Category Archives: Konuk Yazarlar

Umman Notları 5: Umman’ın En Güzeli Niswa ve Sahilde Son Nargile

Standard

Konuk Yazar: Funda Çelikel Esser

Herkeslere sımsıcak bir merhaba sayın fiilen ya da ruhen  gezenti okurlar,

Başlığa bakıp da vay bee gerçekten en güzeli mi dediğinizi duyar gibiyim. Sayın okur, güzellik göreceli bir kavramdır kişiden kişiye neyin en güzel olduğu değiştiği gibi kişinin kendi halet-i ruhiyesine göre de bir yeri nasıl görüp özümsediği çok değişir.

Bir önceki bölümde anlattığım gibi güne şahane bir sabah programı ve brunch ile başlamış, Umman’daki sondan bir önceki günümüze eski çocuksuz günlerimdeki seyahatlere öykünen biçimde sabah 8 akşam 9 aralıksız bir ton program sığdırabilmiş, yolda arabamıza aldığımız gezgin beni 40 yaşımda işe güce çoluğa çocuğa kısa süreli de olsa ara verip dünyayı gezebileceğime dair ümitlendirmişti (bakınız: ben kendimin seyyah olabilme ihtimalini sevdim!). Kısacası Niswa’ya  gittiğimiz o gün gayet süper bir ruh hali içindeydim, sanırım en çok da ondan Niswa bana Umman’da gördüğümüz yerlerin en güzeli gibi geldi; siz giderseniz lütfen paylaşın izlenimlerinizi.

Niswa’ya Muskat’tan 2 saatlik bir yolculukla ulaşılabiliyor. Biz yolda bayağı oyalandık çünkü ben yol boyu bilimum vaha ve kale tabelalarını takip ederek, spontane bir kararla Samail’e saptım.

Samail'de vaha

Samail’de vaha

Vaha gerçekten pek hoş görünüyordu, Cuma olması nedeniyle hınca hınç araç doluydu ama, onca insan acaba nerelerde saklanmış mangal yakıyor anlayamadık, görünürde yoklardı. Arabayla geçmek bile güzeldi serin suların ve verimli palmiyelerin arasından, yayıla yayıla piknik yapmak çok keyifli olsa gerek.

Samail serin sular

Samail serin sular

Derken Samail’in merkezine geldik. Bana ufacık tefecik, eski, sevimli bir kasaba gibi göründü. Bir de camiimsi bir şey vardı, Cuma namazı nedeniyle çok kalabalık idi, durmayıp kaleye devam ettik. Kalenin, daha ünlülerinin yanında, pek esamesi  okunmasa da bize gayet hoş geldi. Hiç de başka turist olmadan görmek çok güzel bir gerçeklik duygusu kattı olaya. Sonradan internette okudum ki Samail Müslümanlığın ilk yayıldığı yerlerdenmiş. Kimse kusura kalmasın bu İslam aleminin turizme hiç kafası çalışmıyor, başkası olsa nasıl bir turist mıknatısı olacak yer gayet metruk ve unutulmuş duruyor ve bu dediğim rehber kitaplarda bile yok!!!

PANO_20150109_135929

Samail Kalesi

Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik Niswa’ya vardık. En azından tabelalar öyle söyledi ama ortada iki market bir benzinlikten başka bir şey yoktu. Bizse eski bir kale içi ve çarşılar arıyoruz. Dön babam dön yok kale içi, bari benzinliğe soralım dedik. Bu arada kırmızı ışıkta bizi biri durdurdu ve ‘İngilizce biliyor musunuz, ben Niswa’yı arıyorum, sanırım siz de arıyorsunuz’ dedi (evet bayağı dolap beygiri gibi dönmüş olmalıyız ortamda). Sırtında çantası Portekiz’den Afrika üstü taaa Umman’a gelebilmiş bu gezgin de kaybolmuştu şuncacık yerde. Onu arabaya aldık, benzinliğe yol sorduk falan derken Niswa’nın eski kaleiçine vardığımızda saat 4 buçuk olmuştu. Tüh be bir şey göremeyeceğiz, geç oldu derken tam da en civcivli zamanda vardığımızı anladık arabadan iner inmez. Cuma namazı molası bitmiş, esnaf dükkanlarını birer ikişer açıyordu. Arabayı park ederken Umman’da ilk defa gördüğüm bir sokak çöp şiş satıcısı dikkatimi çekti. Zerre kadar aç olmamama rağmen sokak yemeklerine zaafım olduğundan, sokak yemekleri satıcılarının her ülkenin kültürünün vazgeçilmez bir parçası olarak desteklenmesi gerektiğine inandığımdan, gittim bir tane aldım. Elvin’e yedirmeye ne olur ne olmaz cesaret edemedim ama annemle ben gayet leziz bulduk çöp şiş dürümü, midemiz de sağ salim atlattı bu badireyi 😉

