Berlin Film Festivali (BERLINALE) 1 – Niçin gitmeli?

Standard

Konuk Yazar: Funda Çelikel Esser

Sevgili seyahat günlükleri takipçileri,

Biliyorum gözünüz yollarda kaldı, Selanik ve Chalkidiki yazısının devamı niye gelmiyor diye. Ne desen haklısın sevgili okur; ben yoğunluğumdan, kendime ve seyahat blogu yazmak gibi hobilerime zaman ayıramamaktan yakınmaktan yoruldum, işler güçler benim başımı aşmaktan yorulmadı. Sabrın sonu selamet, gelecektir önümüzdeki günlerde size vaadedilen yazının ikinci bölümü. Bu arada olağanüstü hal gündemimden dolayı bambaşka bir yazı girmeyi uygun bulduk. Yazının konusu (eşittir bahsedilen olağanüstü hal durumu) bendenizin artık sevgi boyutundan çıkmış sapıklığa varan tutku boyutuna gecmiş Berlinale yani Berlin Film Festivali ile 10 yıldır süren ilişkisi. Kısacası bolca duygusal ve kişisel bir yazı olacak, kemerlerinizi bağlayın. Yine de pek bir yerde kolayca rastlayamayacağınız, emek emek 10 yıl boyunca toplanmış bilgiler içereceğinden sıkılmaz okursunuz ve hatta gaza gelir, seneye atlar Berlinale’ye gelirsiniz, orada buluşuruz diye ümit ediyorum.

SONY DSC

Berlinale Canavarı 1

Berlinale Canavarlari II

Berlinale Canavarı 2

İnsan sevdiceğini kelimelerle nasıl tasvir edebilir ki? Ne desem bir şeyler eksik kalacak gibi hissediyorum. Kimbilir belki de bu yüzden bunca sene, hele ki şimdiye kıyasla dünyanın tüm zamanlarının benim olduğu yıllarda bile, Berlinale konulu yazılar yazmama dair teşvikleri kibarca geri çevirmiştim. Niye şimdi birdenbire yazmaya karar verdin derseniz, bu sene insanlık için küçük benim için büyük bir dönüm noktası: kişisel Berlinale tarihimin 10. yıldönümü. Bu vesile ile bu seneki festival ziyaretimi bir yazıyla ölümsüzleştirmeye karar verdim.

Cekirdekten yetisme bir Berlinale fan

Çekirdekten yetişme Berlinale fanları

Cekirdekten yetisme bir Berlinale fanII

Çekirdekten yetişme Berlinale fanları

Takribi dört bölüm sürecek yazı dizisinde, bana bu geçtigimiz 10 sene boyunca Berlinale ile ilgili “sıkça sorulan sorulardan” bir seçki sunacağım. Bu bölümde neden Berlinale’ye gitmeliyiz sorusunu irdelerken, önümüzdeki bölümlerde peki nasıl gideriz, yapılacak etkinlikleri nasıl seçeriz sorularını cevaplayacak, en son bölümde ise bu seneki Berlinale’den izlenimlerimi paylaşacağım.

SONY DSC

Dalga dalga Berlinale bayrakları

afis 2014

Çeşitli Berlinale afişleri

afis 2015

Çeşitli Berlinale afişleri

afis the whole city is a sinema

Çeşitli Berlinale afişleri

  1. Altı üstü bir film festivali, ahanda İstanbul’da iki tane var ve hatta artık her yerde elini sallasan film festivaline çarpar. Ne ekstra özelliği var o festivallere kıyasla? Niye bu kadar seviyorsun ?

Bu soruya önce öznel sonra da elimden geldiğince objektif cevap vereceğim. Öncelikle benim için sinema candır. Yanlış anlaşılmasın öyle maalesef sinemanın her teknik detayından anlayan, tarihini adı soyadı gibi bilen, tüm klasik filmleri seyretmiş biri (henüz) değilim. Gelgelelim ilk hatırladığım sosyalleşme aktivitem sinemaydı. Ailemle, ilk flörtümle, en yakın arkadaşımla hep sinemaya gittim ilk gençliğimden beri. Ankaralı okurlar bilirler Eti, Batı, Menekşe ve hele ah Akun sinemalarının ne anıları vardır bende. Orta halli bir ailenin ortanca çocuğu olarak bolluk içinde yetişmedim, bulunduğum şehre gelmezlerdi pek ama gelseler de öyle rock konserlerine falan yetişecek bir bütçem olamadı. Kendim çalışıp kazanmaya başlayıncaya kadar sinema ulaşılabilir ve paylaşılabilir bir keyifti benim için, hala da öyledir. Zaten önce tek sonra bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda kanallı televizyonu da uzun süre izlemem yasak olduğundan, yasak kalktığında ise bu istibdat devrinde kendimi oyalayacak başka alanlara yöneldiğim için bir türlü izlemeye adapte olamadığımdan ekran tecrübem sinemayla sınırlıdır hala. Çok nadirdir televizyonda dizi falan takip ettiğim. Kendimi nasıl eğlendirsem diye düşündüğümde ilk aklıma gelen aktivite sinemaya gitmektir hala mesela.

