yaşamalarında onlara engel teşkil etmediği gibi bir izlenim verdiler Ummanlı kadınlar.

 Elvin @Amoy Thai

Elvin @Amoy Thai

Restoranda yemekler tatsızdı diyemem ama servis çok kötüydü ve bir Tay restoranında olmazsa olmaz demirbaşların çoğu menüde yazmasına rağmen yoktu. Elvin’in Umman’da nereye gidersek gidelim bayıla bayıla götürdüğü tropik meyve suyu bile yoktu! Hatta bahsettiğim bayan grubu bu duruma sinirlenip kalkıp gitti sipariş vermeden. Neyse ki restoranı kapatmış gibi yalnız biz kalınca Elvin’e gün doğdu koşup oynadı da biz de insanları rahatsız eder mi endişesi olmadan yemeğimizi yedik, iyi oldu. Yine de Muskat’a giderseniz, onca leziz yer dururken benim düştüğüm hataya düşüp Amoy Thai’a gitmeyin derim.

Bu güzel günün ardından karnımız tok keyfimiz yerinde yataklarımıza uzanıp ertesi günkü biraz doğa biraz kültür gezimizi iple çekerken uyuyakaldık. Takipte kalın!

@fundaesser