IMG_20150109_160010

Niswa yolunda ayrıntı

Niswa kaleici

Niswa kaleiçi

Niswa’nın kale içinde, ufak tefek geleneksel dükkanların arasında dolaşmak çok keyifli gerçekten. Daracık sokaklarda dolaştıkça insan, Niswa’nın Umman’ın ilk başkenti, sanat, kültür, gelişmiş tarım ve ticaret merkezi olduğunun izlerini halen görebiliyor.

IMG_20150109_164840

Niswa carsisi

Niswa çarşısı

Burada da tıpkı Matrah’ın çarşısında olduğu gibi esnaf turiste askıntı olmuyor ve halen otantik havayı koklayabiliyorsunuz, özellikle yiyecek pazarları bölümünde.

Niswa yiyecek pazarlarindan görüntüler

Niswa yiyecek pazarlarindan görüntüler

Niswa yiyecek pazarlarindan görüntüler

Niswa yiyecek pazarlarindan görüntüler

Niswa’nın çok güzel de camiileri varmış, en ünlülerinden Jama Camii zamanında etkin bir eğitim ve kültür merkezi rolü de üstlenmiş. Maalesef biz yine saatini tutturamadık, ziyaret saati sadece öğlene kadarmiş göremedik içini.

Jama Camii girisi

Jama Camii girişi

Niswa sakinleri

Niswa sakinleri

Niswa’ya pek de doyamasak da ben illa Jibran kalesini görmek istiyorum diye tutturunca, hava kararmadan orada olabilmek için fazla oyalanmadan yine yola düştük. Gel gör ki Cuma sonrası tüm ahali merkeze aktığından felaket bir trafik vardı ve şehirden çıkışımız yarım saati bulunca Jibran’a vardığımızda yıldızlar seçiliyordu, ziyaret saati de tabii ki bitmişti.

Jibran Kalesi

Jibran Kalesi

Yine de bir fotoğraf çekelim diye indik ve Jibran’ın sakinleri bize bu macerada eşlik etti.

Jibran Kalesi sakinleri ile

Jibran Kalesi sakinleri ile

Muskat’a döndüğümüzde yorgun, mutlu ama açtık. Yine Hint mutfağını çok sevdiğim için ama daha da önemlisi ortamın otantik ve yemeklerin güzel olacağına dair elimde önceki Thai örnegine nazaran cok daha net kanıtlar olduğu için Mumtaz Mahal isimli Kuzey Hindistan yöresinin yemeklerinde uzmanlaşmış restorana gidelim dedim. Bir sebep de bu restoranın Umman’ın akşamları kalbinin attığı mekanlardan olan Qurum Park’ının tepesinde konuşlanması ve şahane bir manzaraya sahip olması. Gittik ki ne görelim restoran ana baba günü gibi. Bu arada herkesler pür şıktı, biz ise tüm gün gezdiğimiz kılıklar içinde terli ve paspaldık! Muhtemelen kılığımıza bakıp yer yok dediler tühlendik. Elvin’in uyku saati de geliyor 1 saate nereyi bulacağız da yemek yiyeceğiz, bari paket yaptırabilir miyiz soralım dedik. Elvin’le geri döndüm, küçük çocuğu gören kapıdaki adam yumuşadı, ‘manzaralı olsun diye tutturmazsanız, 10 dakikaya iç tarafta bir masam boşalıyor’ dedi, biz de mest olduk tabii! Bu arada bir önceki yazımda bahsettiğim üzere Umman’da otellerin restoran ve barları hariç sayılı işletmede alkol servis edilebiliyor ve bu Hint restoranı onlardan biri. Ona rağmen yine yerel halk ile yabancı turist ve expatler ahenk içinde yemeklerini birlikte yiyorlardı. Yerel halk iykk orada kafirler içki tüketiyor, ben gitmem demediği gibi içen kesim de diğerlerine gayet saygılı idi. Valla İslam dini egemen yaşam tarzına sempatiniz artsın istiyorsanız Umman’a gidin bence.