Cocuklugumun sinemalarina oykunen bir Berlinale siname salonu I

Çocukluğumun sinemalarina öykünen bir Berlinale sinema salonu

Fuaye

Fuayede heyecanlı bekleyiş (2015)

Üniversitede ise hayatıma yepyeni bir kavram girdi: film festivalleri! Bırak daha televizyonlara düşmeden izleyebilmeyi, daha kimse görmeden ilk kez bir filmi izlemenin verdiği mutluluk beni benden aldı. İstanbul’da yaşadığım sürece elimden geldiğince kaçırmamaya çalışırdım IF’i ve Film Ekimi’ni ama bu, haftasonu belki iki hadi bilemedin dört film görmek olarak vücut bulan bir takipti. Ta ki 2004 yılında şimdi eşim olan Alman şahsiyet o zaman bana hoşlandığı kızın memleketi ile ilgilendiğini anlatmak için “duydun mu Berlin Film Festivali’nde bir Türk/Alman filmi ödül almış” diyene kadar. Merak ettim, gittim korsan Kadıköy standlarından aldım Fatih Akın’ın Duvara Karşı filmini. Ve tam anlamıyla çarpıldım! Hala da en sevdiğim filmlerdendir. ‘Vay bu Berlin Film Festivali’nde böyle filmler varsa bir gün mutlaka gitmeli’ diye kişisel “bucket list”ime (Kişinin yaşamı boyunca en az bir kere mutlaka yaşamak istediği tecrübe listesi – ölmeden önce yapılacak şeyler listesi diye mi çevirsek?) not aldım; günler, aylar, yıllar geçti. O Alman şahsiyet Berlin’e taşındı, Berlinale’nin olduğu bir haftasonu ben onu ziyarete gittim. Gitmeden önce de ultimatom verdim, “bak ben geliyorum, 3-4 filme bilet al” diye. Bu maceranın ayrıntılarını biletler kısmında anlatacağım ama istediklerimizin aksine alakasız, normalde suratına bile bakmayacağım filmlere bilet bulabildiğimiz, toplamda 4 filmin 1’ini zamanlama hatası yapıp kaçırdığımız, Berlinale nin yıldızları olan yarışma filmlerine ve yıldızların boy gösterdiği mekanlara burnumuzu bile uzatamadığımız halde tam anlamıyla ÇARPILDIM! Dün gibi hatırlıyorum, daha hava alanına varır varmaz sanki koca bir sinema kulisinin ortasına düşmüşüm gibi, koca şehir sanki festivalle soluk alıp veriyordu. Kağıt üzerinde suratına bile bakılmayacak o filmlerin hepsinde güldürücü, düşündürücü, insanı kalıplarından çıkartmaya tahrik eden bir unsur vardı. Filmler etrafında yaratılan akademik ortamı, insanların sanata saygısını, son alt yazı bitmeden kimsenin salonu terk etmemesini, patlamış mısır yeme yasağını, seyircinin sorduğu inanılmaz soruları ağzım açık izledim, ilham aldım. Önümüzdeki sene daha uzun süre Berlinale’ye vakit ayırmak sözünü kendime vererek ayrıldım bu güzelim sinema kulisinden.

Berlinalede ikinci yilim

Berlinale’de ikinci yılım, mutluyum huzurluyum (2008)

Körün istediği bir göz, yukardaki verdi 3-5 göz misali bir sonraki sene ben de Berlin’e taşındım, hem de tam Berlinale başlamadan 10 gün önce 🙂 Tabii yeni işe başladığımdan 10 gün 10 gece festivalde harcayamadım zamanımı ama haftaiçi en az günde bir, haftasonu 3-4 film ile olaya yoğun bir giriş yaptığımda artık benim için çok geçti: Bir Berlinale fanı olarak literatürdeki binlercesine dahil olmuştum 🙂 Bundan sonraki her Berlinale’ye ama az ama çok (ya da aşırı) katıldım. Yeni doğum yapmış olmak, bebek emziriyor olmak, başka ülkelerde çalışmak, çocuğumdan ayrı kalmak, işten izin almanın imkansıza yakın olduğu döneme denk gelmesi, işsiz ve parasız olmak gibi engeller beni yıldıracağına Berlinale’ye maksimum katılım konusunda daha da yaratıcı yaptı.

Peki nedir bu Berlinale’yi bu kadar özel kılan?

Öncelikle Berlin’dir bana sorarsanız. Berlin bence, şu yazıdan da okuyabileceğiniz gibi, yaşam kalitesi anlamında Avrupa’nın bir numarası, dünyanın sayılı merkezlerindendir. Berlinale her şeyden önce bu şehirde gerçekleştiği için eşsiz bir festivaldir. Herkes Berlin’i en az bir kere, mümkünse Berlinale zamanı ziyaret etmelidir diyerek konuyu geçiştireyim, devamına hiç girmeyeyim çıkamam 🙂 Eğer Almanca biliyorsanız şu fotoğraftaki kitabı tavsiye edeyim bir de, Berlin’in ne kadar çok Berlinale filmine kulis olduğunu ve niye sinematografik anlamda çok tercih edildiğini anlatıyor.

berlin sinema kulisi kitabi

Şarap eşliğinde Filmlandschaft Berlin

SONY DSC

Berlin’imin sık rastlayamayacağınız fotolarından – Berlinale zamanı (2010)

Ikinci olarak az önce de dediğim gibi Berlinale’de koca Berlin resmen bir sinemaya dönüşür. Her şey 2 hafta boyunca festival etrafında döner. Şehir çapında (ki oldukça geniş alana yayılmış bir şehirdir) en az 10-20 sinemada festival süresince başka hiçbirşey gösterilmez, patlamış mısır satılmaz, kimse de niye diye sormaz. Genç, yaşlı, öğrenci, işsiz, beyaz yaka, sanatkar, turist, esnaf, zanaatkar film izlemek için şehrin muhtelif yerlerinde saatlerce kuyruklarda bekler. Normalde bence Berlin’in pek güzel olmayan meydanlarından olan, Berlinale Palast’ı barındırması nedeniyle festivalin merkezi kabul edilen Potsdamerplatz bir gelin gibi süslenir. Berlin öyle başka Alman ya da Avrupa şehirleri gibi noel ya da karnavalı çok da şaşaalı kutlayan bir şehir değildir, Berlin’in noeli Berlinale’dir. TVde her gün Berlinale’de o gün ne olup bitiyor haberi çıkar, gazeteler 2 hafta boyunca ücretsiz Berlinale ilaveleri verir. Kitapçılarda o sene festival programında yer alan kitap uyarlaması filmlerin orjinal kitapları sergilenir ve de iki haftada en çok satanlar kategorisine ulaşırlar. Metro seferleri uzatılır, ek otobüs seferleri getirilir. Tüm şehri, omuzlarına astıkları Berlinale standından alınmış çantalarıyla oradan oraya koşturan telaşlı film severler basar. Berlinale’ye gidip bir film izlemeye çalışmayana, en azından ilgilendiğini belirtmeyene uzaydan inmiş yaratık gözüyle bakılır.

festival zamani postdamerplatz (1)