Bu sefer bingo! Yemekler çok başarılı idi, parmaklarımızı yedik neredeyse. Sunumlar da bir o kadar şıktı. Mumtaz Mahal iyi bir adres Muskat’ta, kesin bilgi yayalım!

2 Kadın ve 1 Terrible 2 için Umman Macerası’nın Sonu

Birlikte 5 güzel gün geçirdik Umman’da şimdiye dek. Son günümüzü kısaca anlatayım, sonra da hep beraber denize nazır nargile eşliğinde Umman’ın bana düşündürdüklerini konuşalım son olarak.

Umman’a sözde Ocak ayında deniz güneş kuma doyabilelim diye gitmiştik ama 5 gün oradan oraya koşturduğumuzdan gezme amaçlı burnumuzun dibindeki güzelim plaja bile akşam 6’dan önce inememiştik. Hal böyle olunca son kalan saatlerimizde, gördüğümüz en güzel plajlar sıralamasında rahatlıkla ilk 5’i zorlayacak sahillerin hakkını verelim istedik. Yine akıllanmayıp ilk başta Shangri—la otelin plajına gitmeyi düşündük. 15 euro kadar bir ücret karşılığı tüm gün tüm tesisten yararlanabildiğiniz gibi açık büfe yeyip içebiliyormuşsunuz. Ama apartmanı öğleden sonra teslim etmemiz gerektiginden, halen ziyaret saatini denk getirip göremediğimiz Sultan Quaboos’un camiisini görme ümidimiz olduğundan, ben son kez Marina Cafe’de nargile içeceğim diye tutturduğumdan yine 30-40 km git gel yapıp zaman kaybetmek yerine, burnumuzun dibindeki halk plajına gidip tüm gün tembellik ettik sonunda.

Sahildeyiiiz!

Sahildeyiiiz!

İyi ki öyle yapmışız, bu sayede geçenlerdeki EXPO ziyaretim sırasında öğrendiğim, ülkenin geleneksel değerlerinden biri sayılan Umman’a özgü balık avı stiline birebir şahit olmuş olduk, ilginç bir tecrübe oldu.

IMG_20150110_122817

Umman usulü balik avi gercegi ve temsili (Expo2015)

Umman usulü balık avı gerçeği ve temsili (Expo2015)

Akşam valizleri hazırla arabayı yükle derken yemek saati geldi. Böylelikle Umman’da son gurme durağımız olan, birkaç kişi tarafından tavsiye edilen Kargeen Cafe’yi de gitmeden aradan çıkartmış olduk. Yerini bulmanın oldukça zor olması sizi yıldırmasın, karşılığında gayet huzurlu bir bahçede süper mangal ve türevi yemekler, yıldızların altında hoş sohbet muhabbet bekliyor sizi. Bu arada porsiyonlar devasa, gözünüz dönmesin ısmarlarken, sunumlar çok güzel. Yerel halktan gelen istek üzerine bir de pizza bölümü açmışlar, biz İtalya’da değiliz yav diye denemedik, yerel lezzetleri tattık ama pizzaların görüntüsü gayet iştah kabartan cinstendi, ilgilisine duyurulur.