Berlinale zamanı Potsdamerplatz

Berlinale Palast

Film arası Berlinale Palast

SInema sehrinden manzara

Sinema şehrinden manzaralar

Sinema sehrinden manzara iki

Sinema şehrinden manzaralar

Sinema sehrinden manzara uc

Sinema şehrinden manzaralar

Şimdi objektif özelliklere gelelim. Berlin Film Festivali sinema kritiklerinin değerlendirmelerine göre de kalite anlamında dünya çapında en önemli sinema kültür sanat etkinliklerindendir. Bu anlamda Avrupa’da Cannes ve belki Venedik Festivalleri ile, dünya çapında ise Sundance, belki Toronto, Asya’da Hong Kong Film Festivali ile boy ölçüşebilir. Peki tüm bu festivallere fark atan yanı nedir Berlinale’nin derseniz: en demokratik film festivali oluşu derim 🙂 Resmi verilere göre Berlinale yıllık ortalama 450.000 izleyici sayısı ile en çok katılımcıya ev sahipliği yapan festivaldir ki bunun 350 bin civarı halka satılan biletlerdir. Diğer adı geçen festivallerde normalde sarı çizmeli Mehmet ağa olarak sadece kısıtlı sayıda ve çok baba aktörlerin rol almadığı filmleri izleyebilirken Berlinale’de açılış filmi galası hariç tüm film gösterimlerine sabırlı ve esnek izleyici ufak bir bütçe ile katılabilir. Katılmakla kalmaz dünyanın sayılı sinema figürleriyle aynı ortamlara çok rahat girip çıkabilir. Örneğin kısa süreli Berlinale tarihimde Meryl Streep, Keanu Reeves, Christian Bale, Colin Firth gibi isimlerle çok da zahmete girmeden karşılaştım 🙂 Berlinale’nin gediklilerinden George Cooloney’i saymıyorum bile! “Aman parası neyse üç katını veririm, n’olacak veriverin bana 3-5 galaya davetiye” diyen burnu havada zengin ise Berlinale’de avucunu yaladığıyla kalır!

Colin Firth

Berlinale’de ünlüler geçidi: Colin Firth

meryl streep

Berlinale’de ünlüler geçidi: Meryl Streep

keanu reeves

Berlinale’de ünlüler geçidi: Keanu Reeves Berlinalepalast’daki fotoğrafını imzalamadan hemen önce

Berlinale’de seçenekler sınırsızdır. ‘Ay yok ben o tarz filmleri sevmiyorum, gitmem’ derseniz yalan söylüyorsunuz demektir, zira 11 gün boyunca en Hollywood’undan maksimum Bollywood’una, en ciddi belgeselinden en kara komedisine, kısa filminden klasiklere, en deneysel filmlerden, dünyanın aklınıza dahi gelmeyecek köşelerinden filmlere, sinema politik kültürel konulardaki söyleşilerine, ekstra müzik dans gösterilerine kadar Berlinale’de tabiri caizse bir kuş sütü etkinliği eksiktir. Eger sabırla 400 küsür film üzerine bir ton kültürel programın anlatıldığı yıllık programı gözden geçirirseniz kendinize uygun bir şey bulmamanız mümkün değil. Daha olası olanı tüm bu detaylara konsantre olacak vakti enerjiyi bulamamanızdır ama endişelenmeyin. Nasıl kendinize en uygun Berlinale programı yapılırı yazı dizisinin bir sonraki bölümünde ele alacağım.

Berlinale program ansiklopedisi

Berlinale Programı

biletler

Biletler

Berlinale bir sanat kültür festivali olmanın yanı sıra, global düzeyde toplumların tüm açık yaralarını göz önüne sererek en tabu politik, sosyal, tarihsel konuları filmler aracılığıyla masaya yatıran sosyal, politik bir oluşum hatta dünyanın her neresinde olursa olsun saçma gidişatı gözler önüne serip buna karşı ses getirmeye çalışan direnişin tam da kendisidir. Her sene pek çok güncel konuya odaklanır, mesela bu seneki odak noktası Orta Doğu daki savaş, göç ve mülteciler idi. 24 tane gayet sanatsal film arasından Altın Ayı ödülü Lampedousa’daki göçmenleri konu alan bir belgesel filme verildi. En iyi film oscarının bir belgesele verildiğini düşünebiliyor musunuz?  Kısacası Berlinale ötekine, itilmişe, başka türlü sesini duyuramayana ses olmayı amaçlar. Tabii bunda izleyicinin de büyük katkısı vardır. Berlinale seyircisi de olaya sadece filme gideceğim, yıldızları göreceğim diye bakmaz. Seçmek zorunda ise belli başlı Hollywood aktörlerinin boy gösterdiği galaya değil de mesela Suudi Arabistan’da yasaklara karşı çekilmiş bağımsız bir komedi filmine gidebilmek için saatlerce sıra bekler. Bu anlamda benim için Berlinale çok da eğitici bir okuldur.

the look of silence

Joshua Oppenheimer Endonezya’daki soykırıma maruz kalmış bir ailenin en küçük oğlunun katillere ve topluma karşı direnişini anlattığı “The Look of Silence” belgeselinin ilk gösteriminden sonra izleyicilerin sorularını yanıtlıyor

kursidh director of life at the border documentary

Suriye Türkiye sınırındaki Kürt köylerinden İşid tehdidi nedeniyle mülteci kamplarına taşınmak zorunda kalmış 8 çocuğun kampı ziyaret eden Kürt yönetmenin kamerası yardımıyla hayatlarını film ettikleri “Life on the Border” ın gösteriminden sonra projeyi başlatan Bahman Ghobadi’den yorumlar.

Berlinale eşitliktir, toleranstır, paylaşımdır, dostluktur, dayanışmadır. Alman toplumu ve özellikle Berlinliler genel olarak pek de dışa dönük olma özelliği ile bilinmezler. Öyle sokakta metroda şurda burada kimse kimseyle pek alakadar olmaz, Berlinale zamanı hariç. Festival boyunca bilet kuyruklarında, filmin başlamasını beklerken sinema salonlarında, fuayelerde, kafelerde barlarda herkes birbirleriyle Berlinale filmleri, neyi gördüler, neyi görecekler, neyi beğendiler, neyi kınadılar muhabbeti yapar. Birbirlerini sıralarda korur gözetirler, çay kahve ısmarlarlar, ekstra bilet alırlar. Benim mesela senede bir festival zamanı görüştüğüm, onun dışında hiç kontağım olmayan bir sürü arkadaşım, bir sosyal ağım oldu 10 yıldır festivale katıla katıla. Bu tarz sosyal oluşumlar ve onlardan yayılan duyumlar sayesinde çok ümit bağlanan bir film seyirci baskısı ile tepe taklak olabilirken hiç ilgi çekmeyecek küçük bütçeli bir film Berlinale’nin yıldızları arasına girebilir. Bu anlamda Berlinale’yi sanki siz de yazıyormuşsunuz gibi bir hisse kapılırsınız, çorbada benim de tuzum var diye mest olursunuz.

Berlinale bilet kuyruklari

Berlinale bilet kuyrukları

SONY DSC

Yaşasın en öndeyim!

Ve gezgin ruhların en çok hoşuna gidecek özelliği nedir derseniz: Berlinale uygun fiyatlı bir dünya turu biletidir bence. Dediğim gibi sinema endüstrisinin bile olmadığı ülkelerden öyle filmler gelir ki ayağınıza, size 2 saat boyunca o ülkenin ortamına ışık tutar. Bir anda kışın ortası tropik sahillere, Afrikanın köylerine Orta Asya’nın dağlarına ışınlanabilirsiniz. Film ekipleri de genellikle festivale katıldığından, çok ünlüler haricinde de gayet rahat onlarla sohbet imkanı bulabilir, başka coğrafyalardaki başka hayatlara konuk olduğunuzu, bağlandığınızı hissedersiniz. Örneğin bu sene ben Güney Kore, Hindistan, Suudi Arabistan, Tunus, Gana, Brezilya gibi ülkelerden filmler izledim. Her sene, o sene nereye seyahat edeceksem, programda o ülkeden olan filmleri seçiyorum böylece ön hazırlık oluyor seyahate de, bir taşla 3-5 kuş  (Yanlış anlamayın, az önce saydığım yerlerin hepsine bu sene gitmeyi maalesef planlayamıyorum. Maksimum Hindistan, belki bir de Güney Kore!).

guetamala I

Guatemala(2015) ilk defa Berlinale’de sahne alırken…

guetamala 2

gana at Berlinale

Gana (2016) ilk defa Berlinale’de sahne alırken…

Son olarak Berlinale aşkıma 2004 yılında festivalde aldığı Altın Ayı ile bir nevi vesile olan Fatih Akın’ın sevdiğim bir sözünün (Sinemayı seviyorum diyen Amerika’yı seviyor demektir) uyarlaması ile bitireyim: Gezmeyi seviyorum diyen Berlin Film Festivali’ni sevecek demektir!

Bir sonraki bölümde Berlinale’ye nasıl gitmeli pratik bilgileri geliyor, takipte kalın.

Funda Çelikel Esser

 

 

Reklamlar

3 responses »

    • Begeniniz ve güzel yorumunuz için biz teşekkür ederiz. Yazının devamı yolda, o zamana kadar sinemayla ve sevgiyle kalın. Funda

  1. Geri bildirim: Berlin Film Festivali (BERLINALE) 2 – Nasıl gideriz ? | Seyahat Günlükleri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s