Kargeen Cafe'de mangal keyfi

Kargeen Cafe’de mangal keyfi

Bu güzel yemeğin üzerine, sabah erken olan ziyaret saatini bir türlü denk getirip de gidemediğimiz camiinin bari gece görüntüsünü arabadan da olsa görelim diye Sultan Quaboos’un Camii’ne gittik. Bu sosyal projeyi Elvin’i gece uçağında uyutmak adlı stratejik çalışma ile birleştirdik, keza yemek üstü camii yolunda arabada uyuyakalırsa hiç uyandırmadan uçağa bindirebilirdik belki kimbilir?! Ve bir bingo daha! Gelirken ki hiçbir çarşı kuralına uymayan evdeki hesaplar bu sefer tıkır tıkır işledi, bizim gezgin iki yaş canavarı dönüş uçağında mışıl mışıl uyuyaraktan bana güzel bir kıyak çekti 🙂

Sultan Quaboos Camii'nin gece görüntüsü

Sultan Quaboos Camii’nin gece görüntüsü

Yorgun mini gezgin

Yorgun mini gezgin

Şimdi son söz için o öğleden sonra Marina Cafe’ye geri dönelim. Tabii ki denize nazır kavunlu nargilemi fokurdatırken, Umman’dan bende kalanları düşündüm kafamda. Birincisi, ben buraya bir daha gelirim hissi ki bu benim gibi her seyahatte değişik yerler görmek isteyen biri için ilginç bir gelişme. Bu hissin sebebi sadece 5 günde ülkenin her tarafını gezemediğimiz için, o gidemediğim Salalah´i görmek, yüzemediğim vahalarında yüzmek için değil. Daha da önemlisi bana gayet huzurlu, medeni gelen bu hayatı rölantiye almış ülkenin insanlarını daha yakından tanıyabilmek için. Hem küçük çocukla olduğumuzdan hem zaman kısıtlı olduğundan öyle çok yerel halka karışamadık bu sefer.

Expo Milano 2015´te Umman Pavilyonu

Expo Milano 2015’te Umman Pavilyonu

Acaba bizi bu çok etkileyen “ılımlı İslam”, tam tolerans modelini gerçekten öyle olması gerektiğine inandıkları için mi yaşıyorlar yoksa bu onlara giydirilen bir giysi mi? Mesela üniversite çağında bir Ummanlı ne bekler yaşamdan, ne yer ne içer, nerelere seyahat etmek ister? Ummanlı kadınlar bir yandan gayet özgür bir görüntü çizerken diğer yandan nasıl bir toplumsal rol üstlenmek durumunda kalıyorlar? Bu ve bunun gibi pek çok aklıma takılan sorunun cevabını aramak için tekrar gideceğim bir gün Umman’a! Bir de Marina ya da Kargeen Cafe’de bir daha nargile içmek için tabii ki 🙂

Son sözüm ise blog sahibi sevgili Şilan’a. Yaşanan güzellikler paylaştıkça artar felsefesinde bir insan olarak bu güne kadar nice seyahat anımı  kitlelerle (!) paylaşmak istediysem de üşengeçliğimden eyleme geçememiştim. Beni gaza getirerek ve lojistik destek sağlayarak bu isteğimi mümkün kılan Şilan’a hepinizin huzurunda çok teşekkür ediyorum. Kendisine verdiğim sözden dönmemek için söylenerek başladığım yazı dizisi, zaman içinde yoğun iş ve ev tempom arasında kaçıp sığınabildiğim huzurlu bir vahaya dönüştü benim için. Sizlerle en azından Türk gezginler tarafından çok da keşfedilmemiş bu ülkede biriktirdiğim anılarımı paylaşırken, orada şahit olduğum güzellikleri tekrar tekrar hatırlayıp mutlu oldum, ne kadar şanslı bir insan olduğuma şükrettim durdum.

Umarım yazı dizisini okuyanlarınız buradan ilham alarak, pek de ayağa düşmeden bu özgün, huzurlu ülkeyi keşfe çıkar, dönüşünde anılarını hepimizle paylaşır. O  zamana kadar sağlıcakla kalın, gezmeyi, keşfetmeyi ve bunları sevdiklerinizle paylaşmayı ihmal etmeyin!

Funda Çelikel Esser

Twitter: @fundaesser

Bristol 4: Banksy – Dismaland

Standard

Konuk Yazar: Ceren Aydın Topkaya

Herkese merhaba,

Buralardan Banksy’nin Dismaland’i fırtına gibi geldi ve geçti sevgili okuyucular.

dismaland1

Eğer Dismaland hakkında önden biraz daha bilgi edinmek isterseniz bu eğlenceli videoyu izlemenizi öneririm:

https://www.youtube.com/watch?v=V2NG-MgHqEk&feature=youtu.be

Bu da Banksy íle bu konuda yapılmış bir röportaj:

http://dismaland.co.uk/interview/

Bu arada ilk Bristol yazımda Bristol’ün gururu Banksy’nin İngiltere için ne anlama geldiğini yazmıştım, buradan okuyabilirsiniz.

Dismaland sadece Eylül ayı boyunca, daha doğrusu 21 Ağustos – 27 Eylül arasında açıktı, ve kısıtlı zaman olduğu için ilgi büyük oldu, bir de acayip bir gizem yaratıldı önce, sonrasında birden her yerde Dismaland haberleri görmeye başladık, bilet almak işkence oldu, bunlar hep deneyimin bir parçası dendi, vs vs, süper bir pazarlama dersi çıkar bu konudan.

Türk kafası olarak küçük bir hesap yapmak istiyorum size, 21 Ağustos – 27 Eylül arasında 38 gün var, gün içerisinde 11.00 – 13.00 – 16.00 – 19.00 ve 21.00 olmak üzere beş oturumda aldılar insanları (sabah 11- akşam 11 arası açıktı) ve her seferinde 1000 biletli ve 1000 biletsiz kişi aldılar, Cuma akşamları konserler vardı (25 eylül kapanış haftasında Bristol’ün diğer gururu Massive Attack konser verecekti ama iptal ettiler), konser için içeri alacakları ekstra kişileri de sayarsak kabaca 40.000 – 50.000 kişi ziyaret etti. Her oturumun biletleri haftalar öncesinen satıldı, her gün deli kuyruklar oluştu. Ama Ceren Aydın Topkaya bir şekilde bilet almayı başardı, sizler için hepsi 🙂

dismaland2

Dismaland’in bulunduğu yer Weston – Super – Mare diye Bristol merkeze 40 dakika mesafede bir yerdi, tren vs de var, ulaşım kolaydı o yüzden. Bilet bulamama, web sitesinin çökmesi gözümüzü korkuttu, dedik ki sabah erken ilk oturuma gidelim. 6 Eylül Pazar sabahını seçtik, çünkü dedik ki 7 Eylül’de okullar başlayacak, belki gelen az olur. Haha, yanılmıştık.  Sabah gittiğimizde iki ayrı bölüm olduğunu gördük, biletliler ve biletsizler. Mecbur biletsizlerin olduğu bize kilometrelerce gibi gelen sıranın arkasına girdik. Biletlilerin girmesi 45 dakikayı buldu, 10 dakika kadar biletsizlerden aldılar, yani neredeyse bir saattir kuzu kuzu bekliyorduk, sonra dediler ki kapasite doldu, artık çıkan kişi miktarı kadar kişiyi içeri alacağız. Ollldu dedik ve mecbur döndük. O gün Dismaland’e ancak bu kadar yaklaşabildik.

Ordaa bir Dismaland var uzaktaa, o Dismalaand bizim Dismaland’imizdiiir...

Ordaa bir Dismaland var uzaktaa, o Dismalaand bizim Dismaland’imizdiiir…

dismaland4

Biz de dedik Weston-Super-Mare’i gezelim, güzel bir hava vardı, sahilde yürüyüş yaptık, Grand Pier’i gezdik.

Weston – Super – Mare – Gördüğünüz dönme dolap Dismaland dönme dolabı değil, burada da London Eye gibi büyük güzel bi dönme dolap var, Dismaland taa en uçta.

Weston – Super – Mare – Gördüğünüz dönme dolap Dismaland dönme dolabı değil, burada da London Eye gibi büyük güzel bi dönme dolap var, Dismaland taa en uçta.

Eeee sadede gel,  Dismaland’i anlat demeyin efendim, bunlar hep deneyimin bir parçası 🙂 Neyse ben o gün biraz hırslandım, bilet bulmayı kafama koydum, 14-20 Eylül haftası biletleri 9 Eylül sabahı saat 10.00’da satılmaya başlayacaktı. 9.59’da hazırdım, 10.01’de web sitesi çökmüştü, ama ben hırslanmıştım bir kere, 10.04’te 17 Eylül için bilet kapmayı başarmıştım. Ve bir çok oturum için çoktaan “sold out” yazıyordu bile. Biletler çok pahalı değil bu arada, kapıdan alırsanız 3 pound, internetten alırsanız 5 pound.

dismaland6

Vee 17 Eylül geldi, tahmin edin hava nasıldı? Bildiniz, deli gibi yağmur yağıyordu, 45 dakika yağmur altında şemsiyelere sığınarak bekledikten sonra sıramız geldi ve Dismaland’e adım attık.

dismaland7

Hayır atamadık, kapıda güvenliğe takıldık, bilmem fark ettiniz mi güvenlik kapıları ve odadaki her şey kartondan. Sinirle 45 dakika ben bunun için mi bekledim diye gülmeyin, görevliler de deneyimin bir parçası tabi ki, gelip size ne gülüyorsun diyorlar, laf sokuyorlar. İçerde yukarda gördüğünüz Dismal yazılı ceketleri takan ve Mickey Mouse kulaklıkları giymiş görevliler size yardım etmemek ve gülümsememek, mümkün olduğu kadar bıkkın görünmek için talimat almışlar. Biri yanıma gelip niye geldin ki buraya, sen ne anlarsın ki bunlardan falan dedi 🙂 Bir başkasından Dismaland dergisi var, hediyelik gibi bir şey, onu alacağım, parayla alıyorum bu arada, bedava değil içerde hiç bir şey, parayı aldı kafama attı dergiyi! Gülüp geçiyorsun.

dismaland8

Vee bu sefer içeri gerçekten adım attık, ama öyle heyecanlanmışım ki fotoğraf titremiş. Ne yazık ki döndükten sonra fark ettim. Tabi girince içeri bir an inanamıyorsunuz, gerçekten başardım mı, içerde miyim oluyorsunuz, yemin ederim ki öyle. Tabi aman çok kalabalık olmadan önemli olanları görelim, hem yağmur da durdu, başlamadan tekrar acele edelim deyip koştura koştura ilk Cinderella’nın kalesini görmeye gittik. Normalde Cinderella kalesinin önünde bir de deniz kızı heykeli olması lazımdı, ama bizim gittiğimiz zaman kaldırmışlardı. Kale Block 9 isimli bir grubun, içindeki Cinderella ise Banksy’nin eserleri.

Daha net fotoğraflar:

http://www.dailymail.co.uk/news/article-3204653/Come-eat-cold-chips-sound-crying-children-Banksy-confirms-opening-Dismaland-seaside-bemusement-park-art-exhibition.html

Sağdaki Cinderella, soldaki de Big Rig Jig ( bale yapan, iç içe geçmiş iki tır – Eser sahibi Mike Ross – 7 kişi tarafında 3 ayda yapılmış, ilk Amerika’daki Burning Man festivalinde sergilenmiş, oradan buraya nasıl taşındı hiç bir fikrim yok)

Tabi burası Walt Disney’in Disneyland’ının tam tersi olarak tasarlandı, hatta içeri sokulması yasak olanların listesi şu şekilde: Bıçaklar-sprey boyalar- uyuşturucu ve Walt Disney avukatları.

Bu arada ne nerde kafanızda daha iyi canlandırabilmeniz için Dismaland haritasını da ekliyorum.

Bu arada ne nerde kafanızda daha iyi canlandırabilmeniz için Dismaland haritasını da ekliyorum.

dismaland10

Kalenin içinde kaza yapmış ve ölmüş Cinderella’yı görüyorsunuz, paparazziler de çılgınca fotoğraf çekiyor. Bu konu Leydi Diana’nın ölümünün birebir aynısı şeklinde tasarlandığı için çok eleştiri aldı, beni de çok rahatsız eden bir imajdı, hatta fotoğraf çekmeye utandım.

Banksy

Banksy

dismaland12

Winning is strictly prohibited – David Shrigley / bu arkada; aynı zamanda içerde atılan balonları da yapmış. Balonların üzerinde I am an Imbecile yazıyor.

Winning is strictly prohibited – David Shrigley / bu arkada; aynı zamanda içerde atılan balonları da yapmış. Balonların üzerinde I am an Imbecile yazıyor.

Embesil balonları – Arkada Suriyeli sanatçı Tammam Azzam’ın Şam’da bir yıkılmış bir binaya çizdiği Gustav Klimt – Öpücük eserinin fotoğrafı

Embesil balonları – Arkada Suriyeli sanatçı Tammam Azzam’ın Şam’da bir yıkılmış bir binaya çizdiği Gustav Klimt – Öpücük eserinin fotoğrafı

Bu arada farklı ropörtajlardan ve kaynaklardan derlediğim bazı bilgiler… Banksy’nin bu mekanı seçmesinin nedeni burada eskiden Tropikana diye bir eğlence parkı olması ve kendisinin 17 yaşına kadar her yaz buraya gitmesiymiş. Amacı gerçekten insanları eğlendirmekmiş, hipster olacağım, herkes ne yapıyorsa tersini yapacağım diye bir derdi yokmuş. 17 ülkeden 50’den fazla sanatçının imzası varmış burada, ve hepsiyle tek tek kendisi irtibata geçmiş. Sadece iki kişi projeye hayır demiş. Damien Hirst gibi, Dietrich Wegner gibi kendisiyle ün konusuna yarışan isimler de var burada. Bu  tek seferlik br şeydi, her seferinde  yeniden yapmayacağız da demiş. Toplam hazırlık altı ay kadar sürmüş.

Bu arada herkes Dismaland’e bayıldı diye bir şey yok. Bu mesela Guardian gazetesinde çıkmış bir eleştiri:

http://www.theguardian.com/artanddesign/jonathanjonesblog/2015/aug/21/in-dismaland-banksy-has-created-something-truly-depressing

Un-fuck the system

Un-fuck the system

Banksy

Banksy

Diğer Banksy

Diğer Banksy

dismaland18

Caitlin Moran – Bota doluşturulmuş mültecileri Sahil botu kovalıyor. Sabit değil, rastgele hareket edıyorlar. Bazen yakalıyor, bazen botlar tam zamanında kaçıyor. Ölüm kalım savaşını çok etkileyici bir şekilde göstermiş.

dismaland19

Bu da Banksy – Banksy büyük adam – ya da kadın – ya da ekip. Bir gün hepimizin martılara yem olacağımızı biliyor, kuşlardan korkan beni haklı çıkardı.

Bu da Banksy – Banksy büyük adam – ya da kadın – ya da ekip. Bir gün hepimizin martılara yem olacağımızı biliyor, kuşlardan korkan beni haklı çıkardı.

Bu arada Banksy’nin bir de Grim Reaper – Azrail diye bir eseri var, Azrail çarpışan otolara binmiş, Bee Gees – Staying Alive şarkısı eşliğinde dönüyor, şov yapıyor. Bayağı eğlenceli.

https://www.youtube.com/watch?v=1ZRvJeROJiU

Dönme dolap – çok masum değil mi?

Dönme dolap – çok masum değil mi?

Hayır değil – Çünkü atlardan lazanya yapıyorlar.

Hayır değil – Çünkü atlardan lazanya yapıyorlar.

Paco Pomet – Kurabiye canavı – Benim favorim

Paco Pomet – Kurabiye canavı – Benim favorim

Dietrich Wegner’in aynı zamanda ağaç ev de olan, atom bombasının mantar bulutundan eseri

Dietrich Wegner’in aynı zamanda ağaç ev de olan, atom bombasının mantar bulutundan eseri

Tabi ki Ingiltere siyaseti de atlanmıyor.

Tabi ki Ingiltere siyaseti de atlanmıyor.

Kısaca anlatabildim mi, ya da gösterebildim mi, size oranın hissiyatını yaşatabildim mi bilmiyorum.  Ama kesinlikle etkileyiciydi, çok ciddi bir çalışmanın sonucu olduğu belliydi. Ben daha iyisini yaparım yeaa diyenlere hodri meydan diyorum.

Benden şimdilik bu kadar.

Herkese iyi gezmeler..

Twitter: @cerenayayay

Instagram: gezcerengez